8/10
·224 syf.··
2022 12. kitabı
Kitap, Hiduizm, Budizm ve Caynizmdeki Karma-Tenasüh inancını ele alıp karşılaştırmaktadır. Yazarımız, Karma'nın, birbirinden oldukça farklı görüş ve anlayışları savunan, Carvaka ekolü hariç bütün Hint düşünce ve dini sistemlerince kabul edilen ortak bir inancın adıdı olduğunu açıklamaktadır. O'nun, söz konusu bu sistemler tarafından bazen kozmik düzeni ifade eden bir prensip, çoğu zaman da ahlâki eskatolojik bir inanç olarak görüldüğü ve "Karma", kozmik düzeni ifade eden bir yasa olarak düşünüldüğünde, Vedalar dönemi rta (sabit veya yerleşik düzen, kural, ilahi hukuk veya gerçek) anlayışının Upanişadlar ve daha sonraki Hint düşüncesinde yer alan bir devamı veya uzantısı olarak görülebileceğini, O'nun ahlâki ve eskatolojik öneme sahip bir inanç olarak ele alındığında ise, fert tarafından iradî olarak icra edilen bedensel, sözel ve zihinsel her fiilin mutlaka ahlaki niteliğine uygun bir sonuç ortaya çıkarmasını; ve böyle bir sonucun faili kayıtlayıcı nitelikte bir sonuç olacağını ifade eden bir inanç olduğunu söylemektedir. Daha sonta ise İradi fiillerin sonucunda ortaya çıkan, gözle görülemez nitelikteki böyle bir sonuç, fiilin tamamlanmasından hemen sonra veya mevcut varoluş süresinde daha sonra etkisini gösterebileceği gibi, ölümden sonra ruhun gideceği âlemler olarak tasvir edilen svarga, pitryana, devayana ve naraka gibi metafizik mekânlarda haz veya elem şeklinde de semeresini verebileceğini veyahut da ruhun yeniden yeryüzünde bedenleşmesinden sonra, başka varoluşta tesirini göstereceğini anlatmaktadır. Sonrasında da Karmik sonuçların etkisinin sadece içinde yaşadığımız varoluş süresiyle sınırlı kalmayıp, ölüm ötesi başka âlemlere veya yeni varoluşlara taşınabilmesinin mümkün oluşu dolayısıyladır ki, Hint karma inancı gerek kutsal literatürde gerekse bu kutsal literatüre dayanan felsefi sistemlerde sürekli olarak tenasüh inancı ile birlikte ele alınmış ve söz konusu bu iki inanç bir madalyonun iki yüzü şeklinde düşünülerek karma-tenasüh inancı şeklinde şöhret bulduğunu, Karma-tenasüh inancı Hint düşüncesinde ilk olarak, açık seçik bir tarzda Upanişadlarda ortaya çıktığını, her ne kadar Vedalar ve Brahmanalarda yer alan yajna, sradha ve istapurta törenleri ve rta kanunu gibi bazı inançlarda karma-tenasüh inancının özelliklerinden bir kısmını bulabilmek mümkün ise de, söz konusu bu inançlardan herhangi birini veya tamamını bu inançla özdeşleştirebilmenin mümkün olmadığını ve karma-tenasüh inancı, Upanişadlardan sonra hem Hinduizm içerisinde ortaya çıkan hemen hemen bütün felsefi ve dinî mezheplerce, hem de Caynizm, Budizm ve Sihizm gibi yine aynı bölgede ortaya çıkan ve gelişen ayrı dinî sistemler tarafından benimsendiğini, hatta bu dinî sistemlerden Caynizmde karma-tenasüh inancı öylesine ayrıntılı olarak ele alınıp incelenmiştir ki, Upanişadlarda ve Bhagavadgita'da ifade edilen aynı anlayışla ilgili birçok problem ancak Caynistlerin bu çalışmaları sayesinde çözümlenmiş ve anlaşılabilmiş olduğunu açıklamaktadır. Sonrasında da Hintlilere göre karma-tenasüh inancı, ahlâki bir nedensellik kanunu olmanın ötesinde, kişiyi hem geçmişe hem de geleceğe bağlayan bir bağ rabıta olduğunu söyler. O'nun, geçmişle olan ilişkisi göz önüne alındığında, insanı önemli ölçüde kayıtlayan, bağımsız olarak iş yapmasını engelleyen bir bağ olarak görülebileceğini, muhtemelen o, kendi mensupları ve diğer bir kısım araştırmacılar tarafından bu özelliğinden otürü, gerek insanlar arasındaki sosyokültürel ve ekonomik farklılıkların, gerekse değişik varlık kategorileri arasındaki bariz farklılıkları izah eden bir inanç olarak telåkki edildiğini söylemektedir. Çünkü, karma-tenasüh anlayışına göre, bireyin içinde yaşadığı sosyo-kültürel çevre, varoluş formu ve kategorisi, sahip olduğu kabiliyet ve diğer psikolojik özellikler onun prarabdha-karma adı da verilen geçmiş karmik birikimleriyle belirlenir. Bundan dolayı söz konusu karmik birikimler ferdin yeni varoluşları için bir tohum veya çekirdek mesabesindedir. Daha sonra ise, bugün yeryüzünde yaşayan her bir varlığın önceki karmik birikimleri farklı olduğu içindir ki, onların mevcut statüleri, sosyo-kültürel ve ekonomik durumları arasında açık farklılıklar olduğunu, hatta, kardeşler arasında görülen psikolojik ve diğer kişilik farklılıklarının sebebi de yine prarabdha-karma olduğunu, dolayısıyla bu durumda varlıklar arasındaki farklılıklar, bir adaletsizlik değil, aksine adaletin bir gereği şeklinde degerlendirilebileceğini söylemektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, Hindu, Budist, Caynist ve Sihler tarafından fizikteki nedensellik kanununun ahlaki alandaki bir uzantısı olarak kabul edilen karma inancı, günlük hayatta karşılaşılan ve insanlarü huzursuz eden birtakım problemlere verdiği pratik izahlarla onları psikolojik açıdan tatmin eden ve böylece sosyal barışın devamında etkili olan bir inanç olarak görülebilir. Ancak, onun, kotüluk problemi gibi felsefeyi ve teistik dinleri asırlardır uğraştıran ve bir türlü çözümlenemeyen bir probleme makul ve rasyonel nitelikli nihai bir çözüm olarak görülmesi yanlıştır. Ayrıca o, bu konuda karşılaşılan her güçlügun üstesinden gelen sihirli bir formül de değildir. Çok karışık bir kitap açıkçası, ya da ben karıştım...
Felsefe-Düşünce
Hint Kökenli Dinlerde Karma İnancının Tenasüh İnancıyla İlişkisiAli İhsan Yitik · Ruh ve Madde Yayınları · 05 okunma
77 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.