·1256 syf.····Okunma: 01 Şubat 2022 04:24 SPOILER
.
.
.
.
.
.
.
Haruki Murakami'nin daha önce İmkansızın Şarkısı ve Sahilde Kafka kitaplarini okumuştum. Benim yazarı fazlasıyla beğenme nedenim yazarın kullandigi dil, karakterlerin kendine özgünlüğü ve benim için en önemlisi kitaplardaki gizemin kitabın bitiminden sonra da devam etmesiydi. Kitapların pek de iyi sonlarla bitmediğini(okuduklarım kadarıyla), okuru değişik duygu ve düşüncelere baş başa bırakıp da tadının damakta kaldığını söyleyebilirim. Japon kültüründen olsa gerek şu ana kadar okuduğum kitapların hepsinde karakterler arası abuk sabuk çarpık ilişkiler ve cinsellik vardı. Ki ben aslında düşünceler ve eylemler ne kadar yanlış ve saçma olsa da buna tanık olmayı, bakış açımı geliştirerek görüşlerimi açmayı, beni daha az şaşırır bir insan yaptığı için seviyorum. Bunların dışında yazar genel kültürü yüksek biri. Kitaplarında müzik ve edebiyat alanından pek çok eser ve kişiden bahsediliyor. Bu açıdan Haruki Murakami sevdiğim bir yazar oldu.
1Q84 serisine gelecek olursak da ben kitabı okurken bir noktadan sonra fantastiğe bağladığını bilmiyordum(bu tamamen benim kişisel sorunum). Bu da gerçek hayata dayalı olduğunu sanarken yaşanan bazı olayları bir mantığa bağlayamadıktan sonra 'acaba bu kitap fantastik miydi' sorusunu sorup da insanı dumura uğratıyor( ki aslında bu biraz komik ve kafa karıştırıcı olsa da olaylara bakış açısını 180 derece değiştiren bir durum. Ayaklarınız yere basarken veya yaşanan gerçek dışı durumları bir mantığa bağlamak için kendinizi zorlarken bir anda aslını kavrayınca ayaklarınız yerden kesiliyor). İşte bunun farkına vardığım noktadan sonra kitaptaki o fantezi dallandı da budaklandı. İşin içine dini cemaat, Little People, havadan pupalar, geçitler, kediler şehri, Aomame'nin vahiy inercesine gelen sezgileri ve kısmi Hz. Meryem vakası girdikten sonra benim aradığım saf ve realistik insan ilişkileri beklentileri haliyle yok oldu (yine benim kişisel sorun). Ama yine de sürükleyici olması açısından kitabı beğenmediğimi söyleyemeyeceğim. Sadece sonuyla beni hayal kırıklığına uğrattı. 3. kitapta anlatım sırasına Uşikava karakteri de dahil oldu. Uşikava'da olayların ilerlemesini değiştirebilecek bir potansiyel varken tatsız bir ölümle aradan çıkarıldığında 'Bu neydi şimdi' tarzı sorular sordum. Bununla bağlantılı olarak yazarın yaptığı Çehov'un silah ilkesi alıntısının da havada kaldığını düşünüyorum. Uşikava bir silahtı. Patlamadı. Aynı şekilde Aomame’nin silahı da hiç patlamadı. Bir ara kitapta reenkarnasyona değinildi. İki dünyada da boğularak öldürülen kişilerin olması bende karakterler arası bir bağ olabileceğini düşündürdü. Ama hiç bahsedilmedi sonrasında. Ve son olarak Tengo ile Aomame kazasız belasız bir araya gelip mutlu sonlarına kavuştular. Mutlu sonları hiç sevmem ve gerçeklikle bağdaştırmam. Mutlu sonla biten kitaplar da bende Disney filmi etkisi yapar. Çünkü damdan düşercesine pat diye her akan su yolunu buluyor genelde. Yine de tam anlamıyla mutlu son diyemeyeceğim, gizemli de denebilecek bir sondu. Kitabı bitirdikten sonra üzerimde derin bir etkisi olmadı.
Daha fazla uzatmadan son noktayı koymak istiyorum. Bu kitabı beğenen çok beğenmiş, beğenmeyen de topa tutmuş. Çöp olduğunu düşünen olduğu gibi başyapıt olduğunu düşünen de var. Bence gayet kendine özgü hoş bir kitap genelinde. Beğendim. Okunur.