Kitabın başında, yeni eğitim sistemiyle zihinleri savaşa ve toplumculuğa yönelik şekillendirilen Nazi Almanyası lise öğrencileri öğretmenin gözünden korkutucu yönleriyle gösteriliyor. Ama kitap ilerledikçe öğretmen ile bu yeni nesil arasındaki fark bulanıklaşıyor. Öğretmen, öğrencilerinin ölümünü hiç umursamıyor, hatta dünyadan kötülük azaldığı için seviniyor. Yaşadığı değişim öğretmene acı veriyor olabilir, ama görüyoruz ki hayat hakkında bilgisiz olan ve şekillendirilmeye müsait olan gençler bir yana, yetişkinler de kendilerini böyle bir ortamda gittikçe kaybedebiliyor. Öğrenciler müfredatlarının nefrete ilişkin kısmını iyi özümse de, belki de ergen olmalarının sonucu olarak, kendilerini yalnızca toplumun bir parçası olarak değil, birey olarak görmeye devam ediyorlar. Bireyselliği kaybettirme belki yetişkinler üzerinde işe yarıyordur, bilmiyorum.
Toplumun bir bütün olarak rayından çıkması, hümanistlerin bile olayları kanıksar hale gelmesi ve ahlak pusulalarını kaybetmesi, öğretmenin Tanrı arayışı ve genel olarak o dönemin atmosferinin hissettirilmesi bence çok iyiydi.