Ahlaksız bir kadının yaşadıkları, hovarda bir yazarın elinden geçince, büyük bir aşk romanı gibi olmuş.
Yazar, kadını umursamıyor, tanımıyor bile. Ama kadının hayatı, bu platonik aşk yüzünden mahvolmuş, kararmış, rezil olmuş, çocuğu ölmüş, kendi de ölmüş.. Tüm bu felaketleri yaşamasına rağmen diyor ki, “yine aynısını yapardım.”
Eee, bunu diyen kadın değil tabi ki, kitabı yazan Stefan..
Kadın:
“… seni hep sevdim ve benimle karşılaştığın anı hep kutsadım. Ve bir defa daha o saatlerin cehennemini yaşamak zorunda kalsaydım, ve beni neyin beklediğini önceden bilseydim de, yapmış olduklarımın hepsini yine yapardım, sevgili, bir defa daha, binlerce defa yapardım.”
Sayfa 38
Ama maalesef bunu diyen sanki kadınmış gibi, birçok yerde buna benzer cümleler kadınların ağzından duyulur oldu.. Birçok yazar da aynı artistçe sözleri kullanır oldu. “Yine aynısını yaşardım”… Hadi ordan.. Arkana bile bakmadan kaçardın. Felaketi yaşamayı bırak, sana böyle bir felaketi yaşatacak erkeğin konusunu aldığında, hissettiğinde hemen uzaklaşıp kaçardın.
1922’de yazılan bu kitap, başka yazarları da etkilemiş olmalı. Aynı cümleleri alıp kullananlar var. Halbuki bu cümleyi, felaketi yaşayan kadın değil, Stefan yazıyor!..
Kız 13 yaşında iken karşı daireye taşınan 25 yaşındaki yazarla karşılaşıyor.
3 yıl boyunca platonik aşk yaşıyor, yazarı takip ediyor. Sonra kız ailesiyle birlikte başka şehre taşınıyor. 5 yıl boyunca hiç unutmuyor. Sonra yazarın yaşadığı şehre iş bahanesiyle taşınıyor.
18 yaşında iken evinin önünde birkaç gün görmek, fark edilmek için bekliyor.
Yazarın anlattığına göre hiç itiraz etmeden birlikte yemeğe çıkıyorlar, evine gidiyorlar ve birlikte oluyorlar. Yazar belki de kendini masum göstermek için kızın hiç naz yapmadığını, itiraz etmediğini, tereddüt etmediğini yazıyor ilk başlarda. Ama sonlarda kızın o gün korkararak titrediğine dair cümleler de geçiyor.
“..bir kadın, çok arzulu olsa da kendini kolay teslim etmez” diyor kadın. 29.sayfa.
3 farklı gece birlikte olmuşlar ve onlardan birinde kız hamile kalmış.
Çocuğu gizliyor yazardan. İnanmaz diye. Değişik bir kafa yapısı var kızın.
Çocuk olduktan sonra kadın ve yüzü değişiyor. Yazar kadını sokakta gördüğünde tanımıyor. Yabancı gibi bakıyor. Ama kadın onu biliyor. 43.sayfa
Başka kimseyle birlikte olmadım diyor ama kızın ahlakı biraz sorunlu gibi. Çünkü çocuk olduktan sonra zengin erkeklerle para karşılığı birlikte olmuş. Bazıları ile 2 yıl arkadaşlığı devam etmiş.
Alsında Allah o çocuğa yardım etmiş. Babadan uzak, anne ahlaksız bir kadın. Sürekli farklı erkeklerle birlikte. Çocuk yaklaşık 11 yaşında ve bunu az da olsa anlar. Yaşasaydı hayatı berbat ve acı içinde geçerdi. Allah kurtarmış.
Mektup yazıldığında, yani çocuk ve kadın öldüğünde; çocuk 11 yaşında, kadın 29, adam 41 yaklaşık olarak.
Grip çocuğu öldürdü diyor ama hemen sonrasında kendi de ölüyor. Çocuğu öldürüp, sonra kendini de öldürmüş olabilir. Çünkü yazarla son birlikteliğinde adamdan nefret edercesine öfkelenmişti. Yazar onu aşağılamıştı. Ve hiç tanımıyordu. Hizmetli adam bile tanımıştı gözlerinden ama yazar tanımamıştı. Belki tanımazlıktan geliyordu. Belki bilerek roman gereği ayrıntıyı sakladı.
Yazar, kadının tüm bu aşkını, çilesini, mektuptan okuyup öğrendiğinde, ona rüya gibi, bulanık, karmaşık bir hatırlama gibi geliyor…
Kitapta çok kez “Çocuğumuz öldü, bizim çocuğumuz” cümlesi geçiyor. Umursamazlık, duygusuzluk, soğukluk bir çocuğu öldürdü..
Aslında çocuğu kadının kendi öldürüyor. Babasından uzak tutarak, başka adamlarla yatarak. Yattığı adamlardan biri, küçücük çocuğu yatılı bir ilkokula göndermesini istemiş zaten.
Kitaptan çıkarılacak ders bence şu olmalı. Size felaketler yaşatma ihtimali olan biriyle karşılaştığınızda, arkanıza bile bakmadan kaçın. Böyle felaketleri yaşayıp “yine yaşardım” gibi beylik laflar, sadece kitaplarda olur… Veya sadece kelimelerde kalır… Bu felaketleri yaşayanlar, için için kendilerini yerler, bitirirler ve ölü gibidirler.
Kitapla ilgili söyleyeceğim son şey, ilk söylediğimle aynı:
Ahlaksız bir kadının yaşadıkları, hovarda bir yazarın elinden geçince, büyük bir aşk romanı gibi olmuş.