Haşhaş Savaşı'na çok büyük umutlar ile başlamıştım. Sevmedim diyemiyorum ama çok sevdiğimi de söyleyemem, benim için ortalarda bir yerde. Kötü değildi ama abartıldığı kadar iyi de değildi. Yazarın kitabı yazdığı yaşı göz önünde bulundurarak övgüyü hak ediyor ama bu kadar; harika veya bayıldım diyebileceğim bir kitap değildi. Bazı kitaplar o kadar övülüyor, o kadar övülüyor ki nedense okurken beklentimi karşılamıyor. Bugüne kadar bu beklentiyi karşılayan tek seri Kızıl İsyan'dı sanırım. Sonrası hep hayal kırıklığı...
Kitapta beni rahatsız eden birkaç şey oldu. Kitabı okurken kurguya çok fazla müdahale edilmiş gibi hissettim, bazı şeyler beni rahatsız etti. Kitabı bitirip teşekkür kısmına denk geldiğimde de tahminimde yanılmadığımı gördüm. Editör kendini yazarla karıştırıp fazla müdahalede bulunmuş sanırım. Sürekli bir yarım bırakılmışlık hissi, bazı karakterlerin göze fazla batırılıp, sonra birden hiç var olmamış gibi ortadan kaybolması ve sonra tekrar ortaya çıkıp karakteri ilerletecek sahnelerde yer alması... Sadece karakterlerde değil, konunun ilerleyişi birçok açıdan beni rahatsız etti.
Kitapta en sevmediğim karakter Rin'di. Kolay kolay bir ana karaktere antipati geliştirmem ama kendisini pek sevemedim. Belki aşağılık kompleksinden dolayı bilemiyorum. Öyle olması da gayet doğal çünkü hiç sevilmemiş bir karakterdi Rin ama rahatsız etti işte. Kitaplarda sürekli güç, güçlü olmalıyım diye dolanan karakterleri hiçbir zaman sevemiyorum maalesef.
Son sayfalarda özellikle ne oldu, ne bitti anlayamadım. Kitapta birkaç seneyi okuduk belki bana birkaç seneyi değil, birkaç ayı okumuşum hissi verdiğinden dolayı bilemiyorum ama karakter gelişimi kısmı ve sonuç benim için tatmin edici değildi. Üzerine değinilmesi gereken konular üstün körü geçilmiş, gereksiz olmayan ama o kadar da gerekli olmayan kısımlar fazla uzatılmış gibiydi.
Kitaptaki savaş sahneleri veya savaş kısımları benim için çok hayret verici olmadı doğrusu. Çünkü daha önce dinlediğim gerçek savaş hikayelerinde halkın ne tür zulümlere maruz kaldığını büyüklerimden dinlemiştim. İnsanların zalimliği beni şaşırtmadı kısacası, çünkü insanoğlunun ne kadar zalim olabileceğini biliyorum. En bilinen örneklerinden biri 2006 yılında yaşanan Mahmudiye Katliamı. Doğu Karadeniz, Rus işgalinde yaşananları babaannem anlatırken kanım donardı sanki küçükken. Büyüdükçe ne kadar modernleşirsek modernleşelim insanların aynı cani varlıklar olduğunu gördüm maalesef. Kitapta en çok etkilendiğim nokta askerlerin kadınlara, özellikle hamile kadına yaptıkları, çünkü babaannemin anlattıkları gözümde canlandı.
Kitabı belki orijinal dilinde okusam etkisi altına girebilirdim ama çeviriden midir, nedir anlatım tarzı kurguya göre o kadar sönük kalmıştı ki... Gerçekten görkemli bir başyapıt olabilirmiş kitap ama anlatımı zayıf kalmış, aceleye gelmiş maalesef.
Serinin devamını okuyacağım muhakkak, anlatımı beni hayal kırıklığına uğratsa da konunun nasıl ilerleyeceğini merak ediyorum.