·272 syf.····Okunma: 10 Şubat 2022 22:59 SPOILER İÇERİR!
Allah çirkin şansı versin diye boşuna dememiş Atalarımız. Herşeyin fazlası bir gün mutlaka tersine döner ve kişiye zarar verir. Dorian'ın güzelliği de öyle. Gençliğine ve erkek güzelliğine fazlasıyla güvenip kibirli bir hayat yaşayan karakterin başından geçenleri anlatan bu klasiği, gerçek anlamda bir 'klasik' okuma düşüncesiyle almıştım elime. Velhasıl hiç de öyle olmadı.
Çok ünlü bir ressam olan Basil'ın, Dorian'ın portresini yapmasıyla başlıyor kitap ve kitabın üçüncü ana karakteri olan Henry'i Dorian'la tanıştırmasıyla devam ediyor. Aslında hayatının hatasını yapıyor fakat bunu farkettikten sonra pek bir şeyi değiştiremiyor. Henry'nin hayatın her alanında sahip olduğu bilgi ve onları yorumlamaktaki ustalığından oldukça etkileniyor Dorian ve günlerinin çoğunu onunla geçirmeye başlıyor. Toplantılardan tiyatrolara, cemiyetten hatırı sayılır kişilerin yemeklerinden davetlerine koşuyor karakterimiz. Genç yaşıyla ve bebeksi yüzüyle kendinden yaşça büyük kadınları olduğu kadar hemcinslerini de kendine hayran bırakıyor.
Basil, yapmış olduğu portreyi bitirdiğinde onu Dorian'a hediye ediyor. Yapılan resminin kendisinden daha iyi olduğunu anlayan kibirli gencimiz yıllar geçtikçe portresiyle yer değiştirmek istiyor ve yaşlananın kendisi değil, resminin olmasını diliyor Tanrı'dan. Ağzımızdan çıkan her cümleye dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha anlıyoruz burdan. Çünkü evren her söylediğimizi dinliyor gerçekten de..
Dileğinin gerçek olmasını belki de hiç ummayan ve beklemeyen karakterimiz aylar, yıllar geçtikçe bu gerçekle yüzleşiyor ve ruhunun sancılarına engel olamıyor. Portreyi kimseye göstermemesine takılı kaldım ben. Acaba tabloyu bir tek kendisi öyle görüyor olabilir mi? Ama etraftaki herkes 38 yaşına gelmiş olmasına rağmen onun hâlâ genç kalışını ve güzelliğini konuşuyor, bilemedim açıkçası.
Keşke 13. bölüm ve sonrası hiç yazılmamış olsaydı da ben de hiç okumamış olsaydım. Dorian aklımda soylu bir karakter olarak kalsaydı. Gerçi ilk aşkının(!) ölümü sonrası takındığı tavırla beni kendinden soğutmuştu zaten. Henry denen adam kadınlarla ilgili düşüncelerin yüzünden sen berbat bir karaktersin! Söylemeden geçemeyeceğim!
Bu arada eser, Oscar Wilde'ın tek romanı. 1891'de yayınlanan kitabının üzerinden 9 yıl geçmeden eşcinsellikten hüküm giyen yazar, bir otel odasının duvarına "Birimiz gitmeli" yazarak intihar ediyor. Açıkçası ben yazarın hayatını araştırdıktan sonra bu eserin otobiyografi olabileceğini de düşünüyorum. Zira eserin bitişi de bu düşüncelerimi destekler nitelikte. Belki de bana öyle gelmiştir.. Keyifle çevirin sayfaları diyemeyeceğim çünkü hüzünlü bir okuma eşlik edecek size. Sarsıntılara hazır olun, sağlıkla kalın..