·738 syf.····Okunma: 12 Şubat 2022 04:28 "Zemberekkuşu mu? O da ne?"
"Zembereği kuran kuş. Her sabah. Ağaç tepelerinde. Dünyanın zembereğini kurar. Ki kii kii!"
Zemberekkuşu'na dünyadaki zembereği kurduğu için teşekkürler. Kimse bilmese de, orada bir yerlerde dünyanın zembereğini kuruyor. Ki kii kii!
Zemberekkuşu'nun Güncesi benim okuduğum ilk Murakami kitabı ve kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, çok doğru bir tercih yapmışım. Murakami'yi az çok hepimiz duymuşuzdur, biliyoruzdur fakat kısaca bahsetmek gerekirse; Murakami Japon bir yazar ve çevirmendir. "Japon gibi" yazmadığı gerekçesiyle bolca eleştiri alan Murakami, post modern bir yazım tekniğini tercih eder. Kitaplarında sürrealizm, büyülü gerçeklik gibi tekniklerden yararlandığını fark ederiz. Ayrıca bunu büyük bir ustalıkla yapar, öyle ki gerçek ve gerçek dışı dünya arasındaki o ince çizgide yürür gibi hissederken, gerçek dışı olan olayları da olması mümkün gözüyle bakmaya başlamak mümkündür.
Murakami'yi bu kadar sevmemin en temel sebebi galiba Murakami'yi nasıl okumam gerektiğini önceden biliyor olmamdı. İlgim sebebiyle yazarı araştırmıştım ve aslında kitabına başlarken beni nelerin beklediğini kestirebiliyordum. Murakami'nin dünyasına girerken bence bilinmesi gereken bazı şeyler var; en küçük ayrıntılar ve en anlamsız gelen cümleler, kitabın bir noktasında önemli olarak karşınıza çıkabilir. Bu yüzden okurken aslında, hiçbir şeye olmaz gözüyle bakmamak lazım. Mecazi sandığımız uyarılar, aslında gerçek bir durum üzerine olabilir çünkü unutmayın ki, Murakami'nin dünyasında gerçek ve gerçek dışı dünyayı ayıran o görünmez incecik çizgi neredeyse varla yok arasıdır. Kitabın içinde öylesine verilirmiş ve önemsizmiş gibi gözüken sembolleri okumak, kitabın ilerisinde büyük aydınlanmalar yaşamaya sebep olur, bu yüzden dikkatle okumak önemlidir.
Bunlar bir yana, benim Murakami'nin kaleminde sevdiğim bir durum var ki, daha önce hiçbir yazarda bununla karşılaşmış değilim. Öncelikle karakterler müzikle çok ilgili olduğu için, kitabın içinde sürekli müzik önerileri geçmekle birlikte, zaman zaman film ve kitap isimleri de yer alıyor. Kitabın girişinin bir müzikle açılması özellikle, beni kitaba bağlayan çok önemli unsurlardan biri. Bunun haricinde sıradan bir yaşamdan, sıradışı bir yaşama giderken oluşturulan o öykünün dizaynı, ne diyebilirim ki harikaydı tek kelimeyle. 738 sayfalık bir kitap, içinden birçok karakter gelip geçiyor, birçok olay oluyor öyle ki başı ve sonu arasındaki uçuruma hayret ediyorsunuz. Toru Okada elbette çok yorulmuştur fakat okuyucu da, en az onun kadar yorgun çıkıyor bence bu maceralardan.
Kitapla birçok anlamsız şey anlamlı bir hale gelmeye başlıyor. Örneğin kuyunun nasıl bir anlam ifade ettiği değişiyor, tuhaf değil mi? Bence de öyle ama Murakami söz konusu ise eğer, hiçbir şey tuhaf değildir. Çünkü gerçek ve gerçek dışı olan şeyler arasında öyle keskin bir çizgi de yoktur aslında. Tuhaf olaylar ve tuhaf karakterler, hiç de tuhaf görünmeyecekler, işte Murakami. May Kasahara ile felsefi sohbetler yaparken, bir anda perukalar hakkında gereğinden fazla bilgi edinmek çok normalleşecek. Gerçek dünyanın aslında daha karanlık, daha derin bir yerde olduğunu; denizanalarının yaşadığı dünyada olduğunu fark edeceksiniz. Kumiko'nun kırışığı olmayan kıyafetleri, Malta Kano'nun bedensel zerreciklere ilgisi, Tarçın'ın her işi büyük bir ustalıkla gerçekleştirmesi, Muskat'ın çevresindeki herkesin güzel giyinmesi gerekliliği. Isınan mavi leke, kuyu, daha derinlerde bir yer. Anlamsız göründü değil mi? Tıpkı kırmızı plastik şapka gibi.
En anlamsız görünen şeyler, Murakami'nin dünyasında en çok dikkat etmen gerekenlerdir. Çünkü unutma: "İyi haberler genellikle alçak sesle verilir."
"Sen bu dünyadan değilsin. Sen bizimkinden biraz daha yüksek ya da biraz daha alçak aradaki bir dünyadansın."
Galiba biz Murakami okurları, aradaki bir dünyadanız. Bu yüzden bu dünyayı anlamak, bu dünyanın içine girmek bizim için çok da zor olmuyor.