“İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız” demiyor muydu Kafka. demekle de kalmamış tam da böyle bir kitap yazmış, lakin öyle arı sokması gibi ani bir acıyla kendini göstermiyor da, zehrin vücuda yavaş yavaş yayılması gibi kıvrandırıyor insanı satırlar...
.
Başlarda koca bir hukuk sisteminin içine gizlenen yüzeysel bir hikaye gibi görünse de; hikaye ilerledikçe görülüyor ki, bilinmeyenlerin arkasına koca koca gerçekleri serpmiş yazar. gerçi bunu birçok yazar yapabilir ama ne suçun, ne suçlunun hakkındaki iddiaların ne de yargılayanların bilinmediği bir kurguda, okuyucuyu sayfalara kopmaz bağlarla bağlamayı her yazar başaramaz. Kitabı ağır okuyan, sıkılan, eleştiren, anlamlandırmayan okuyucular bile sonuna kadar gelmiştir eminim. Bu da hayranlığımı kazanan dilin akıcılığını kanıtlar niteliktedir.
.
Bazı kitaplarda insan kendini bulur derler ya; bu kitapla tanışmazdan evvel böyle bir kitaba denk geleceğime ihtimal vermiyordum. Josef K. gibi kafası karışık, adalet sistemi içinde hala adaletin varlığını bulmaya çalışırken buluyorum kendimi bazen. Onun arayışları, rahat tavırlarının arkasındaki çırpınışları, sistemin kokuşmuşluğu içinde bayılacak hale gelişi, beklediğinin aksine yaşadığı son... hikayenin içinde vücut buldum diyebilirim.
.
Kitaplığıma ve içsel dünyama böyle değerli bir eseri yerleştirdiğim -evet tam anlamıyla yerleştirdiğim- için kendimi oldukça kazançlı hissettiğim bir gündeyim. Bir kitap bittiğinde tam da böyle hissetmeli insan.. değerine değer katmalı.
.
Geciktirmeden okuyun