Bazı kitaplar yazarın isminin önüne geçer, bazı yazarlar ise yazar olmak için kitaplara ihtiyaç duymazlar. Mizancı Murat da kendi ismi kitabın isminin önüne geçen kişilerden.
Kitaptan önce birkaç eleştiri okuduysanız kitabı okurken bile yarattığı karakterler üzerinden Mizancı Murat'ın kişiliğinden kopamıyorsunuz. Bu basımda önsözden önce Birol Emil'in Mizancı Murat hakkındaki yazısı bu duyguya kapılmakta pek etki yaratıyor.
Romanın otobiyografik olduğu düşünülünce karakterlerin ve olay örgüsünün neden bu kadar uyumlu bir şekilde işlenmiş olduğunu ve romanın böyle sürükleyici olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Romanın sürükleyiciliğini ara sıra sekteye uğratan bazı noktalar ise yazarın muhtelif diyaloglara bile keskin çizgili karakterler ağzıyla toplumsal mesajlar vermeye çalışması olmuş. Öyle ki karakter aradan çıkıp Mizancı Murat'ın sesini işittiğini hissedebilir okuyan kişi. Mesela baş karakterlerden Zehra'nın şahit olduğu ahlaksız bir olay karşısında Zehra'ya söyletilenler veyahut Mansur'un üst düzey bir devlet memuru ile diyaloğu esnasında memuriyet ve devlet meseleleri hakkında söylediklerini Mizancı Murat'ın sesinden işitilir.
Romanda erken dönem Türk romancılığının keskin karakterlerini, batı taklitçiliği konusunu ve bunun yanında padişah (Abdulhamid) taraftarlığına rastlıyoruz. Tabii tarihsel bir bakış açısıyla bunu yazarın dini hassasiyetlerine yoruyorum.