Nazizim ile ilgili bir çok film ve kitapla karşılaşmışsınızdır. Oysa o dönem II. Dünya Savaşı’na girmediği gerekçesiyle ülkemizde hiçbir şey olmadığını düşünüyoruz. Fakat siyasetin oyunlarının sadece silahlarla oynanmadığı da bir gerçek. Struma isimli gemi de buna iyi bir örnek. Ülkeler kendi çıkarlarını güderken aşklar, ayrılıklar, şiirler, şarkılar yaşanıyor. Ruhu olan eserler de böyle durumlarda çıkıyordur belki. Şuram çok acıyor demenin en güzel hali. Öyledir, acı duygusu evrensel olmasına rağmen seninle aynı görüşte olmayan birini çok kolay gözden çıkarır ve zarar verirsin. Okuduğum bir kitapta kötü olduğuna inandığın birisine çok kolay şiddet uygulayabildiğini çünkü insan sıfatından zihnen çıkardığını söylüyordu. Bu yalnızca bize mi özgü bilmiyorum ama gerçekten Türkiye’de her bir aile farklı bir hikaye demek. Aslında çok da anlatılmaz. Öyle hassas bir yapı. Konuşmak dahi zarar verebilir. Fırsat kollayan kötü insanlar da yok mudur? Elbette vardır. Mayanın babaannesinin dediği gibi : "Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!"
Serenad okuduğum ilk Livaneli kitabıydı. Dili, akışı, olayları sıralama tekniği gayet başarılıydı. Benim en çok sevdiğim özelliği ise kurgusunun yalnızca hayal ürünü olmaması, derinliğe sahip olmasıydı. Bu tarz derinliği olan kitaplar seviyorsanız Oğuz Atay ve Orhan Pamuk kitaplarına da göz atabilirsiniz . Ayrıca Türk kültürünü yemekleriyle, İnsanlarıyla, mekanlarıyla, hayat hikayeleriyle, acılarını yaşayış şekilleri ile çok güzel işlemiş.