·160 syf.····Okunma: 21 Şubat 2022 22:58 İhsan Oktay Anar sevdiğim yazarlardan, lakin 2014 tü sanırım bir açıklama yaptı:‘Severek yaptığım, zevk aldığım şeylerden biri de roman yazmaktı. Onu da tükettim’ diyen Anar, ‘Yedi kitap yazdım, artık yeter. Sekizincisini yazarsam, bu bir tür enflasyon demektir. Bu yüzden başka bir türe geçebilirim. Bir işi tadında bırakmak gerekir. Elbette bu benim şahsi kanaatim.’diyerek yazmaya ara vermişti.
Erken emekli olma isteğine üzülmüştüm. Puslu Kıtalar Atlası gibi bir kitabı yazan usta kalemin, kalemi susmamalıydı derken Tiamat ortaya çıktı. Çok sevindim. 156 sayfalık kısacık bir kitap ama öyle çerezlik diye kolay okunur da sanmayınız.Romanlarında genellikle yarı tarihsel yarı fantastik unsurları kullanan Anar, Tiamat kitabında da eski zamanların derin denizlerinde yol alan, savaşan tahtelbahir gemisinin, bir savaş ganimeti olarak başında altından iki melek figürü olan sandığı kendi gemilerine getirmeleriyle kurgu başlıyor. Olağanüstü yani fantastik unsurların eşliğinde gelişen olaylar aktarılırken denizcilipe ait olup kullanılmayan terim kalmıyor sanırım. Eseri zorlayan da bu terimler. Bu terimleri sözlükvari de vermiyor, denizcilerin akıcı konuşması içinde sıradan unsurlar gibi kullanıyor.Dili kullanımadaki kuyumcu titizliği bu kitabında da var. Lakin ben bu durumdan hoşlanmadım. Zira benim denizcilikle alakam yok, abartılı geldi bu yoğunluk. Belki yazara haksızlık olacak ama benim zirve kitabım 'Puslu Kıtalar Atlası'. Her kitabında o kitaptaki gibi beklentiye düşmek hatadır belki ama yazarlık serüveninde belki farklı bir yaklaşım denemek istemiş olma ihtimalini de gözardı etmemek lazım. İhsan Oktay seviyorsanız muhakkak okuyunuz, lakin daha önce hiç yolunuz kesişmediyse Puslu Kıtalar Atlas'ı kitabıyla başlayınız:)