Kitabın ilk kısımları bana çok ilginç geldi çünkü genelde bir suçlunun hikayesini ve yaşantısını bu kadar iyi ve gerçekçi anlatabilmek için bence ya yaşamak ya da yakından gözlemlemek gerekir. Beni başlarda şaşırtan bir diğer konu ise ana karakter olan Alexander'ın yapmış olduğu onca şeyin sadece 15 yaşlarında gerçekleştirdiği gerçeğiydi. O yaşta bunca kötü şeylerin yapılması için mutlaka dış etkenler gibi etkilere maruz kalınması gerektiğini düşündüğimden aile ilişkilerine daha dikkatimi verdim ve sonuç olarak ailesinin de bunca şeyde payı olduğunu düşünüyorum çünkü gördüm ki anne baba karakterlerinin çocuk üzerinde hiçbir etkisi ve yetkisi yok bence bu yüzden ailesine yaptığı gibi etrafındaki kişileri de istediklerini yaptırabileceğini düşünmüş olabilir ama yine de bunca şeyin böyle küçük bir yaşta yapılmış olduğuna dair yeterli bir açıklama olmadığını gördüm. Kitabın ilerleyen kısımlarının daha akıcı olduğunu düşünüyorum.
Alex kendini arkadaş çetesinin lideri olarak görmektedir. Birbirlerinin suç ortaklarıdır ama birgün soygun yapmaya kalkıştıları sırada kendilerine kardeşim diye hitap ettiği arkadaşları -tam tahmin ettiğim gibi- bizimkini satınca uzun bir süre kalmak üzere hapishaneye götürülür. Ama hapis cezanın mahkûmu tam olarak iyiliğe teşvik etmediğini düşünerek yeni "tedavi" lerini yapmak için kobay faresi olarak seçilen Alex'in kısa sürede çıkabileceğini söyleyerek kolayca razı etmişlerdir. Ama yapılanın tedavi değil bir çeşit işkence olduğunu anlamak için artık çok geçti. Hikaye bu doğrultuda gelişmekte. İşkenceler bittikten sonra, serbest kalınca, mahkumumuz artık hiç bir türlü kötü şeyi bile aklına getirememekte. Döndüğünde artık ailesinin yeni bir çocukları, güya kiracıları, bulunmakta ve tabi bu uğradığı 2. ihanet olmayacak ve devamı gelecektir.
Uzun lafın kısası Alex sonunda kendi iradesiyle mutlu ve sağlıklı bir yaşam kurma kararı alır.
Beklediğimin aksine kitabın -kısmen- mutlu sonla bitmesi beni gerçekten memnun etti.