Puan vermedi·360 syf.····Okunma: 02 Mart 2022 00:21 Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluyorsa orada güneş batıyor demektir” der bir Çin atasözü. Şatonun bulunduğu küçük tepenin eteklerindeki köyde yaşayan küçük memurların büyük gölgelerini okuyoruz. Roman boyunca K., okurla beraber, o bürokrasiyi, küçük memurları aşmak ve o Şatonun arkasındaki ışığı, gerçekliği görmek için didinip duruyor. Okurlar beraber diyorum, çünkü kimse mantıklı bir açıklama getiremiyor bu ulaşılmazlığa ve kitap boyunca K. ile beraber sorguluyoruz. Nereden geldiği, asıl işinin ne olduğu ve hatta adı dahi belli olmayan kahramanımız ile birlikte Şato’ya giden yolda karşılaştığı insanları mantık oyunlarıyla yeniyor, bazen onların oyunlarına da yeniliyoruz. Ancak, o şatoda yaşayan iktidarın asıl sahiplerine bürokrasiyi aşarak ulaşmak, onları görmek, onlarla konuşmak imkansızdır. Gücün en korkuncu görünmeyen, ulaşılmayan kişilerin elinde olanı olsa gerek. Bizim gördüklerimiz; küçük memurlar, müdürler, hakimler, polisler, ulaklar, öğretmenler ve bazen de yaşadığımız sokakta grup halinde dolaşıp efelenen bekçiler.
Yaptığımız iş ne olursa olsun bizler; baştan sona düzensizliğin içinde kendi düzenini kurmuş, bunaltıcı ve birazda tanıdık olan bu bürokrasiyi aşmakla yaşıyoruz. Kimi zaman biz de, K.’nın muhatap olduğu o küçük memurlardan biriyizdir. Memur olamasak bile, o memurları kutsallaştıran halktan biriyiz kimi zaman. Mesela toplumsal hayatımızın herhangi bir döneminde, bu sisteme uymasak, farklı fikirde olmayı denesek ne olacağını düşünüyor muyuz? Çevremizde bulunan diğer memurlar, akrabalarımız, arkadaşlarımız aykırı olduğumuz için bizi tebrik edip, takdir mi ederlerdi? Yoksa onların gözündeki yine yazarın Dönüşüm romanındaki Gregor Samsa gibi bir sabah dev bir böceğe dönüşmüş olarak mı buluruz kendimizi? Tamam abartmış olabilirim, bizi böcek gibi görmezler belki, ama en azından farklı olduğumuz için uyarı almamız muhtemeldir, çünkü onlar bizim iyiliğimizi düşünüyorlardır! Çünkü statüko kutsaldır ve sorgulanmamalıdır. Önemli olan mevcut düzenin devam etmesidir, mevcut düzen içerisinde yer almak için dahi belli aracılara ve şansa ihtiyaç vardır.
Hepimiz bir noktaya kadar, o küçük tepenin eteklerindeki Şato’nun etrafında kurulu köyde yaşayan köylüleriz ve bir dereceye kadar o statükonun içine dahiliz. O Şato ise, beynimizin derinlerindedir. O şatonun içinde kendi inançlarımız, korkularımız, şüphelerimiz, farklılıklara olan nefretimiz saklıdır. Hepimiz romandaki köylüler kadar Şato’ya yakın olmamıza rağmen oraya kendimiz ulaşamadığımız gibi başka kimsenin de ulaşmasına -o küçük memurlar ve köylüler gibi- izin vermiyoruz. Bizi mutsuz eden, güçsüz kılan şey; Şato’nun, sarayın içinde yaşayan gücün asıl sahipleri, ya da onların bürokrasisi, küçük ve/veya büyük memurları değil, kendi acizliğimiz, kendi iradesizliğimiz, kendi hırslarımızdır.
Kafka, bütün eserlerinde bizim okuyup anladığımızdan çok daha fazlasını metaforlarla çok güzel anlatıyor bence. Dönüşüm adlı öyküsünde daha ilk cümlede Gregor’un bir sabah böceğe dönüşümü ile anlatmak istediğini nasıl metaforlaştırıyorsa, Şato adlı bu romanına bir bütün olarak baktığımda; Şato’yu metaforlaştırdığını düşünüyorum. Zaten uzun diyaloglarla yazar belli bir konu üzerinde okuruyla her şeyi birlikte sorgulamaya çalışıyor, ben bu konu üzerinde şunu söylüyorum, düşüncem budur gibi bir iddiası da söz konusu değil. Okurla birlikte düşünmek istiyor bence, hayal gücüne okurun da katılmasını istiyor. Kitabın kahramanı bile tek bir harften ibaret, Şato’nun iktidarı karşısında önemsiz. Romandaki herkesin bir adı varken, Şato’ya ulaşmak isteyen, statükoyu sorgulayan, düzenin içinde yer almak istemeyen ana karakterimizin bir adı bile yok. Mevcut düzeni sorguladığı veya içinde yer almadığı için diye yorumladım.
Kitap boyunca nedendir bilemem ama kendimi o küçük tepenin eteklerindeki Şato’nun etrafında kurulu köyde yaşıyor gibi hissettim. Bizim, Şato’ya ulaşmamıza engel olan şey, küçük memurlar, çürümüş ve işlemeyen bürokrasi, statüko değil, kendi derinlerimizde sakladığımız, bizim bile ulaşamadığımız, bilinçaltımızda saklı olduğunu düşünüyorum.
Kendi Şato’larımıza yaptığımız yolculuklarda hepimize başarı ve cesaret diliyorum :)