Öncelikle bu kitabı tamamen bu adam ne yazmış olabilir merakıyla okumaya başladım. Tabii ki bu ve bunun gibi terör örgütü propagandası yapan kişilere para kazandırma niyetim olmadığı için pdf şeklinde indirip okudum. Biliyorum yine de kazanıyor ama kitabın elimde durmasını da istemedim zaten. Hiçbir şekilde sevmediğim görüşleri, yine de onun kitabını okumayacağım anlamına gelmez. Çünkü bağnaz biri değilim, karşıt görüşte de olsa yiğidi öldür hakkını yeme derler. Gerçi burada yiğit bir kişiyi konu almıyoruz. Velhasılıkelam kitabını okudum çok da bir şey yazmamış zaten, ama ne kadar memnuniyetsiz bi şekilde okusam da arada yazdığı şeylere gülmedim değil. İdare eder bir kitap, bence hapishane iyi gelmiş orada kalarak yazmaya devam edebilir. İçerisinde 12 kısa hikayeyi barındırıyor.
İlk hikaye "İçimizdeki Erkek" bana daha çok kadın kavramını öne çıkarıp destek toplamak istemiş gibi geldi. Ama hikayenin alttan yürüttüğü göndermeleri başarılı bi şekilde yapmış, arada güldüm bu hikayede.
İkinci hikaye, aynı zamanda kitaba ismini de vermiş olan "Seher" Yine kadından devam etmiş bir kadın cinayeti hikayesi. Bu hikayeleri desteklemiyorum, üzerine para kazanılacak konu değil bence. Seher'in annesi Seheri korumaya çalışmış gibi gelmedi bana, bırakın yavrumu acındırmaları hiç gerçekçi gelmedi. Adam eve gelip sorduğunda herhangi bir yalan uydurabilirdi, diyelim ki yapmadı, kızının ölüme götürmelerini bu kadar doğal karşılamamalı en azından polisi aramalıydı. Bu bi hikaye belki ama buralarda insanları çaresiz göstermek yerine cesaret verseydi daha iyi olurdu. Zaten günümüz insanlarının zayıf olma nedeni hep çaresiz hissettirilmeleri ve sanki çıkar yol yokmuş gibi gösterilmesidir. Kısacası bu hikayeyi beğenmedim.
Sonra "Temizlikçi Nazo" geliyor. Arabalarla ilgili bilgisi olan bir kızın, karşılaştığı insanların karakterine göre araya sıkıştırdığı "muhtemelen arabası şudur..." sözü hoşuma gitti bu hikayede. Ama kendilerini aklamak için yazdığı aşikar bir hikaye. Şu mesaj verilmeye çalışılıyor. Bizimle beraber hapiste bulunanların çoğu masum gençler falan. Yemezler. Kimse kusura bakmasın yaptıkları hiçbir savunmaya inanmam bunların.
Ardından "Bildiğiniz Gibi Değil" geliyor. Burada adamın daha kaç kızı sayacağını merak ettim, bu biraz güldürdü de. İntihar konusuyla başlatmış, ama duyguyu pek verememiş gibi. Sonra her ona gülen kızın onu sevdiğini düşünmesi biraz saçma geldi hikayede.
"Kara Gözlere Selam Olsun" hikayesinde sigortasız işçilerin tutuklanma anından bahsetmiş sanırım, çok beğenmedim ama son cümlesine kadar tutuklanmalarını beklememiştim, şaşırdım ve sonunu beğendim, ayrıca tebessüm de ettirdi.
"Cezaevi Mektup Okuma Komisyonuna Mektup" bölümünde anlayacağınız komisyona yağ çekmeye çalışmış, güldüğüm yerler oldu burada. O kısmı ekleyeyim:
"Küçüklüğümde sabahları hep annemin çaldığı piyanonun sesiyle uyanırdık. Evimiz iki odalıydı, bütün kardeşler bir odada uyurduk. Annemin piyanosu da aynı odadaydı. Canım annem her sabah üşenmeden piyanosunun başına geçer, tıngır mıngır çalardı. O sesler inanın halen kulağımda çınlıyor. Sonra biz biraz büyüyünce anam, "Lan sen salak mısın oğlum," dedi, "ne piyanosu; bildiğin dikiş makinası bu,
eve ek gelir olsun diye dikiş dikiyorum ben." Ama olsun, sonuçta biz piyano niyetine dinlemişiz, değil mi?"
sonraa "Denizkızı" yer alıyor. Savaştan kaçan bir kızın, batan bot ile denizde son bulan hikayesinden bahsediyor. Bunu okuyunca şunu sormadan edemedim; Madem savaşın kötü yönlerini gören birisin, o zaman neden ırkçılık ile, ülkeyi bölmeye çalışarak savaşı çıkarıyordun ki??
"Halep Ezmesi" hikayesinde yine savaşı anlatmış. Olay akışını kesip araya "68 kayıp" "68 ölü can." "68 parçalanmış beden." "68 ölü ulan! " yazmasını sevdim. Burada Suriye'yi ele almış olsa da madem ölü can kelimesi onu bu kadar üzebiliyor, kendi taraftarları, Pkk terör örgütü askerlerimizin canını aldığında neden bu hassasiyeti göstermiyor anlayamadım. Kendi canları tatlı bunların.
"Ah Asuman!" hikayesi bana hiç sempatik gelmedi, karısını aldattığı bir kişi üzerinden aşık edebiyatı yapması saçma geldi. O da onu terk etmiş diye efkar basmış bir de. Sevmedim pek bu hikayeyi.
"Annemle hesaplaşmalar" hikayesi güzel. Güldüm de.
"Tarih kadar yalnız"ı pek beğenemedim, idare ederdi yani. Babası ile çok samimi olmamış olsa da babası sonuçta, annesi öldükten sonra ayda bir arayıp hal hatır sorması vefasızlık örneğidir sadece. Sonra çok beğendiği o kitabın babasına ait olduğunu öğrenince üzülüyor. Çok mantıksız geldi, beğenmedim pek.
"Sonu muhteşem olacak" hikayesini de beğenmedim. Besbelli kendi partisinin propagandasını yapmış, güya işte her şey çok güzel olmuş falan. Kısacası alttan alta verdiği fikirler hiç ilgimi çekmedi, ama arada güldürdü de. Diyeceklerim bu kadar. Bu benim şahsi fikrim, beğenmek zorunda değilsiniz.