Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 27 Şubat 2022 01:18 İlk başlarda Zweig ile uyuşmayıp sonradan her ay bir kitabını okuyayım dedim. Bu basımda çok yazım hatası vardı. Yine de akıcılığı pek bozmadı. Karakterden daha çok inanç ve olaylar ele alınmış. Bir nesne ki kutsal, uğruna göçebelik hayatı yaşayan yahudiler, onu bir kez daha görmek için can atan Benjamin ve tüm yahudi halkının sonsuz hasreti ve acısı gayet net temiz bir uslupla yazılmış. Karamsarlık her zaman kaleminin ucunda Zweig'in. Shakespeare nasıl ölümün kalemini tutuyor ise hüzün ve acı da Zweig'in kalemi olmuş. Kaderi de elbette... Benjamin yürekli bir çocuk, inançlı bir yaşlı ve geleceği gören bir ölü. Yarı ölü. Yarısı hayatta çünkü kutsal olan 7 kollu şamdan için Tanrının ona verdiği bir görev var. Onu huzura erdirecek türden bir görev. Beni en çok Tanrısına yalvardığı bölüm üzdü. Yahudilere yapılan zulüm ne kadar gereksiz değil mi? İnsanı insandan ayıran yine insanken, nasıl oluyor da inançlar bu denli kaybettiriyor insanlığı? Piyanist filminde çok etkilenmiştim. Ben insanların ırkı rengi yaşı cinsiyeti değil de karakterinin önemli olduğunu savunanlardanım. Tüm bu inanç meselesi burda başlayıp burda son buluyor aslında.. Kısa ve güzel bir kitabın son bulduğu gibi. Kitapta ilk bölümlerde Benjamin henüz çocukken ve aklında onlarca soru varken, yapılan o mühim yolculukta nedenler ve cevaplar çok etkileyiciydi. Tanrı tüm bu acıları görmüyor mu? Neden izin veriyor? Bazen aklımıza gelen soruları Benjamin gibi yüreklenip dile getirmemek de bir nevi bizim topluluğumuzun baskısı değil mi?