Puan vermedi·215 syf.····Okunma: 07 Aralık 2019 03:19 Hakan Günday'ın okuduğum ilk kitabı ve bende gerçekten değişik duygular bıraktı.
Canınız sıkkınken, kafa dağıtmak için okunabilecek bir yazar değil. Aksine bütün düşünceleri kafanızdan atıp okumalı, sadece kitaba odaklanmalısınız. Azil, dehalık ve delilik arasında gidip gelen, hayatı çelişkilerle dolu Asil'in, tanrıyı, varoluşu, sistemi, iyiliği, kötülüğü sorgulamasını ve kendisiyle olan mücadelesini anlatıyor. Mesela iyilik için "Bir yerlerde iyiliğin olduğuna inanan ve defalarca hayal kırıklığına uğramaktan mahvolmuş olan insanların yersiz çabaları, kendilerini tanımalarını engelliyordu. Çünkü hiçbir şey, iyi olmak için yeterli değildi. Dünya ve insan eti, iyilikten yoksundu." diye sözlerle uzun uzadıya bunu tartışır. Hakan Günday kendi düşüncelerini aslında bir karakter üzerinden bizlere sunuyor gibi hissettim okurken ve eğer gerçekten bu düşüncelere sahipse hayatının çok da iyi gittiğini düşünmüyorum. Biraz ağır düşünceler çünkü.
Kitapta tam sorun çözüldü derken başka sayfada sizi şaşırtacak bir gerçekle karşılaşıyor ve başka bir sorunun ortasında kalıyorsunuz.
Kitapta genel olarak olan şeyler; karamsarlık, bıkkınlık, intihar fikri, hayata, topluma ve insanlara serzenişler, toplumdan soyutlanmış, toplumda yaşayan insanlarla arası iyi olmayan, yalnızlığı seven bir karakter, alkol ve sigara alışkanlığı, toplumun genelince benimsenmiş genel kurallar bütününe kinaye ve eleştiriler, evden kaçış, kötü yaşam tarzı, insanları gözlemleyen, sanki insanların zihnini okurcasına ne yapacaklarını bilen bir tip ve bol bol aforizmalar...
Azil’i tanımlayabilecek en güzel ve doğru ifadeler aslında kitabın kapağında yapılan "deha ile delilik arasında seyreden bir hayat..." ifadeleridir. Asil deli olduğundan hepsini uyduruyor mu yoksa dahi olduğu için mi deliriyor anlamak mümkün değil. Kafasında yaşayan başka bir Asil ile uzlaşma çabasını izliyoruz kitapta. Tek bir bedende yaşayan bazen anlaşan bazen birisinin diğerine baskın geldiği iki Asil var gibi. Ya da Asil öyle olduğuna inanıyor.
Asil yaratarak yok etmek felsefesini benimsiyor ve içinde ona ağır gelen fazla bilgileri dışarıya aktararak yok etmeye çalışıyor. Kitap yazmaya başlıyor. İlk kitabı Tanrı’nın Maymunu adını verdiği içinde evren ve tanrı hakkında aforizmalarının bulunduğu kitabıdır. Mesela bir yerde “önemli olan, Tanrı’nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır. İnsan denen bir enstrüman. Ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, Tanrı da insandan doğru sesi çıkaramamıştır. Bu yüzden Tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir.”
gibi uç görüşlerini bu kitap aracılığıyla paylaşıyor. İkinci kitabı ise Azat. Bu kitapta ise insanlığın gelişimi hakkındaki düşüncelerine ve teknolojinin insan davranışı, ahlakı, sosyoekonomik ilişkileri üzerindeki etkisine değiniyor. Benim kitapta en etkilendiğim yerlerden biri ise “ne kadar kötüsün” belgeseliydi. Asil insanların dedikleri kadar iyi olmadıklarını hatta imkan olunca direkt kötü olduğumuzu tüm dünyaya kanıtlamak için bir belgesel çekiyor. Bir hayat kadınıyla anlaşıyor ve onu çıplak bir şekilde ıssız bir yerde indiriyor. On bir dakika, sekiz saniye içinde kadının etrafı tacizcilerle doluyor. Bu ilk deneydi. Bunun gibi insanı korkutan cinste ona yakın belgesel çekti ve yayımladı.
Kitabın en sonunda ise bir yanlış anlaşılma yüzünden linç edilerek öldürülüyor. Kitap şu cümleler ile son buluyor. “Asil’in zihni, son kez konuştu. Azledildin. Her şey bitti. Bundan sonra, düşünmeyecek, bilmeyecek ve yaratmayacaksın.”
Sonuç olarak Hakan Günday bu kitabında aile, inanç, ırk, siyaset, evren, teknoloji gibi birçok konuda düşüncelerini ve eleştirilerini bir deli ile dahilik arasında kalmış Asil'in ağzından anlatıyor. Tavsiye edebilirim.