Çok kısa bir düşünce paylaşacağım. Bir inceleme olmayacak bu. Belki de kendime bir not…
Kitapta istemediği bir hayatı yaşayıp, kendisini aksine inandırmaya çalışan, yıllarca oyalandıktan ve kendini yıprattıktan sonra, belki ilk kez gerçekten sarhoş olacakken ölümle sarsılan ve ağrılar içinde günlerce kıvranan bir adam bahsi geçen. Ardından yalnızlık, çaresizlik, nefret ilk kusulan duygular oluyor. Ama artık ölüm geldiğinde neyin önemi var? , Daha da acınası bunun artık bir önemi var mı?
Son ana kadar inkar ettiği hakikati halbuki bütün ömrü boyunca içinde taşımıştı. Gerçeğin üzerini örtmek için harcadığı enerji, perdeyi yerine asarken ki iştahı ve hasta olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı duyguların birbirine bu kadar zıt oluşu. Muntazam ve incelikli karakteriyle oluşturduğu dağ bir gün dayanamadı ve patladı. Kısacası ben İVAN İLYİÇ’ İ ÇOK SEVDİM.