Britanyalı hukukçu Sadakat Kadri'nin 2005 tarihli bu kitabının alt başlığı Socrates'ten O.J. Simpson'a Yargılamanın Tarihi olarak geçer. Dava adıyla Türkçeleştirilmiş yapıt, tüm bir hukuk tarihini ele almaz. Coğrafi olarak da ABD hariç genelde Avrupa hukuk tarihi ile ilgilenir. Doğu hukuku ya da üçüncü dünya yargılamalarıyla ilgilenmez.
Kitabın ilk yarısı yani 20. yüzyıla kadarki kısmı ilahi adalet inanışı, dinsel davalar, kilisenin Avrupa hukuku üzerindeki dominasyonu, Yeni Çağ'da cadılık davaları ve hayvanların, ölülerin ve hatta eşyaların yargılanmasıyla ilgili bölümlerden oluşuyor ve açıkçası hukukçu değilseniz ya da bu alt dallara özel bir ilgi duymuyorsanız bu bölümler sıkıcı gelebilir. Yine de genel kültürünüze ve hukuk disiplinlerinin zaman içindeki gelişimine dair yorumlarınıza çok şey katacak bir içerik de muhafaza eder.
Kitabın asıl çarpıcı kısmı ise ikinci yarıda başlar. Stalinizm'in Moskova'yı kasıp kavuran milyona yakın insanı harcayan düzmece davalarını, Nürnberg duruşmalarını, Sırp kasaplarının savaş suçlarının yargılanmasını, ABD'nin My Lai Katliamı ve Guantanamo suçlarının yargılanamamasını peş peşe uzun bölümlerle ve diyalogsuz roman kurgusuyla nefes arası vermeden anlatır. Sadakat Kadri bu bölümlerde hukukun, 20. yüzyıla gelindiğinde üzerindeki din baskısını totalitarizm baskısıyla değiştirdiğinde neler olduğunu aydınlatıcı vurgularla ele alır.
Son bölümse jürili davaların en popüler ama en skandal örneklerinden bir buket gibi. O.J. Simpson davası, Birmingham altılısı, metro tetikçisi Goetz, siyah haklar mücadelesinin fitilini ateşleyen Emmett Till cinayeti ve başta sinema olmak üzere popüler kültürde jürili yargılama örnekleriyle bu kez courtroom drama gerilimi romanlarının diliyle okuru hem bilgilendirir hem de çok kaliteli bir John Grisham romanı okumakla aynı keyfi aldırır.
Özellikle ikinci yarısındaki muazzam konu çeşitliliği ve olayları ele alışındaki yakalayıcılığıyla ilk yarısına kefil olamasam da mutlaka okunması gereken kitaplardan biri Dava. Bir kere en başta hukukçuların mütemmim cüzü sayılmalı. Ayrıca romandan başka bir şey okumayarak çok şey kaçıran sıradan okurun o basitlikte boğulup gitmemesi için can simidi gibi ama bu tip okurların tutunacaklarını zannetmediğim boş bir çağrı bu aynı zamanda.