·328 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mart 2022 18:18 Okuduğumdan beri karnımda ağrı, kalbimde -o kadar yoğun ki neredeyse fiziksel- bir acı bırakan bu kitabı okumadan önce, ne okuyacağımı biliyordum. Sırpların 1992-1995 yılları arasında yaptığı Boşnak soykırımı hakkındaki ayrıntıları bilmiyorsam bile tamamen habersiz değildim. Ancak yine de ağır geldi. Güvenli koltuğumda bu yaşananlardan yıllar sonra okurken ağır geldi bana, oysaki Boşnaklar bunları yaşadı.
Suada yetenekli bir konservatuvar öğrencisidir. Teyzesiyle yaşayan bir genç kızdır ve Tarık adında bir delikanlıya âşıktır. Zor beğenen idealist hocasıyla birlikte piyano çalmakta gün be gün ilerlemektedir. Kalbinde zaten biri olduğu için kendisine oldukça rahatsız edici bir üslupla ilan-ı aşk eden Vukadin'i reddeder.
Yaşananların başlangıcı budur. Derken savaş başlar. Savaş önce haberlerde duyulur, sonra uzak şehirlere sıçrar, siyah bir duman gibi yaklaşır ve Suada ile ailesinin hayatını mahveder. Erkekler işkenceye uğratılır ve öldürülür. Kadınlar işkenceye uğratılır ve esir kamplarında sistematik bir şekilde tecavüz edilir ki hamile kalsınlar, Sırp çocuklar doğursunlar ve soyları bozulsun diye. Etnik temizlik, iki kelimedir ama içinde hayal edebileceğiniz bütün kötülükleri barındırır.
Edebi açıdan eleştiri yapmak istiyorum ki incelemem âdilane olsun. Edebi olarak güçlü bir kitap değil. Basit bir anlatımı var. Karakterlerin düşünceleri, hisleri daha iyi aktarılabilirdi. İlk kısımda İfeta teyze karakteri üzerinden dönemin şartları ve tarihi bilgiler verilmiş, ancak doğal değil ve kopyala-yapıştır hissi veriyor.
Ayrıca bu bilgiler tek taraflı - yani ne demek istiyorum, teyze Aliya İzzetbegoviç'i sevmiyor, yürüttüğü politikalar nedeniyle eleştiriyor. Bilgili başka bir karakter olsaydı da o da kendi argümanlarını sunarak İzzetbegoviç'i destekleseydi, biz de aralarındaki çatışmadan tarihi gerçekliklere farklı açıdan bakma olanağı edinseydik. Romanın biraz daha çok sesliliğe ihtiyacı var.
Karakter gelişimi de eksikler arasında. Sırp Vukadin'i daha ilk sayfalardan "ben sorun çıkartacağım" havasıyla öyküye giren psikopat bir âşık olarak değil de başta sıradan bir insanken, ırkçı fikirlerden etkilenerek yavaş yavaş karanlık tarafa geçen biri olarak okumak isterdim. "Bir bebekten katil yaratan karanlık"ı görmek isterdim.
Çünkü gerçek hayatta canavarlar yoktur. Kötülük sıradan insanlar tarafından yapılır. O katiller, tecavüzcüler, işkenceciler... Uygun şart bulunca içindeki karanlığı ortaya dökmüş sıradan insanlardı.
Diyeceğim bu kadar. Son olarak kitabı evdeyken, yalnızken okuyun yoksa rahatça ağlayamıyorsunuz.