Puan vermedi·384 syf.··
2022 7. kitabı
Konusuna bakınca ilginç bir kitap okuyacağıma dair umutlanmıştım fakat Kar Küresi beni o kadar hayal kırıklığına uğrattı ki... Zira ciddi anlamda sıkıntılar vardı kitapta. Kafama takılan çok şey oldu, muhtemelen hepsini de hatırlayamayacağım ama en belirgin olanlardan bahsetmek istiyorum ve yorumun spoiler içerdiğini belirterek başlıyorum. Öncelikle karakterlere bakalım. En başından beri Merih ile Eylül'ün ilişkisi ilgimi çekmedi. Okudukça ısınırım belki dedim ama ilerleyen sayfalarda büsbütün ilgimi kaybetti bu ikili. Neden mi? Mesela bir sahnede Eylül, kabusları yüzünden uyuyamadığını söylüyor. Eylül'den hoşlanan Murathan da istersen gece başında bekleyeyim, belki rahat uyursun diyor. Bunu dediği için ne şerefsizliği kalıyor ne ahlaksızlığı. Murathan'ın niyetini bilmiyoruz, aslında yanlış bir hareketini de görmüyoruz ama Murathan'dan nefret ediyoruz çünkü Eylül'e bulunduğu teklif, sapık bir teklif Merih'e göre. Sonra aynı sahnenin ilerleyen kısımlarında, Eylül yine kabus görüp uyuyamadı diye, Merih, başında bekleyeyim mi diyor Eylül'e ve gece Eylül'ün yanında kalıyor. Merih'in teklifi ile Murathan'ın teklifi arasında ne fark var? Yok, fark falan yok. Ama Murathan şerefsiz ilan edilirken, Merih biricik kahramanımız oluyor. Sonra, Merih'in, Eylül'ü psikologda görüp peşine düşmesi, kızın soyunu-sülalesini araştırması, Eylül nereye gitse takip etmesi, evinin karşına geçip Eylül'ün penceresini izlemesi ve Eylül'le ilgilenen herkesi dövmesi bana hiç normal gelmedi kusura bakmayın. Normal değil de zaten. Zerre normal değil. Merih, beni takıntılı bir manyak sanma diyor Eylül'e, ama öyle değil mi? Mesela bunu yapan Merih değil de Murathan olsa ve Eylül'e, ben seni senelerdir takip ettim dese, herkes Murathan'ın sapık olduğunu düşünür, ondan korkar falan. Bunu yapan baş karakterimiz Merih olunca etkilenmemiz mi gerekiyor? Olabilir mi böyle bir şey? Eylül etkileniyor ama. Ben de tam bu sebeple biraz bile sevemiyorum bu ikiliyi. Gelelim kitaptaki mantık hatalarına: 1) Karakterler bu psikolojik merkeze geliyor, doktorlarıyla görüşüyor, hastalıkları kesinleşince de doktorları bunlara çeşitli haplar verip günde şu kadar iç diyor. Bu kısım bana çok mantıksız geldi zira psikolojik sorunları olan ve oraya tedavi olmaya gelen hastalara kutu kutu ilaç vermenin neresi mantıklı? Ya içmezse, ya hepsini içip intihar ederse? Bir kurum böyle bir riski alır mı? Karakterler niye bundan şüphelenmiyor? Ayrıca ilaçlarla ilgili başka planları olan bir yerin, ilaçları içip içmemeyi hastalara bırakması bana göre fazlasıyla saçma. 2) Bu karakterlerin hepsi, belirli psikolojik rahatsızlıklarla buraya geliyor. Başta terapi falan da yapıyorlar ama ilerleyen sayfalarda bu karakterlerin rahatsızlıklarına hiç değinilmiyor. Peki, ilaçların hastalıklarını tedavi etmekle ilgisi yokken, son zamanlarda terapilere de katılmamışken, nasıl oluyor da hastalıklarıyla ilgili bir sıkıntı yaşamıyorlar? Sosyal anksiyete bozukluğu olanlar, bipolar olanlar, hiperaktive bozukluğu olanlar, obsesif kompulsif bozukluğu olanlar nasıl kırmızı bölgede bu kadar rahat davranıyor? Bir ara Asya fenalaşır gibi oluyor o kadar. Haricinde karakterler hastalıkları yüzünden bir sorun yaşamıyor. Hatta bırakın sorun yaşamayı, nasıl oluyorsa iyileşiyorlar bile. Mesela, merkeze ilk geldiğinde sosyal anksiyete bozukluğu yüzünden insanların gözüne bile bakamayan ve toplulukta konuşunca ağlayan Asya, tedavi bile olmadan merkezin en dost canlısı insanına dönüşüveriyor. Bu da bana çok garip geliyor. Yani, sırf gizemli olayların peşindeler diye şey mi demeliyiz: Evet, hepsinin ciddi bir hastalığı vardı ama şimdi gizemli olayların peşindeler ve sırları bir bir çözecekler. Hastalıklarından bahsetmenin sırası mı? Ne hastalığı canım, ben de! 3) Merih'in çok fazla takıntısı olduğundan bahsedilip, bu takıntıların ne olduğunun anlatılmaması da gözümden kaçmadı. İnsanlara dokunamıyor, odasına girince ışıkları yakıp söndürüyor (sonradan onu da hiç yapmaz oldu) o kadar. Merih'in diğer takıntılarını hiç öğrenemiyoruz. 4) İlerleyen bölümlerde bir yangın sahnesini yaşanıyor fakat pek anlaşılır bir sahne değil. Karakterler bir kapının önünde güçlü bir yangın çıkarıp, sonra aynı kapıdan yara almadan, sadece ufak tefek sıyrıklarla nasıl çıktılar sahi? 5) Kurgu içinde çok fazla çelişki barındırıyor. Mesela bizim ekip ilaçlarını içmeyi bırakıyor. Hemşire, ilaçları deneme süresi bitmeden bırakmak çok zararlı, ben de o yüzden bu zamana kadar sesimi çıkaramadım, diyor. Fakat hemen ardından da ilaçları içmeyi bırakın, diyor. Cidden mi? Sonra bunlar, kaçalım mı diyorlar. Hemşire, olmaz, o zaman bir şeyler öğrendiğinizi anlarlar, peşinize düşerler, ailenizi öldürürler falan diyor. Bizim ekip de kaçmaktan vazgeçiyor. Ama ertesi gün kaçıyorlar. Niye? Merkezde o kadar insan varken onların peşine düşmezlermiş. Ee, en başında aileniz için kaçmazken şimdi neye güvenip de kaçıyorsunuz? Amaan, öyle işte. Karakterlerden birisi, arkada kalanlar için üzülüyor ve polisi mi arasak diyor. Öbür karakter de bize kim inanır, diyor. Yani polisi arayıp, "Şu adresteki binada insanlar zorla tutuluyor." deseniz, polis şey mi diyecek "Bu ihbar bize hiç inandırıcı gelmedi." Ya, hadi onu geçtim, mesela ailelerini arasalar, anlatsalar olanları, inanmıyorsanız gelin görün deseler, mutlaka gelen ve ortalığı ayağa kaldıran birileri olur zaten. Ama nerede? Neyse, bu ekip kaçıyor ve Merih'in, benim doktor tanıdığım var, hepimizi iyileştirir, oraya gidelim, demesiyle o doktorun yanına gidiyor. Doktor hastalığın ne olduğunu bile bilmezken herkesi nasıl iyileştirecek? Bulunur bir yolu canım. Bu arada gittikleri doktor da hiç, sizin vücudunuza bu virüs nasıl girdi, ne oldu ne bitti, siz nereden gelirsiniz falan diye sormuyor. Yani, ne gerek var tabii bunları sormaya. 6) Kurgunun en ama en sıkıntılı tarafı da şu: Bu gençlerin hepsinin bir ailesi var. Kiminin ailesi çok güçlü, kiminin ailesi çok ilgili. Bu psikolojik merkezin sahipleri nasıl bu işe cesaret ediyor? Ailesi olmayan yahut arayanı soranı olmayan gençler üzerinde deneseler bu işi, tamam derim. Ama nasıl bu gençler üzerinde deneyebiliyorlar? Hadi kırmızı bölgedekileri aileleriyle tehdit edip susturuyorlar. Yahu ölenler oluyor, ölenler! Ailelerine ne diyolar o zaman? Kayıp deseler, aileler dava açar. Öldü deseler yine dava açılır, ölüsünü de veremezler aileye. Ee, o zaman bu ölenlerin ailelerine ne deniyor? Bilmiyoruz ki. Merak edip bu konunun peşine düşen yok. Kurgu, mantık hataları ve çelişkiler üzerine kurulu resmen. Toparlamam gerekirse hiç sevmedim kitabı. Aslında yazarın işlemeye çalıştığı fikri beğendim ama sadece fikri. Zira bu fikri kurguyla buluşturmaya gelince işler hiç yolunda gitmemiş bana göre.
Kar KüresiBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 202011,6bin okunma
·
232 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.