Gönderi

Puan vermedi·288 syf.··
2022 1. kitabı
·
235 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2022 00:00
(Kitaba 2021’in temmuz ayında başladım. Okumaya ara verip, araya başka kitaplar girince de, bitirmek anca 2022’in mart ayında nasip oldu :) ) Bu kitap benim okuduğum ilk pedagojik kitap. Bunu bir okuma grubundaki hocamız tavsiye etmişti. Sadece çocuğu olanların okuması gereken bir kitap değil, aynı zamanda insanın kendini anlamasına ve tanımasına yardımcı olabilecek bir kitap demişti. Hakikaten de öyle. Bu kitap insanların belli başlı davranışlarının altında yatan sebepleri anlamanızı sağlıyor. Hepimiz, insanın karakterini çoğunlukla çocukluğundaki yaşamının etkilediğini biliyoruzdur. Ama bu kitapta verilen örneklerle çok daha net bir şekilde anlıyorsunuz. Mesela şiddetin ve bağırmanın çocukta olumsuz etki oluşturacağını hepimiz biliriz. Ama bu kitapta günlük hayatta konuştuğumuz ve normal sandığımız bazı konuşmalarımızın da aslında çocuğu ilerki yaşlarda ciddi bir biçimde etkileyebileceğini görüyorsunuz. Hatta kitapta şöyle geçiyor: ‘’Anne babaların en ciddi yanılgısı, çocukları ile problem yaşamadıkları sürece, her şeyin yolunda gidiyor olduğunu sanmalarıdır. Halbuki çocuk dünyası öyledir ki, çocukluk yıllarında herşey yolunda gibi görünse de, birçok problem yetişkinlikte ortaya çıkmaktadır.’’ Kitapta birde çoğunluk olarak Anadolu pedagojisi ve Batı pedogojisinin farklarından bahsedilmiş. Birkaç örnek vermek gerekirse, Anadolu pedagojisinin çocuğa çocuk olarak değilde önce insan olarak ve Allah'ın kulu olarak bakmamız gerektiğinin vurgulandığı söylenmiş. ‘’Ona yapılacak en küçük bir saygısızlık Allah'ın insan ruhuna koyduğu benliğe karşı bir saygısızlıktır ve dolayısıyla Allah'a saygısızlıktır’’ denmiş. Bu hakikaten önemsenmesi gereken bir hakikat. Yine Batı pedagojisinin hedefi etken- bireysel çocuk yetiştirmekken, Anadolu pedagojisinde hedefin etken ve kollektif çocuk yetiştirmek olduğundan bahsedilmiş. ‘’Anadolu pedagojisinde kişi, kendi duygularını yaşamakta, kendi hislerini derinliğine hissetmekte tamamen özgür, ancak sosyal hayat içerisinde; hatta tabiat hayatı içerisinde oldukça disiplinli, kurallara uygun hareket eder’’ denmiş. Bu düşünce yani ‘’Duyguda özgürlük, davranışta disiplin’’ bence hakikaten herkes tarafından slogan olarak ezberlenmesi gereken bir cümle. Yine kitapta çocuk yetiştirmede anne ve babanın rolünden bahsedilmiş. Mesela bir anne çoğu zaman çocuğunun bir bakışından bile ne istediğini anlayabilir. Bu da onunla daha fazla vakit geçirdiği için onu tanıyıp sezebilmesinden kaynaklanır. Ama ‘’Çocuklarını erken yaşta bırakıp işe giden anneler maalesef çocuklarını sezebilme yeteneğini kaybediyor’’ denilmiş. Ve kitapta insan hayatının 3 döneme ayrıldığından bahsedilmiş. 1)fiziksel embriyo 2)ruhsal embriyo 3)gerçek insanın ortaya çıktığı dönem. ‘’Çocuğun anne karnındaki fiziksel embriyo döneminin sona ermesiyle ikinci bir embriyo dönemi başlar ki, bu aslında çocuğun tam olarak doğmadığı manasına da gelir. Ruhsal embriyo döneminde çocuk fiziki bakımdan, artık anneye bağımlı olmasa da, ruhsal olarak anneye bağlıdır’’ Bu ruhsal embriyo dönemininde 4 yaşa kadar olduğundan bahsedilmiş. ‘’Anne ile çocuk arasındaki güven ilişkisi ise çocuğun ilk 4 yaşındaki en büyük ve temel iç dinamiğidir’’.. ‘’Batı toplumunda bir işveren, kadına anne gözüyle bakmaz. Kadın orada bir işçidir ve işin sağlıklı bir şekilde yürümesinden sorumludur. Hiçbir işveren çocuğu olmuş kadına ‘Sen artık anne oldun, git çocuğuna bak, 4 yıl sonra gel çalış’ diyemez. Çünkü işten 4 yıl ayrı kalmış bir kadın, tekrar mesleğinin gereklerini yerine getiremez. Zaten işinden 4 yıl ayrı kalmış bir kadın da tekrar eski işine dönerek kariyerini devam ettiremez. Sanayi toplumu kadını anne olarak görmekte ve anneyi de 4 sene çocuğuyla başbaşa bırakmakta zorluk çektiğinden dolayı, Batı pedogojisi bu hususu kolay kolay dillendirememektedir. Anadolu pedagojisi ise, bu konunun altını ısrarla çizerek ‘Kadın önce annedir, ruhsal embriyo dönemini mutlaka çocuğunun yanında geçirmelidir’ demektedir. Bütün bu gerçekleri yan yana koyduğumuzda, çalışan annelerin ve çocuklarının dramlarını daha net olarak görebiliriz. Çocuk erken yaşta annesi tarafından terk edilmiş olmanın ruhunda taşıdığı ıstırapla agresifleşmekte, hırçınlaşmakta, bir bakıcının yanına bırakılmış olmanın verdiği yoksunlukla, hayal kırıklığıyla günlerini geçirmekte, ancak akşamdan akşama annesiyle birlikte olabilmektedir. Bu saatlerde de bütün gün boyunca ihtiyaç duyduğu şeyi, kırıntılar halinde tatmaktadır.’’ Babanın rolüne gelirsekte bu kitapta ilginç birşey öğrendim. Babalık duygusunun sonradan geliştiği :) ‘’Annelik doğuştandır. Ancak babalık duygusu, sonradan gelişir. Çocuk babaya yöneldikçe, babanın babalık hissini uyandırır. Halbuki anne, karnında çocuğunu hissetmeye başladığı andan itibaren, duygu dünyası olarak çocuğa hazır hale getirilmektedir…’’ ‘’Anneler yanılmamalıdır; babadan tıpkı kendileri gibi çocuğa büyük bir aşkla bağlanmasını beklememelidirler. Zira baba ile çocuk arasındaki bağlanma, babanın bebeği ile yaşayacağı süreç içinde gün be gün oluşacaktır. Birçok anne, çocuklarını dünyaya getirdiğinde, babaların çocuklarıyla yeterince ilgilenmediğinden, onları yeterince sevmediğinden, kendisi gibi çocuklarını hissetmediğinden şikayetçidir. Halbuki bu durum gayet doğaldır. ‘’ Kitapta daha önemli birçok konudan bahsedilmiş. Bunlar benim nasibime düşenler diyelim. :)
Çocukluk SırrıAdem Güneş · Nesil Yayınları · 20121,060 okunma
·
144 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.