·619 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Mart 2022 17:43 Uzun zaman önce alıp okumaya bir türlü cesaret edemediğim bir kitaptı. Çünkü kitabın adı hangi bulunduğum ortamda geçse şunu duyuyordum “Okuduğunda depresyona gireceksin, ona göre oku!” Hemen hemen okuyan herkesten bu cümleyi duydum. Onlar öyle söyleyince dedim ki kendime “Kafamın en sakin olduğu zamanda okumalıyım.” Öyle de yaptım. Şunu belirteyim ki: Söyleyenenlerin haklılık payı çok.
Oblomov, insanın üzerine ölü toprağı seriyor. Öylesine bir depresyon, tembellik halinde ki “Kalk artık şu yataktan, çık odadan, evden!” diye çok kez bağırdım. İçim darlana darlana okudum. Bu demek değildir ki kitap sıkıcı. Heyhat! Aksine, kitap inanılmaz sürükleyici, ki ben 3 günde bitirdim. Eğer gözlerime acımasam daha kısa da sürebilirdi. Öyle daldırdı içine beni.
İlk 200 sayfada özellikle Oblomov’daki tembellik bana geçmesin diye kitabı yatarak okumadım. Bunda ciddiyim. Masada dimdik oturarak okudum. Çünkü öyle bir ruh halinde ki Oblomov, eğer biraz onun eylemlerinin halinde okursanız, yani yatarak, hafif karanlık bir odada mesela, ondaki o serkeşlik size bulaşır, anlarınız tembelleşir, bütün gününüz onun günleri gibi boş geçebilir. Öyle bir hal ve sizi de okurken o hale getirebilir.
Yine o 200 sayfada içine aşkı dahil etmeden mükemmel bir hikaye var kitapta. Dedim ki okurken “Demek ki bir eseri iyi hale getirmek için illa aşkı içine koymak gerekli değil ya da bunu hemen başta yapmamak gerek.” Tabi esere aşk da dahil oluyor sonra. Ki dahil olduktan sonra onun dışına çıkmak ne mümkün?! Ama öyle tadında ve yerinde dahil etmiş ki Gonçarov kitaba aşkı...
Oblomov’un üzerinden aşk alıyor tembelliği, o bitip gitmeyecek dediğim hali. Yaşamaya, soluk almaya başlıyor. Ama ondaki o hal bir zaman sonra aşkına da yapışıyor ve nitekim sonunda...
“Oblomovluk” diye bir terim geçiyor bazen kitabın içinde. Onun hali artık bir tipleme haline geliyor. Ortaya tıpkı Polyannacılık gibi Oblomovluk çıkıyor. Açıkçası ben de artık günlük yaşantımda ona benzettiğim insanlara “Oblomovluk var sende” diyeceğim. Ki bunu ilk önce kendime söylediğimi de itiraf edeyim. Özellikle aşkı yaşayış biçimi olarak Oblomov’da kendimi gördüm.
Bu kadar karanlık bir dimağ, iç yapı henüz okuduğum hiçbir eserin tiplemesinde görmedim. Ki nicelerini gördüm. Oblomov gibisi yok.
Kitap incelemelerimde içeriğe değinmem, bilinir. Yine öyle kalacağım. Mesele kitabın verdiği düşünce yapısıdır çünkü bence. Olaylar mühim değil. Bana, düşünce yapıma, dimağıma, duygu dünyama ne kattığını önemserim ve şunu söyleyebilirim: Oblomov’un bana kattığı şeylere bir misal vermek gerekirse, hayal edin, bir balıkçısınız ve oltanızı attığınızda kısa zamanda kilolarca balık gelmiş oltanıza...Öyle işte!..
Oblomov, kesinlikle okunması gereken bir eser, şaheser. Gördüğü değerden fazlasını da hak ediyor üstelik.
Kitapla kalın
Nokta.