Dev bir Rus klasiği Oblomov kitabı. Ama sanki biraz kıyıda kalmış gibi, en azından Dostoyevski ve Tolstoy gölge düşürmüş üstüne. Zamanına bomba gibi düşen ve bugün yine aktualitesini kazanan bir eser. Neden? Çünkü Oblomovluk yine yayılmakta. Ama baştan, Oblomov'dan başlayalım...
Oblomov bir soyludur, ailesi toprak sahibidir, 300 ruha sahiplerdir. Ne demek bu? Rus edebiyatina yabancı olanlar için müsaade edin izah edeyim; Toprak ağalarının emri altında olan, onlar için yaşayıp onlar için çalışan çiftçiler, hizmetkarlar demektir. 300 ruh az sayılmaz ve ruhlar sahibi aileye iyi bir geçim sağlar. Oblomov taşrada, kendi şartları ve temposu olan bir ortamda el bebek gül bebek büyütülür, her isteğine bir hizmetçi çağrılır. Bu duruma da çabuk alışır Oblomov ve genç yaşta konumunun sefasını sürmeye başlar. Güzel yemekler yemek, bol bol uyumak ve mümkün mertebe az iş yapmak, iyisimi hiç yapmamak derdindedir. Tıpkı eski Yunan ve Roma vatandaşları gibi. Çalışmak, yorulmak, elleri kirletmek kölelerin ve hizmetçilerin işidir. Fakat Oblomov biraz da farklıdır, biraz daha uçlardadır. Yatağından kalkmaya, açıp bir kitap okumaya mecali yoktur. Okusa bile ancak bir 5 sayfa okur, kitabı masanın üzerinde ters çevirir ve adeta günlerce kitabın gözü önünde tozlanmasını seyreder hiç rahatsız olmadan. Depresyondan çok bir anlamsızlıkta boğulmaktadır. En yakın arkadaşı Ştolz (Almancada Stolz diye yazılır ve gurur demektir) Oblomov'un bir nevi motorudur. Oblomov'un tam tersi bir karaktere sahiptir. Bugünün işini yarına veya Oblomov gibi seneye bırakmaz, tuttuğunu koparır, herşeyden anlar, ve hayatın amacını hareket etmekte ve çalışmakta bulur. Tembellik Hıristiyanlıkta büyük günahlardan sayıldığı gibi Ştolz için de düşünülecek bir şey değildir. Oblomov'un yanındayken onu motive edip,