“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı…”
Bir adam vardı, canı sıkılan; çorabından ayakkabısına, gömleğinden hırkasına başkasının giydirdiği; çayına şeker atmaktan aciz, kendi sorumluluklarını uşağına, dostu sandığı kişilere yıkan. Sorumluluklarını yapmamanın cezasını her defasında daha büyük bedellerle ödeyen. Şimdi değil birazdan, diye diye tüm işlerini hatta sadece işlerini değil duygularını da erteleyen soylu, saygıdeğer ve çekingen bir adam. Mutluluğun durağan, uyuşuk halleriydi onu tembelleştiren; alışmıştı çocukluktan beri her işi başkasının yapmasına.
“Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)”
İyi niyetliydi, saftı; kalbinde sonsuz bir iyilik vardı kötülerin kullandığı. Ancak korkaktı, kandırılmaya müsait, ‘eline vur ekmeğini al’ dediğimiz tiplerden. İşleri çoğaldı, o erteledi; o erteledikçe işleri daha da çoğaldı. Kendisine her defasında inananları ‘istemeden’ yüzüstü bıraktı, bitmeyen bahaneler yüzünden.
“Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.”
Bir arkadaşı, bir yazar arkadaşına ‘Asil heyecanları olan bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadı.’ diye tanıtıyor bu canı sıkılan adamı. Bütün o yüce duyguları, sevgisi kalbinde kaldı, ne kendini anladı ne başkasına anlatabildi içindekileri. Kaldı ki kendini aşka layık bulamadı hiç, bulamazdı.
“Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.”
Sevgisini sakladı daha geniş zamanlar için. Erteledi aşkını da önce bahar mevsimine, sonra yaz mevsimine ve sonraya, sonraya, sonraya…
“Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.”
Bekledi bir şeyler olsun diye; ‘biraz düşüneyim de yazarım mektubu, biraz uyuyayım da sonra ayağa kalkarım, hele bir bahar gelsin