Yazar kökeni: Rus klasik edebiyatı
Romanın havası: ağır perdeli odalar, uzun öğleden sonraları, hareketsiz bir yaşam Taşıdığı duygu: erteleme, içsel yorgunluk, yaşam karşısında edilgenlik tembellik , keyifçilik, değişim arzusu, değişim korkusu
Bugüne kadar okuduğum klasikler arasında Oblomov kesinlikle en iyilerden biriydi. O kadar severek okudum ki bitmesini hiç istemedim; bir yandan da kitap beni içine öyle çekti ki fark etmeden bir hafta gibi bir sürede bitirmiş oldum.
Bu kitapta her karakter, aslında içimizdeki farklı bir yönü temsil ediyor bu sebeple ben bu kitaba bayıldım .
Kimse tek bir parçadan oluşmuyor; sürekli iç seslerimiz 'yap', 'yapma', 'hadi artık', 'çok yorgunsun, sonra yaparsın' gibi birbirine zıt şeyler söylüyor.
Ve her birimizin içinde biraz keyfine ve rahatına düşkün bir taraf var. Kimimiz daha çok Oblomov gibiyiz; erteleyen, sakinliği ve konforu seçen yanımız daha güçlü.
Kimimizde ise Andrei Stolz baskın; hareket eden, disiplinli ve sürekli ilerlemeye çalışan tarafımız var...
Olga karakteri ise içimizdeki değişim arzusunu, motivasyonu ve 'daha iyi olabilirim' hissini temsil ediyor. Stolz ile birlikte bizi ileri taşıyan tarafımız gibi.
Agafya ise konforu, kabullenişi ve olanı değiştirmeden yaşama halini temsil ediyor. Bu yönümüz de çoğu zaman Oblomov tarafımızı besliyor.
Peki Zahar? Benim için kitabın en sıcak ve en insani karakterlerinden biriydi. Oblomov’un dünyasının günlük hayattaki yansıması gibi… onun tembelliğini, alışkanlıklarını ve eski düzenini hayata taşıyan bir figür. Sanki Oblomov'un iç dünyası dışarıda by karakterle vücut buluyordu .
Hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Çünkü her biri, insanın tek bir şey olmadığını; içinde sürekli çatışan, değişen ve yaşayan parçalar bulunduğunu gösteriyor. İşte bu da, bana kalırsa ; hayatın ve