Oblomov, aslinda yalnizca bir karakterin hikayesi degil; toplumsal, bireysel ve felsefi derinliklerle örülü çok boyutlu bir anlatidir. Oblomov'un tembelligi, yüzeyde bireysel bir zaaf gibi görünse de, aslinda dönemin sosyal yapisini ve bireyin bu yapiya karsi durugunu temsil eder. O, hareket etmektense düsünmeyi, eyleme geçmektense hayal kurmayl tercih eden bir karakterdir. Ancak bu pasiflik, Oblomov'un yalnizca kisisel bir tercihi degil, degisen dünya karsisinda bir tür çaresizligidir.
İlya ilyiç'in iç dünyasinı hiç kimse ögrenmemis, görmemisti. Herkes, Oblomov'un normal oldugunu düşünür, yatip durdugunu ve afiyetle yedigini, ondan daha fazlasinin beklenmemesi gerektigini ve hatta kafasinda neredeyse hiçbir fikri olmadigini dügünürdü. Onu tanıyan herkesin konustugu şey buydu.
Becerilerini, coskulu zihninin ve merhametli kalbinin içinde volkan gibi kaynayan düsünceler üzerinde nasil çalistigin yalnizca Stoltz ayrintulariyla bilir, hatta buna dair sahitlik yapabilirdi. Gelgelelim Stoltz da sürekli Petersburg'da ikamet etmiyordu.Bir tek bütün hayatini beyinin yaninda geciren Zahar, Oblomov'un iç mücadelesini herkesten daha iyi bilirdi, fakat o da beyiyle birlikte is gördüklerini, her seyin olmasi gerektigi gibi oldugunu, baska sekilde yasamaya çalışmanın gerekli olmadigini düsünürdü.
Oblomov, bir insanin hayatindaki pasiflik ve tembelligin, yalnizca kisisel bir tercihten öte, toplumsal ve psikolojik bir yansimasi olduguna dikkat çeker. Roman, Oblomov'un karakteri üzerinden, hayata karsi duyulan kayıtsızlık ve hareketsizlik üzerine düsündürürken, dönemin Rus toplumunun içindeki çürümüs degerleri de eleştirir.