Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052492284
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
585 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ve kitap biterdi...
Yenisini kıskandıracak kadar biterdi...
Hemen başlatmazdı seni başka bir kitaba...
Sevilmek, sayılmak ve en önemlisi sindirilmek isterdi sizden...
Kim olacak... Oblomov...
Yazar İvan Aleksandroviç Gonçarov deyim yerindeyse yıldırım gibi düştü içime... Kitabını okurken Oblomov' un, Oblomovluğunu bırakması için saçlarınızı yolarsınız. Sinirlenirsiniz bazen, "pes doğrusu" dersiniz, hiddetlenirsiniz belki ama yine de diğer yarınız büsbütün yok edemez Oblomov' u. Çünkü o Nietzsche' nin Üstün İnsan' ıdır.
Bizler şimdiki dönemin, teknolojinin, kültürlerin eserleriyiz. Yüz yıl önce kadının tek başına sokakta yürümesi ayıpken bugün kadınlar CEO olabiliyor. Koskoca bir sirketi idare ediyor, hakkıyla. Fakat "gelişmişliğin" göstergesi bu değildir. Bu olması gereken bir durumdur. Oblomov' u soracak olursanız işte o burjuvazi toplumunda, doğuştan bir burjuvazi olarak dünyaya gelen proleterya ruhuna sahip biri. Bana göre Oblomov' un tanımı budur.

~~Onu seviyorum~~

Oblomov sıradan bir karakter değil. O, benim hayatımda bulunan ve bulunacak gerçek insanların ruhî bir simgesidir...

Okuyun,okutun arkadaşlar.
632 syf.
Sağlık uyarısı!! Uzun bir yazı, ben uyarımı yapayım da sonra “gözüm senin yüzünden bozuldu” deyip tedavi masraflarını ödetmeye kalkarsanız karışmam! Hiç okumamak seçeneğine de sahipsiniz, sağlık söz konusu, doktor tavsiyesi ile okumayacak olanlara hak veririm. Herkes kendince ölçsün: Kitabı yeniden yazmaya niyetlenip yarı yolda vazgeçmişim gibimsi bir uzunluğu var:)))

İncelemenin içerisinde mini minnacık sinek ısırığı kadar hissedeceğiniz spoiler olabilir. Tamamen algıya bağlı.
"spoiler bunun neresinde" diyenlere cevabım: adı üstünde sinek ısırığı;
"çaktırmadan spoiler vermeye çalışmışsın ama kahretsin ki çok zekiyim benden kaçmaz diyenlere cevabım ise "çok duyarlı arı gibi çalışan reseptörleriniz var herhal" olacak.
Zeytinyağı Mode: on

Oblomov ile ilk karşılaşmam Tutunamayanlar’da gerçekleşmişti, okuması anca şimdi nasip oldu. Kitabı okumadan önce konusuna baktığımda çok beğeneceğimi ve karakterle özdeşleşeceğimi öngörmüştüm ki haklı çıktım. Tutunamayanlar’dan sonra ilk defa bilekağrıtangillerden bir kitabı yolda giderken okurum amacıyla yanımda taşıdım daha ne olsun! Tuğlalarda inecek vaar.. Haa Oblomov’u ‘tuğla’ kategorisine koymayıp burun kıvıranlar olabilir, onlara tavsiyem bir zahmet en civcivli saatlerde ayakta(!) sıkış tıkış metroda giderken okusunlar, ondan sonra gelip beni bulsunlar!!
Siz sanırsınız ki Oblomov tembeldir, bir işe yaramaz. Yattığı yerden düşünmekten başka hiçbir şey yapmaz, boş boş oturur! Kesinlikle hayır! Hiç kılını kıpırdatmadan Zamanında pirimiz Oblomov’u savunmak uğruna Oblomovculuğa ters düşerek ne kazanlar kaynadı ve kaldırıldı burada, şu iletilerden bilen bilir:
Ebru Ince ye selam #36376788
Tuco Herrera ya selam #36517115
Etiketlemenin Dayanılmaz Kolaylığı:)))
Oblomov kafadan bir numaram, onun yeri ayrı… Ama o Zahar yok muuu oda müstesna bir kişilik olarak kalbimde yer etti. Tıpkı efendisi gibi tembel, iş yapmayı sevmez, eski çağda takılı kalmış, başkasının doğrularını kabul etmez, kendisinin yanlış yaptığını hele asla kabul etmez! İkilinin karşılıklı diyalogları tam komedi, mükemmel uyum diye ben buna derim!
Oblomov Zahar ilişkisine dair şu alıntı ilişkilerinin özeti, net!:

"Bu böyle iken görünüşte Oblomov’la Zahar’ın arası her zaman açıktı. Bir arada yaşadıkları için birbirlerinden bezmişlerdi. Her gün yan yana, baş başa oturmak kolay iş değildir. Birbirinin iyi yanlarından zevk alıp kötü yanlarına kızmamak için büyük bir yaşama deneyi, akıl olgunluğu insan sevgisi gereklidir." (sf86)

Oblomov öyle büyük ehemmiyetli bir şahsiyettir ki Lenin bile diline dolamıştır kendisini.
"Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomov’la; kaldı; çünkü Oblomov’lar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır. Toplantılarda, komisyonlarda nasıl çalıştığımıza bakarsanız, eski Oblomov’un içimizde olduğunu görürsünüz. Onu adam etmek için daha çok zaman yıkamak, temizlemek, sarsmak, dövmek gerekecektir.”

Ahahhhhahah. Şiddetle ne işiniz var sizin bay Lenin? Hiçbir devrim, Oblomovculuğa üstün gelemez. Yaşasın Oblomovculuk kahrolsun bütün izmler!!
Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor:))) Yani burada ben bile dedim ki ‘Allah bu Oblomov’un karısı olacak kişiye peygamber sabrı versin!”

Bu kitaptan benim anladığım bir şey daha var ki; aile her şeydir. İnsanın kişiliğini oluşturmada kişi ne kadar bağımsız ruhlu olursa olsun farketmez, ailesinin yaşam biçimi ve çocuğu yetiştirme anlayışı en önemlisidir. Oblomov küçük bir İlyuşka iken Oblomovka da (şimdiki zamanda karşılığı SlowCity) ailesinin rahat, tembel, yavaş yaşantısı içindedir. ‘Aman hasta olmasın, kışın soğuk kapmasın, yazın başına güneş geçmesin’ diyerekten üzerine her daim titrenir, evde 65 büyüğü vardır kucaktan kucağa gezdirilerek şımartılır, her işinin yapılması için ayrı bir uşak vardır, acil olmayan her şey ertelenir.
"Çocuğun düşüncesi garip hayaletlerle doluydu. Korku ve hüzün, ruhuna yıllarca, hatta belki de ömrü boyunca hâkim oldu. Çevresine hep küskün küskün bakar, hayattaki her şeyi sıkıntılı, eziyetli görürdü. Aklı fikri hep o Militrisa Kirbityevna’nın yaşadığı, bedava yiyip içmenin, giyinip kuşanmanın mümkün olduğu tehlikesiz, dertsiz, kaygısız masal ülkesindeydi.

Oblomovka’da masallar yalnız çocuklar için değildi; büyükler de ömürleri boyunca onların etkisi altındaydılar." .(sf.142)
Sonra Oblomov tembel, Oblomov şöyle, Oblomov böyle vit vit vit! Böyle bir ailenin içinde yaşayıp Oblomovculuğa yakalanmamak imkansız!
Devamlı kısıtlandığı, işlerini başkalarının yapmasına alıştırıldığı bir ortamda büyür İlyuşacık.
"Harcanmak isteyen güçleri harcanamayınca içinde kalıyor ve yavaş yavaş körleniyordu” (sf.166)
En yakın arkadaşı Ştolts tam tersi kabına sığmaz, yaramaz Andreyuşka Alman baba ile Rus anneden doğmuştur. Alman disiplinini şiar edinmiş bir babası ve Rus asilzadelerinden çocuğunu asil ve yüce sayılan zevklerle, yaşantılarla büyütmeyi düşünen annesi arasında istediğini yapmış, kendisinden beklenen eğitimleri de aksatmadığı için ara sıra evden uzaklaşmasına göz yumulmuştur. Beklentileri karşılayarak kendisi olabilmiştir.
Gonçarov un batının tarafı tuttuğu, batının tasvirini Ştolts da yaptığı söylense de ben öyle bir izlenim alamadım şahsen. Ştolts tamamen Avrupalı gelmedi bana. (Avrupalı değildir o, Avrupalı olsa sevmezdim, tıs tıs tıs) Anne ve babasının öğretmeye çalıştıkları birbirinin zıttıdır ama o her iki tarafın farklı yetiştirme tarzlarını başarıyla sentezlemiştir. Bu yünde Stolts a tamamen Avrupalı diyemeyiz, doğulu diyemeyeceğimiz gibi. Rusya’dan daha çok Rusya’dır aslında, Avrasyalıdır. Doğu geleneklerinden batı kültürüne bir uzantıdır Ştolts, ikisi arasında dengeyi korur. Ne bir doğu insanı gibi hayallerle gelenekler arasında sıkışmış olarak yaşar, ne de bir batılı gibi kendisine benzemeyenleri küçümser, onlara tepeden bakar.
Ştolts karakterini en çok Oblomov’u gerçekten bir dost gibi yürekten sevmesi, onun iyiliğini düşünerek sürdürdüğü atıl hayattan kurtulması için çabalamasını takdir ettiğimden sevdim.
"-Bir köşede! Düşüncelerin de o köşede kalmış. “Var gücümüzle çalışmalıyız, çünkü Rusya’nın bitmez tükenmez kaynaklarını işletmek için kollara ve kafalara ihtiyaç var; daha mutlu bir dinlenme için çalışmak; dinlenmek de bir çeşit yaşamak, daha sanatkârca, daha güzel yaşamak, şairlerin, sanatkârların hayatım yaşamak olmalı. ” Bunlar senin sözlerindi. Bütün bu fikirleri de Zahar mı köşeye attı? Hatırlıyor musun, kitapları okuduktan sonra kendi ülkeni daha iyi tanımak ve sevmek için yabancı ülkelere gitmek istiyordun. “Hayat, düşünmek ve çalışmaktır. ” diyordun. “Şöhret aramadan, durmadan çalışmak ve işini yaptığını görerek ölmek.” Hangi köşede unuttun bunları, söylesene?" (sf.223)

****** Uuuu çok etkilendim/acayip gaza geldim/ben daha iyi incelerim diyenler, hemen bu kitabı alıp okumak isteyenler olur diye incelemeye BELEŞ reklam aldım.. Maksat Oblomovculuk yayılsın. Hiçbir çıkarım yok:)))

#37812299
#37812280
#37812072

Aile önemli dedik, peki Oblomov hep böyle Oblomov muydu? İlya İlyiç in amansız bir hastalık olan Oblomovculuğa yakalanmasında tek katkı ailesinin miydi? Çevresinde olan, yaşantısında karşılaştığı insanlar tamamen suçsuz mu? Tabii ki hayır. O da bir zamanlar çalışmayı, üretmeyi bu şekilde ülkesine hizmet etmeyi, gezmeyi istemiş, bir işte çalışmıştı. Peki sonra ne oldu? Hayallerini gerçeğe dönüştürmeye uğraşan ve idealist insanlar bir kere tökezlediler mi, önlerine konulan engelleri aşamayacakları duygusuna kapıldılar mı bir anda kendilerini bırakırlar. Neye bırakırlar? Kaderlerine, içine genetik olarak işlenmiş ‘büyüklerine boyun eğ, onlar gibi ol’ diyen sesi dinlerler.
Aslında Oblomov’un eylemsizlik ilkesi bir nevi protestodur! "Suskunluğum asaletimdendir" demesidir Oblomov’un tembelliği; diğer insanlara, hayatın keşmekeşine, insanları birbirinin aynısı kuklalar haline getiren yaşantılara ve sisteme başkaldırıdır onun eylemsizliği! Tabii anlayana.. Anlamayan Oblomov tembeldir, işsizdir, düşünmekten konuşmaktan başka bir şey yapmaz, devamlı tasarılarla hayatını geçirir vs. der.
Önsözden:
"Oblomov, yıkılmakta olan bir toplum düzeninin, Rus derebeyi sınıfının çocuğudur. Çiftliği vardır, köleleri vardır; ama kendisi, bütün köklerinden kopmuş derebeyleri gibi, onları bir kâhyaya bırakıp büyük şehre, devlet kapısına sığınmıştır.
Oblomovka, yaşayışı, gelenekleri, inanışları, aile kuruluşu, çalışma düzeniyle eski Rusya’dır. Oblomov’un rüyasında gördüğü bu çiftliği anlatırken, Gonçarov, eski Rusya’nın, yeni bir görüşle, destanını yazmıştır."

Yukarıda da belirtildiği gibi Oblomovcuğum eski Rusya’nın özüdür. Ruhunda romantik esintilerle, ulvi duygularla yaşar. Kimse kimseye kötü davranmasın, herkes istediği ve mutlu olduğu gibi yaşasın ister. İlya İlyiç insanların kötülüğüne inanmak istemez, iyi yönlerini görmeye çalışır. Safoz mu ne? Tam olarak saf diyemeyiz kimin ne mal olduğunu bilse de o kişi ile başa çıkabilecek enerjisi olmadığından göz yumar bazı şeylere.

Oblomov geçmişteki o saf, tertemiz, yine duygulu, içten insanlara ve yaşantıya özlem duyduğundan bir yanıyla romantik bir tiptir. İşte “çiçekler açsın, böcekler uçsun, kırlarda sevgililer el ele gezsin" gibi. Bu yanıyla bana Shakespeare’in tragedyalarındaki karakterleri anımsattı. Ve bu benzerliğin hakkını verir, kaderi de o karakterlerle çakışma gösterir.

***İ.N. Bu satırları yazan arkadaş hiç Shakespeare okumamış olup tamamen kulaktan dolma bilgilerle TurgutÖzbencilik yapmaktadır. Okumadığı kitaplar hakkında bile bilgi sahibi olduğunu iddia ediyor da diyebiliriz.

Dedikodu, hasetlik, küçümseme, yüzüne gülüp arkadan kuyu kazma, gösterişçilik, sahtelik yoktur onun ruhunda. Ama çevresinde riyakâr insanlarla karşılaştığından hayal kırıklığına uğramış, güncel hayat içinde kendine yer bulamamış bu yüzden inzivaya çekilmiştir. Kendisi de buna benzer ifade eder halinin özetini:

"Benim hayatım, sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle. Kendimi bilir bilmez sönmeye başladığımı hissettim. Sönüşüm dairede, evrak başında oturduğum zaman başladı; sonra kitapları okuyup da onlarda hayatta kullanamayacağım gerçekler buldukça, dostlar arasında dedikodular, alaylar, soğuk, kötü, boş gevezelikler dinledikçe, gayesiz, sevgisiz toplantılara katıldıkça daha da kötü oldum." (sf.226)

Önsözde eserin Fransızcaya çevrilirken, Oblomov u anlamayan Fransızların caağnım kitabı kuş kadar bıraktıklarının bahsi geçmiş. Tabii anlamazlar, çünkü Oblomovcuğum Fransız sosyetesinden etkilenen Rus soylularının düzenledikleri kabul günlerine, burjuva özentilerinin o salon senin bu salon benim her gün başka bir kapıda yağlama operasyonlarına olması gerektiği gibi insanların birbirine gösteriş yaptığı, yüzüne gülüp arkandan dedikodunu yaptığı “herkesin gittiği sıkıcı yerler” e gitmeyi istemez. Bu sebepten ne beğenirler ne anlarlar onu! Paris sosyetesinin her halini ansiklopedi gibi yazmış olan Proust’ u okumuş bir okur olarak Oblomov haklı diyorum!
Oblomov tipik bir doğulu portresidir bunu bilmeyen yok. (O yüzden sevmez ya Fransızlar, sevmedikleri için de anlayamazlar!) Benim de dikkatimi çeken, ‘ay çok tanıdııık’ dediğim birkaç örnek var:

"Oblomovlar sermayenin çabuk devir yapması, verimin artması ve ürünlerin mübadelesi gibi ekonomik olaylara tamamen kapalı idiler. Bu temiz yürekli insanlar sermaye kullanmakta tek bir yol biliyor ve uyguluyorlardı: Sermayeyi sandıkta saklamak." (sf. 151)
bizdeki karşılığı=yastıkaltı kültürü

"Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğu erkenden anlatılmaz, yaşamanın çileli, çetin bir iş olduğu düşüncesi verilmezdi; çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlar da insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısaltırdı. Yaşama düzeni çoktan ve herkes için kurulmuş bitmişti; bu düzeni insana anası babası öğretirdi; onlar da bunu büyükbabalarından, büyükbabaları da büyükbabalarından hazır olarak almışlar, onu Vesta ateşi gibi hiç değiştirmeden, kutsallığına leke sürmeden korumaya ant içmişlerdi."(sf.145)
İşte bu satırlar ki buram buram büyüklere saygı duyma, onların sözünü dinleme kokuyor, tamamen ‘doğulu’ dediğimiz bakış açısı.

"Rus halkı bugün bile çevresindeki sert ve açık gerçeğe rağmen eski zamanların sihirli masallarına inanmayı sever.. Belki daha çok zaman bu inançtan kurtulamayacaktır." (sf.141)
Sen gel bir de Türk halkını gör sevgili Gonçarov!
Oblomov un iş yapma konusundaki isteksizliği o kadar ruhuna işlemişki hayalinde bile karısıyla gezintiye çıktığında kayığa biniyorlar ve küreği karısı çekiyor. Akşamları ona kitap okuyor karısı, Oblomov dinliyor.
Buraya kadar okumayı başarana helal olsun diyorum. Yazının bundan sonrası tamamen kişisel anılarımdan oluşmakta, bana göre kitapla accık ilgisi var ama kimine göre olmayadabilir. Okumak istemeyen olursa diye ayrıca belirtmek istedim.

Gamzemov’un Rüyası… (değil kabusu hiç değil gerçeği):
-Gamze yine kitap almışsın.
-Evet, bak
-Ooo amma kalınmış. Sen nasıl okuyacan onu, ne anlatıyor?
-İşte bir adam var, böyle tembel üşengeç falanmış (Affet Oblomov reyiz, o zamanlar yeterince iyi bilemiyorduk seni)
-Ehehheheh.. Senin hayatını anlatmış işte.. boşuna okuma. Okumaya üşenirsin sen onu..
-??!! niye yaa, okuyacam işte sonra bir ara..

****İ.N. Alındığı tarih 07.08.2018 okunduğu tarih ocak 2019.. sonuçta okudum yane, hıh!
####
Sıradan bir hafta içi:
Sabah alarm çalar… Ertele.
5 dakika sonra…. Ertele.
10 dakika sonra…. Ertele.
30 dakika sonra… Ertele.
1 saat sonra… Hüff geç kaldım yine yaa, neden erken uyanmak zorundayım? Ühühühühü…

####
Sıradan bir hafta sonu:
Cumartesi sabah haftanın yorgunluğunu atmaya çalışan Gamzemuşka maalesef düşüncelerin istilasından kurtulamaz.
-Üff bu odayı temizlemem lazım artık, bu ne ya at kokuyor oda. At mı besliyorum ben burada acaba? Toz olmuş her yer, ağzıma burnuma kaçtı hepsi nefes alamıyorum… ( Mecnun Ç mode:on)
Kahvaltıdan sonra yapayım şimdi aç karnına sabah sabah olmaz..

-Yuhh! Öğlen olmuş, ne ara oldu yaa? Odamı temizlemeye başlayayım ben, ayy kitaplık da tozlandı, önce onu silmem lazım, kitapları da düzenleyeyim, dolabın içi de karman çorman. Off ne çok iş var!
…..
-Hiçbir iş yapamadan akşam oldu, günler çok hızlı geçiyor yav… neyse yarın var daha, yarın yaparım nasıl olsa.. bu saatten sonra süpürge açılmaz.
Vee Pazar sabahı Özmeniçler kahavaltıya otururlar.
-Ben odamı temizleyeceğim, bana bugün pek bulaşmayın.
-Annesi: hah şimdi akşama kadar çıkmazsın oradan, oyalanma bari.
….
….
-A: GAMZEEEE! Hala odanı temizlemedin mi sen? Ne kadar sürebilir ki küçük odanın temizliği? Al süpürgeyi kendi odanı, arayı, salonu, mutfağı da süpür! HADİ!
-Taam yaa, ben başlayacaktım zaten. Önce toz alayım dolabı süpüreyim didim:(((

####

-Annesi: Gamzeeeee.. Git ekmek al marketten evde hiç kalmamış.
-Şimdi mi acil mi?
-A: Yemek yiyeceğiz, akşama ekmek yok.
-Ohoooo yemek olana kadar.. daha çok zaman var.
-A: ekmek bitiyor sonra, bu saatte geliyor taze taze herkes hemen alıveriyor. Git al işte! ( cinnet is coming ses tonu)
-Tamam alırım bir ara..
-A:SEN NASIL YAŞIYOSUN BU TEMBELLİKLE BEN HİÇ BİLMİYORUM! GİT VE EKMEK AL!


"Şimdi, çevresinde basit, iyi yürekli, sevimli insanlar vardı. Hepsi hayatlarını ona bağışlamış, onun zahmetsizce yaşamasına, hiçbir şey duymamasına çalışıyordu." (sf. 594)

Gönül ister ki ben de yorulmadan yaşayayım ama Oblomov reisin de dediği gibi hayat yakamı bırakmıyor, hem de hiç!
Oblomovkadan Sevgilerle…
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (1.778 Oy)2.099 beğeni5.589 okunma7.442 alıntı55.269 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (3.145 Oy)3.107 beğeni7.943 okunma6.710 alıntı71.954 gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (1.727 Oy)2.060 beğeni6.628 okunma4.487 alıntı53.130 gösterim
  • Açlık
    8.3/10 (1.749 Oy)1.568 beğeni5.649 okunma1.516 alıntı47.696 gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.0/10 (1.801 Oy)2.066 beğeni5.710 okunma3.455 alıntı61.812 gösterim
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.4/10 (1.312 Oy)1.173 beğeni4.144 okunma1.388 alıntı22.004 gösterim
  • Budala
    8.5/10 (1.161 Oy)1.374 beğeni4.483 okunma5.304 alıntı45.855 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.3/10 (1.803 Oy)1.627 beğeni5.467 okunma3.003 alıntı38.136 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (2.126 Oy)2.062 beğeni8.084 okunma3.102 alıntı53.175 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (1.228 Oy)1.409 beğeni4.302 okunma4.082 alıntı38.987 gösterim
632 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Kitap tam 10 gün önce bitti. Okurken bile içinde yazılanlar beni o kadar etkiledi ki kitabı yaşayarak okudum diyebilirim. O kadar olayların içine kendimi kaptırıp hissederek okuyordum, öyle ki evde annem işlerini yaparken, annemi hele işi bırak gel de kitapta neler neler yazıyor sana da okuyayım dedim. Annem tabi Türkçe çok az biliyor, Kürtçe konuşur, gel gel dedim sana okuyup Kürtçe anlatacağım, yada çevirisini yapacağım:), geldi oturdu. Kitabın şu satırlarını okuyup tercüme ettim;
''Bir de yaşlılara bakalım. Buluşurlar, birbirlerini yemeğe davet ederler, ama aralarında ne konukseverlik vardır, ne nezaket vardır, ne de karşılıklı sevgi. Toplantılarına daireye gider gibi soğuk soğuk, neşesiz giderler. Bütün maksatları aşçılarının ustalığını, salonlarını göstermek, alay etmek, birbirlerinin ayağını kaydırmaktır... İsim için, şöhret için birbirlerine gidiyorlar.''
Anneme bunları deyince; ''Çok doğru oğlum demek ki; eskiden de insanlar şimdi ki gibiymiş bir farkları yok.''
Evet insanlarda hala aynı hırs, aynı çekememezlik, aynı kıskançlıklar hele hele aynı iki yüzlülükler devam ediyor. Bundan dolayı da hala dünyada acı, zulüm hüküm sürüyor.
Hele Oblomov ve Oblomovka gerçekten mükemmel karekter ve yer. Hepimiz de Oblomov'luk var, kiminde az kiminde çok.
Hele kitap bittikten sonra bir işim oluyor mesela, ya sonra yaparım diyorum, uyuşuklukta bulunuyorum hemen Oblomov geliyor aklıma, yok yok hemen yapmalıyım ben öyle değilim diyorum. Hayatıma o derece etki eden bir kitap oldu. İçinde hüzün dolu bir aşk hikayesi de barındırıyor. O aşk hikayesini okurken ki yapılan tasvirler ve anlatımlar beni çok etkiledi.
Teşekkürler İvan Aleksandroviç Gonçarov...
Son olarak peygamber efendimizin hadisini ve Mevlanın şu sözlerini hatırlatalım ve bitirelim incelemeyi;
Hadis: “Yarın yaparım, yarın yaparım diyen helak olmuştur”

Mevlana;
“Yarın yaparım diyorsun kaç tane yarın geçti hayatında
Kaç tane yarın geçti ne yaptın ki yarın yarın diyorsun “
632 syf.
·10/10
Oblomovka sahillerinden selamlar
Şaka şaka. Evde uzanmış yatıyorum öyle. Zahar'a seslendim seslendim gelmedi. Hatırladım. Benim çorabıma varana kadar giydirecek bir uşağım yoktu. Oblomov kadar tembel olabilmek için zengin olmak gerekiyor.

Hayatımın değişmeyen roman kahramanları üç erkek. Ta ilkokul sıralarında tanıştım kendileriyle
Robinson Cruise
Oblomov
Raskolnikov

Neydi acaba benim gözümde bu adamları çekici kılan. Üçünün belirgin özelliklerini az biraz taşımam mı? Onların hayatını yaşamak istemem mi?

Gerek Oblomov gerek diğerleri benim her yıl düzenli olarak tekrar tekrar okuduğum üç kitaptı. Ki bu bahsettiğim dönemin başlangıcı benim 8 - 10 yaşında olduğum dönemdir. Kitap bulmakta sıkıntı çekilen var olan kitapların çok pahalı olduğu dönemler.

Her reklamda "baba n'olur kupon biriktirelim bu kitap setini alalım" diye yalvarışlarımı hala unutmam. Biraz uğraştırsa da eninde sonunda kabul ederdi. Gazete kuponları sayesinde bir sürü kitap seti almıştım. Bazı setlerde aynı kitaplar olurdu ve buna üzülürdüm. Keşke farklı bir kitap olsaydı da daha çok çeşit okuyabilsem diye düşünürdüm.

Gazeteyi alma ve kuponları kesip saklama görevi de benimdi. Kupon harici kalan gazetede babam bir iki haber okur spor sayfasına bakar sonrasında annem sobayı tutuşturmak için kullanırdı o gazeteleri. Gazeteyi bulmak bile sorun olurdu. En çok da cumartesi pazar günleri zor olurdu. 365 günün 300'ünde yağmur yağan Rize'de gazete bile bulamazdım. Yağmurdan iliklerime kadar ıslanır ve tekrar tekrar dolaşırdım tüm gazete büfelerini. Artık büfeciler bile ezberlemişti beni görür görmez yok anlamında kafayı sallardı. Yani girsem büfeye iki dakika yağmurdan sakınsam diye düşünürdüm ama daha kapıdan girmeden yok denilmesi içeri girmemi engellerdi. Eninde sonunda bulduğum gazete eve gelene kadar sırılsıklam olurdu. Dikkatlice kuponu alırdım ve annem ütüyle kuruturdu. Sayısını bildiğim halde her gün tekrar tekrar sayardım kuponlarımı. Şu kadar gün kaldı diye. Canımdan daha değerliydi bu kuponlar çünkü bir sürü kitabım olacaktı. İşte Oblomov bu tarz zorluklar neticesinde sahip olduğum kitaplardan biriydi.

Oblomov'u ilk okuduğumda çocuktum ve kendisi için "ne aptal adam" sıfatını yakıştırmıştım. Yaklaşık 10 yıl önce tekrar okuduğumda "aslında o kadar da aptal değilmiş" dedim. Ve bugün ise "Oblomov çok zeki bir adam" dedim.

Aradaki bu düşünce farkı hem insanın olgunlaşması hem de kitapların çeviri durumundan kaynaklanıyor. Gazeteden almış olduğum Oblomov 150 sayfa idi. Şimdi elimdeki bu kitap 620 sayfa. Arada 4 kat fark var. Daha çok kitap okuyabilme adına en ince kitapları seçip aldığım dönemler de oldu. İnsan kitap konusunda aç gözlü olmamalı. Artık gidip kitapların en kalın olanlarını seçiyorum. Çeviri hassaslığını ben bu sitede öğrendim ve belki de bu sitenin bana kattığı en önemli şey bu oldu.

Kitapta en beğendiğim kısımlar insanların iç ve dış dünyasının (ruhunun ve görünüşünün) en detaylı kesiti şeklinde yapılan karakterlerin kişilik analizleri oldu. Bu analizler o kadar güzel işlenmiş ki önce okuyup altlarını çizdim. Sonra tekrar okudum sonra düşündüm derken tek bir sayfada 1 saat kaldığım çok oldu. Bu kitabı her elime alışımda Oblomov oluyorum. Ana tema tembel bir adam olsa da aslında Oblomov zihnini o kadar çok çalıştırıyor ki bedenen yorulup devamlı yatması garipsenmemeli.

Roman konusunda değinmek istediğim unsur ise; genel olarak romanın sosyolojik yönünden çok psikolojik yönü ağır basması. Romanda en dikkat çekici kısım bana göre Oblomov'un arkadaşı aracılığıyla tembel kalbinde, beklenmeyen bir aşk heyecanı yaratmasıdır. Olganın amacı ise bu tembel adamın üzerinde kendi üstünlüğünü kurarak, onu sorumluluk sahibi bir insan haline getirmek. Oblomov her ne kadar kendini Olgaya teslim etse de çalışmak ve tembellik arasında bocalayıp durur. Tembellik hayat felsefesi olmuş bir insana ne yaparsanız yapın kar etmiyor bunu daha iyi anlıyorsunuz.


Eğer bu kitabı veya klasiklerden herhangi birini okuyacak olursanız kesinlikle Sabahattin Eyüboğlu ve Ergin Altay çevirisini tavsiye ediyorum. Kitabı okumanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bazı kitaplar için herhangi bir tavsiyeye gerek yoktur. Bu kitap o kitaplardan biri. Seveceğinizi garanti edebilirim.
632 syf.
·7 günde
Kitabı gözyaşı ile bitirdim ve elim yeni bir kitaba gitmedi, gidemedi. Oblomov, Oblomovluk ve Oblomovka uzun zaman dilimden düşmeyeceğe ve zihnimi meşgul edeceğe benziyor.

Okuduğum en iyi romanlardan biri olduğunu düşünüyorum. Yazar çok özel bir karakter çizmiş ve bu karakterin ana özelliğini Oblomovluk olarak literatüre katmış. Bunun yanında tam zıt olan karakter Ştolts ve diğer yardımcı karakterler de ayrı ayrı özelliklere sahipti.

Yazarımız Gonçarov, birbirinin zıttı Oblomov ve Ştolts karakterleri ile Doğu ve Batıyı karşı karşıya koymuştur yazıyor kitabın önsözünde. Evet yazar bu karakterler üzerinden Rusları ve Almanları hem övüyor hem yeriyor.

Açıkçası karakterlerin yaşama, yaşamın amacına, aşka, evliliğe, çalışmaya dair düşünceleri çok etkileyici idi. Genelleme yapamasam da bazı insanların kendinde Oblomov'a veya Ştolts'a dair bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum. Mesela ben, hayatımda bazı dönemler Oblomovluk yaptığımı ve bunların bana pahalıya patladığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Kısaca örneklersem, şehir değişikliği nedeniyle araştırma görevliliğinden ayrılınca evlilik ve ev hayatının rehavetine kapılıp yaptığım Oblomovluktan ötürü yarım kalmış bir doktora tezi, bitmemiş bir doktoram var diyebilirim. Elbette benim de Oblomov gibi her işe bahanelerim vardı; tez konusunun tek başına imkânsızlığı, hocanın yetersizliği gibi ama aslında sorun bendeydi. Gelecek ile ilgili hayallerime mal olan  bir Oblomovluk. Kitaptan sonra kendi kendimi bayağı bir hesaba çektim.

Çok uzatmayayım ve kitap ile ilgili fazla bilgi verip heves kırmayayım. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Bol kitaplı günler...
632 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hepimiz Oblomov doğarız, ama bazılarımız öyle kalır...

Öncelikle kitabın elime ulaşmasını çok kısaca yazmak istiyorum. Daha önce alıntılarını gördükçe sipariş edeceklerime eklemiştim. Ve çok uzun zaman sonra Kitapyurdu yerine Kigea'dan istemeye karar verdim. Ancak Kigea'dan sipariş edeceklerimi hazırlarken, Anne Frank'in hatıra defteri'nin olmadığını gördüm. Kitapyurdu'nda ise Anne Frank var ama Oblomov yok. Kigea'da Oblomov var, Anne Frank yok. Bu yüzden iptal ettim. Sonra derken Sezen B. bana bir mesaj attı ve haftalar önce Oğuz Aktürk'ün bir sorusu üzerine verdiğim cevaptan kitabı kazandığımı öğrendim ve kitap onun aracılığıyla elime ulaştı. Kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Şimdi kitap hakkında bilgilendirmeye gelelim.

Oblomov, sahi kim bu Oblomov? Akrabalarınızda, çevrenizde, arkadaşlarınızda, dostlarınızda var mı böyle biri? Okuyan her insan bilir ki, kitap sanki 2. dereceden bir Suç Ve Ceza gibi. Raskolnikov gibi özelliklere sahip bir karakter. Şimdi böyle bir durumda Oblomov=Raskolnikov mu diyeceğiz? Elbette değil. Ancak Suç Ve Ceza'yı okumadan Oblomov'u okumanızı önermem(ikisini de okumayanlar için)

Kitabın ana karakteri olan Oblomov, 30 yaşında, saf, zeki, Hukuk, Ekonomi ve Yüksek Matematik okumuş biri. Eve tıkılmış, göbek çıkarmış, insani ilişkilerini salmış ki okuyucuların çoğunluğu bu ayrıntı sayesinde benimsemiştir. 300 maraba(köylü)sı olan Oblomovka'nın sahibidir. Oradan gelen para ile geçinimini sağlamaktadır. Ne bir hesap, ne bir kitap bilmektedir. Kitap okumayı sevmez, okusa da aynı iki defa okumaz. İnsani ilişkileri çok zayıftır, neredeyse kimseyle konuşmaz. Kendisinden ve üzerinden rant sağlayanları umursamaz, para tırtıklayan kahyasını bile azarlamaz...

Biraz da önce çıkan karakterlerin analizini yapalım.

Oblomov: Tertemiz bir ruha sahip, heyecanlı, Zeki, dürüst, fedakar, umursamaz, üşengeç, saf(iyi niyetli de diyebiliriz), duygu yoğunluğu fazla, sahiplenici gibi özelliklere sahip ana karakterimiz.

Olga: Oblomov'dan çok daha zeki, aşırı duygusal, sahiplenici, asil, zarif, minik bir serçe yavrusu gibi masum...

Ştols: Oblomov'un en sadık ve en iyi daha doğrusu tek dostudur. Kendisi memuriyette genel müdür sıfatındadır. Oblomov'u çukurdan çıkaran ve o andan itibaren(Olga ile tanışması ve yeni bir adım atması) ters giydiği göleğini düz giymesine sebep olan karakter. Kendisi bir Alman'dır. Akıllı, sadakat nedir bilen, bazen dostunu kendinden daha çok düşünen, Oblomovka'nın işlerini üzerine alan(bir aralar), hesapları gözden geçiren kısacası dost gibi dosttur. Hatta şu kalıba uyuyor: 10 koyuna sahip olacağına, Ştols gibi bir dostun olsun yeter.

Zahar: Oblomov'un kahyasıdır. Çok paragöz biri olmasına rağmen çokta düzensiz, kirli, ağzı bozuk biridir. Para çalar, bazen gelen misafirlere hakaretler bazen de efendisi hakkında ileri geri konuşabilir. Ancak karakterimizin bir özelliği vardır ki, bunca şeye rağmen efendisinin(Oblomov) sözünden ve emirlerinden asla dışarıya çıkmaz. Kısacası iyi yönü olarak itaatkar, sadık, çıkarları koruyan bir karakterdir.

Tarantyev: Bu karakter, gerçek hayatta da çok sık rastlayacağınız aşağılık, dolandırıcı, paragöz, nankör, çıkarcı, insanlığın yüz karası tiplerdendir. Oblomov'un saflığından faydalanarak sürekli para tırtıklar, parasını alır, tuzağa düşürüp borçlandırır ve utanmaz bir şekilde evine gidip yiyip içer ve yatar. Kısacası dediğim gibi, insanlığın yüz karası bir karakter.


Şimdi karakter analizi yaptığıma göre kitapta dikkat çekici birkaç anektod paylaşmak istiyorum.

Yukarıda Ştols'un Alman olduğunu söyledim. Nedendir bilinmez ama birçok yerinde Almanlar'a karşı çok aşağılıyıcı söylemlere denk geldim. Tarantyev'in ağzından, 'O Alman'dır, ne zehirdir o. Sonuçta o Alman, Ruslar gibi değildir onlar. '' Aklıma gelmedi ama daha ağır şeylerde okudum. Almanlara olan nefreti bilemedim, eğer bilgisi olan varsa yazabilir. Tahminen dönemin yazarları arasında çekişme veya siyasi olaylardan kaynaklı.


Ve şimdi geldik karşılaştırmaya. Size yukarıda Suç Ve Ceza'nın 2. Dereceden bir kitap olduğunu söyledim. Şimdi onu açıklayacağım. Oblomov aşka ve sevgiye kapalı biridir.
Öyle ki kendini evine kapatmış, pek kimseyle konuşamaz olmuş ve insanlardan soyutlanmıştır. Peki Raskolnikov nasıldı? İnsanlığa olan nefreti, sevgisizliği, değişen ruh hali, vurdum duymazlığı, hıncı ve öfkesi...

Oblomov'un kahyası olan Zahar ile Raskolnikov'un hizmetine bakan Nastasya ile benzerliği yakaladınız mı? İkisi de fazla cüretkar ama bir o kadar da fazla sadık. Def ol dense dahi yine de üsteleyen karakterler.

Peki Razumihin ve Ştols? Bunu da yakalamadıysanız eh yuh diyeyim ben! Razumihin=Ştols(karakter bazında) Oblomov'un ve Rasko'nun da konuşabileceği ve aksi bir durum söz konusu olsa dahi güvenebileceği tek dostudur.

İki karakterde aşırı sadık, aşırı sahiplenici ve düşünceli karakterlerdir. Çıkar peşinde koşmayan, faydalanmayan sadaket kavramının özü olan karakterlerdir.

Ve Sonya... Seni açık etmek ihanet olmaz mı leydim?... Kısaca değineceğim.

Oblomov'un aklına bile gelmeyeceği ama yok böyle bir sevgi dedirten ve hayatını değiştiren aşkı olan Olga, bizim Suç Ve Ceza kitabındaki masumiyet abidesi Sonya'nın birkaç özelliğini barındırmaktadır.

Gonçarov, bir erkeğin insanlıktan ve duygudan soyutlanan bir karakterin bile bir gün ki bunun zamanı ve yeri hiç önemli değil. Bir gün bir kadının karşısında diz çökeceğini belirtmek istemiştir.

Suç Ve Ceza kitabında Raskolnikov Sonya'nın evine gider ve ayaklarına kapanır, ayaklarını öperdi hatırladınız mı? Burada da Oblomov ormanda aniden Olga'nın ayaklarına kapanır ve öper. Bingo!

''Oblomov, önünde diz çöktü: Olga, benim karım ol!'' (s-350) Bunu da yakaladım. :)

Mesela Raskolnikov'un Sonya'nın evinde kendisine hitaben söylediği sözün bir benzerini daha yakaladım.

''Size baktıkça tekrar ağlayasım geliyor... Görüyorsnuz ya, nazlanmıyorum; duygularımı saklamıyorum(259)''

İki kitap karşılaştırmasında şunu anladım. Albert Camus'un dediği gibi, ''Hayatta en büyük fenalık sevilmek değildir, sevmemektir.'' Benim söyleyeceğim aklıma gelmez hatta katıla katıla gülmeme sebep olan bir şey söyleceğim. Sevmek özgürlüktür, sevmek temiz bir hava solumaktır ve sevmek yaşamaktır...

Olga hakkında kısa bir şey daha yazmak istiyorum. Olga'nin sevgisi öyle büyük ve öyle yüksek ki, o evlenmenin bir ihanet olduğunu düşünüyor. Çünkü evlenmek, ikili arasındaki sevgiyi yok eder ve aşkı söndürürmüş. Oblomov ile ayrılmalarının sebebi...

Kitap hakkında dikkat çekici birkaç noktayı paylaşmak istiyorum. (Soru sorarak kitaptan cevaplar ile)

Gidenlerin yeri nasıl doldurulur. Bu mümkün müdür? Peki bu döngü sonucu ortaya çıkanlar neler, devam eden bu yaşayış nasıl sona erer?

''Gidenlerin yerini gelenler tutar, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur ve böylece hayat hep aynı minval üzerine sürer gider ve hiç farkına varılmadan mezarın tam yanı başında biter.(147)''

Bu söylerken aklıma Deniz Geçmiş'in oğluna yazdığı mektup geldi. ''Sevgili oğlum; insanlar doğar, yaşar ve ölürler.''

Yaşadığımız şey nedir? Daha doğrusu bu koca ütopik alanın içinde tıkıldığımız ve birbirimizi düzmekle meşgul olduğumuz, çıkarlar ve ihanetler ile sürdürdüğümüz düzenin adı, amacı ve işleyişi nedir?

''Hayat bu, hayat, der; kimi ölür, kimi doğar, kimi evlenir. Biz de boyuna yaşlanıyoruz. Değil yıllar, günler bile birbirine benzemiyor. Ne iştir bu. Keşke bugün tıpkı dün gibi, dün de tıpkı yarın olsa, ne güzel olurdu...(153)''

Hayat... hayat yapmacıkları sevmez, umursamaz ve acımaz. Bu yüzden istisna sağlıyorsa bir söylemi çok fazla çok çok fazla tekrarlar. ''Reddedildi.''

Bu onun vazgeçilmezi ve inandığı tek şeydir. Hayat der ki, ''Reddetmek bir erdemdir.'' Peki hayat, bu senin için mi geçerli? Sorumu değiştiriyorum ve cevap veriyorum. Evet hayat, bu yalnız senin için geçerli.

Neden yalnız dedim? Çünkü benimsemeye kalkışan herkes bedelini öder. Bir kitap karakteri, hayali bir karakter olman da önemli değildir. Kısa ve net:''Cezanı çekeceksin. Çünkü ağır bir suç işledin!''

Yukarıda da belirttiğim gibi, Suç Ve Ceza'yı okuduysan ve yeni bir klasik arayışındaysan bu kitabı okumalısın. Gerçekten karşılaştırarak, benimseyerek ve içinde olarak kazanım elde edersin.

Bu arada son bir şey daha belirtmek istiyorum. Yine Suç Ve Ceza, Altıncı Koğuş gibi kitaplarda da görmek mümkündür. Dönemin sosyoboyutunu perspektif bir şekilde okuyuca sunması ve belli paradokslar eşliğinde sıralaması takdire şayandı.

Keyifli okumalar.
585 syf.
·Beğendi
İvan Gonçarov’un Oblomov adlı hacimli romanını henüz bitirdim. Dünya edebiyat literatürüne “Oblomovluk” kavramını hediye eden bu roman, mutlaka okuma listemizde yer almalı. Son zamanlarda hep postmodern romanlar okuduktan sonra Oblomov’u okuyunca, yazarın hemen her şeyi okuyucunun gözüne sokarcasına detaylıca tasvir etmesi benim açımdan rahatsız edici olsa da Oblomov; akıcı, sürükleyici hatta eğlenceli bir roman. Oblomov karakteri, onca tembelliğine ve sinir bozuculuğuna rağmen aslında hepimizin içinde taşıdığı o tembel ve üşengeç yanımıza göndermede bulunduğu için de bir o kadar sevimli. Gonçarov, bu romanı çok kısa bir sürede yazmış belli ki Oblomovluk etmemiş:) Kitapla ilgili yapılan yorumlara bakıldığında, Oblomov’un Rus toplumunu hatta doğu toplumlarını, Oblomov’un arkadaşı Ştoltz’un ise Avrupa’yı temsil ettiği yolunda çıkarımlar yapıldığını görmekteyiz. Ben tüm bu yorumları bir kenara bırakarak Oblomov’un bende uyandırdıklarını paylaşmak istiyorum:
DİKKAT! SPOİLER İÇEREBİLİR!

Öncelikle Oblomov çok iyi yürekli bir kahraman ve Gonçarov kahramanını çok seviyor, bunu romanın her satırında hissediyorsunuz. Oblomov çok iyi bir dost, vefalı bir aşık, kendisine kötülük edenlere dahi insanca davranma erdemliliğinde olan bir insan, herkesin hayatın koşuşturmacası içinde fark edemediği gerçekleri yattığı yerden fark eden bir filozof:) Fakat bir kusuru var ki bu kusur onun hayatının heba olup gitmesine neden oluyor. Oblomov, her şeyi erteleme hastalığından muzdarip. Devamlı planlar yapıp bu planların hiçbirini uygulamaması, daha dolayı iradesizlikten dolayı uygulayamaması sonucunda yaşadığı hayat onu hızla tüketiyor. Daha doğrusu yazar bizim buna inanmamızı istiyor. Yazara göre Oblomov böyle bir hayatı seçmekle yanlış yapıyor, zira yazarın idealindeki kahramanı Stoltz. Peki gerçekten yaşadığımız hayat içinde yaptığımız tercihler yüzünden yargılanmalı mıyız? Eğer sonuçlarına katlanmayı göze almışsak cevabım “hayır” olacak. Yazar ise kahramanını sürekli yargılıyor. Stoltz, sürekli hareket halinde, her şeyin en idealini o hak ediyor, hatta Oblomov’un aşık olduğu, fakat feragat ettiği kadınla evlenip çok mutlu oluyor vs vs. İyi de Oblomov böylesi bir yaşamı tercih ediyor ve bence bu iradesizlikten çok bilinçli bir tercih gibi görünüyor. En azından Oblomov’un yüksek farkındalığı bana öyle hissettirdi. Romandan aldığım şu cümleler bu farkındalığı gösteriyor:
"Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?"(184)
Anna ile aşk yaşadığı dönemde aktif bir adam olmayı başaran Oblomov, Anna’nın kendisini şekillendirmeye çalışmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor ve zaten bu müdahaleci aşka daha fazla dayanamayan Oblomov, sonunda vazgeçiyor. Ne uğruna vazgeçiyor? Şahsiyetini korumak adına. Onun her koşul altında şahsiyetine düşkün bir insan olduğunu romandan alıntıladığım şu cümleler de gösteriyor:
"İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamanın hayatına çizeceği en iyi yön olduğu kanısına vardı."(68)
Sonrasında ev sahibesi kadının “koşulsuz sevgisi” ona çok iyi geliyor ve yola onunla devam ediyor. Bu durumda biz Oblomov’a iradesiz diyebilir miyiz? Bence Oblomov -Gonçarov her ne kadar bizi aksine iknaya çalışsa da- gayet de farkındalığı yüksek bir karakter. Öyle olmasa çok sevdiği Anna’dan vazgeçmezdi. Öyle olmasa canı gibi sevdiği dostu Ştoltz’un yönlendirmelerine göre bir hayat yaşardı. O ise tamamen şahsiyetine uygun bir yaşamı tercih ediyor. Bir koyun değil Oblomov, tam tersi –yazarın onun tembelliğini, lakaytlığını gözümüze sokmasına rağmen- aslında şahsiyetli bir kahraman. En azından ben okurken böyle hissettim ve onun bu doğal, yapmacıksız halini çok sevdim. Oblomov’un kafasındaki yaşam anlayışı aslında şu satırlarda net bir şekilde ortaya çıkıyor:
"(Ştoltz)-Peki sence güzel hayat nedir?
(Oblomov)-Neden 'oblomovluk' olmasın! Sanki herkes bu benim hayalimdeki gibi bir hayat için uğraşmıyor mu? Sizin bütün kosturmalarınız, tutkularınız, ticaretleriniz, siyasetleriniz hep sonunda rahat etmek için, kaybolmuş bir cenneti bulmak için değil mi?(192)
Ben bu romanda bütün canlılığına, çalışkanlığına ve iş bitiriciliğine ve idealize edilmesine rağmen Oblomov’u Ştoltz’a tercih ettim. Tabii bu benim görüşüm.
Oblomov’u Dino Buzzati’nin Tatar Çölü romanının hemen ardından okuyunca iki romanın mesajının benzerliği de dikkatimi çekti. Bu konuyla ilgili de romanda geçen şu cümleleri paylaşmak istiyorum:
"Başka bir hayatı ne isteyebilir, ne de sevebilirlerdi. Hayatlarını herhangi bir rastlantı değiştirecek olsa keyifleri kaçardı. Yarın bugüne, öbür gün de yarına benzemezse kahırlarından yatağa düşüp hasta olurlardı."(139)
"İnsan ne için yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor. Günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün aynı hayat."(247)
"Akşam olunca, hemen yatacak, günün bu kadar rahat geçmiş olmasına şükredip ertesi gün uyandığımız zaman, dünkü gibi bir gün geçirmeyi dileyecektik. Geleceğimiz bu olacaktı değil mi? Sen buna hayat mı diyorsun? Ben kahrolurdum, ölürdüm."(394)
Temelde iki romanın mesajı da aynı noktada birleşiyor: “Hayat, yaşanılan güzel anların bir bütünüdür bu sebeple hiçbir şeyi erteleme, hemen yap. Yoksa sıradanlaşan bir hayatın içinde kaybolup gidersin” Romandan alıntıladığım şu satırlar da bu mesajı doğrular nitelikte:
“-Yarın mı olacak bütün bunlar?(...)
-Ya şimdi ya hiçbir zaman, unutma.”(197)
Tabii bu, yazarın bize vermek istediği mesaj. Bense Oblomov’un keyfince bir hayat yaşadığını düşünüyorum. Zaman zaman iradesine hakim olamadığı zamanlar olsa da, o kimsenin boyunduruğu altına girmeden, kendi bildiği şekilde yaşıyor hayatını, eğer tersi olsaydı Anna ile evlenip aktif, hareketli fakat mutsuz bir adam olmayı göze alırdı, ya da çok sevdiği dostu Ştoltz’un çiftliğine yerleşip onun kendisini şekillendirmesine müsaade ederdi. Bütün bunları reddettiğine ve her şeye rağmen kendi bildiği şekilde yaşamayı seçtiğine göre ona saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii bunlar tamamen kişisel düşüncelerim ve her okuyucu romandan kendine göre bir çıkarım yapabilir. Zaten klasikleri klasik yapan da onların her okumada ve her okuyanda yeni fikirler ve heyecanlar uyandırmalarıdır. Herkese iyi okumalar diliyorum.
BU YAZIYI ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK İSTERSENİZ:

https://hercaiokumalar.wordpress.com/...den-bilge-oblomov-2/
632 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Oblomov'dan ve Oblomovluktan kopmak mümkün değil. O yüzden şu güzel filmi şuraya koymak lazım.

https://www.politikfilm.org/...mova-filmi-izle.html

Tatil ve Yaşar Kemal kampını da içeren 17 gün boyunca Oblomov ile birlikte Akdeniz - Ege turu yaptık. Ama doğa ile birlikte bu hareketlilikte aşırı oksijen, muhteşem deniz, kum ve güneşte bana eşlik edemediği için Oblomov bir köşede her zamanki gibi uyukladı, yattı.

Istanbul'a döndüğümde bu sefer ben Oblomovluk yaparken Ilya ile de savaş verdim. Bu sefer o beni zorladı oku diye ama kah yerde yuvarlandım kah koltuk ile bütünleşerek koltuk desenine sahip oldum kah Ilya'nın akla hayale gelmeyecek denli delirten 'hiç bir şey yapmama' halini, hayatının ellerinin arasından kayışını onu boğma isteğiyle bıraktım. Sen adamı delirtirsin be adam. Bu kadar ısrarı, iyi niyeti ve belki bir insanin hayatında bulup bulabileceği en büyük aşkı nasıl uykuya, tembelliğe bıraktın aklım almıyor.

Öylesine güzel öylesine aşk dolu öylesine muhteşem tespitler var ki hayata dair bu kitapta... Kendimi eksik saydım bu kadar bekledigim için.
İyi ki okumuşum be.

Üzerimden de büyük bir yük kalktı. Son yükü de kaldırayım mı üzerimden? Oblomov benim hayatımda fuardan çaldığım ilk kitap. Pişman değilim, keşke kitaplar parayla satılmasa, öğrencilik bunu gerektirir be o yüzden. Şimdi parayı az da olsa bulunca öğrenci olsun olmasın insanlara kitap hediye etmemin altında bu bilinç-altı yatıyordur belki de . Kendi psikolojik analizimi de yaptığıma göre kıssadan hissemi vereyim;
Hepimiz Oblomovuz. :))
632 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
19. Yüzyılda bir ay gibi kısa sürede yazıya dökülmüş beni çok etkileyen bu koca başyapıt. Yazıya dökmenin kısa olması sizi yanıltmasın, Gonçarov yaklaşık on yıl bu eseri zihninde taşıdığını belirtmiş.
Nereden başlasam bilmiyorum zira çok katmanlı, çok kişili, hicivli, bazen aba altından sopa gösteren, bazen de yererken aynı zamanda öven bölümler mevcut. Oblomov, Ştolts, Olga ve Zahar en çok anlatılan, en çok betimlenen karakterler; her birinin toplumun belirli kesimini temsil ettiği izlenimi çoğu zaman hissediliyor.
Oblomov... Herkesin kendinden bir parça bulabileceği soylu kişi. Tembel demek az kalır. Okumuş, bir zaman memurluk da yapmış fakat sürekli bir şeyler peşinde koşmanın ona göre olmadığını fark edince kendisini eve kapatmış; hatta yatağa bırakmış kendisini. Öyle ki romanın ilk 100 sayfası 'kalk artık şu yataktan' derken buluyorsunuz kendinizi. Bir kitaba başlasa bitiremez, bir mektup yazmaya kalksa günlerce yazıp siler, sahibi olduğu köye gitmeye karar verse bir plan yapması yıllar sürer, evinden taşınmak zorunda olsa günlerce bunu kendine dert eder. Çünkü bunların hepsi yatağından kalkmasını ve uyanmasını şart kılan eylemlerdir. Tüm bunlara rağmen Oblomov'a kızamıyorsunuz çünkü çok iyi bir yüreğe sahip oluşu her defasında vurgulanıyor. Aslında o da uyumak ve tembellik yapmak istemiyor ama her defasında kendisine yeniliyor. Çünkü Oblomovka'da hayat böyledir ve Oblomov ailesiyle böyle yetişmiştir. Oblomov'un rüyası adlı bölümde yaşayışları o kadar net betimlenmiş ki Oblomov'un böyle oluşuna şaşırmıyorsunuz.
Kitabı okurken tek sağlam ruh haline sahip kişinin o olduğunu düşündüm: Ştolts. Kendini her anlamda yetiştirmiş, sürekli yeni yerler gezen, mükemmeli arayan, arada bir gelip Oblomov'un hayatını yola sokmaya çalışan Alman asıllı çocukluk arkadaşı. Keşke daha sık gelseydi belki Oblomov yataktan çıkabilirdi. Hakkını yememek lazım tatlı, şirin, güzel ve genç kızımız Olga, Oblomov'u bir süreliğine yataktan çıkarmayı başarmıştı. Aşk bu uyku dinlemiyor. Oblomov uzun süre direndi eski alışkanlıklarına dönmemek, Olga'ya ayak uydurabilmek ve onunla evlenebilmek için fakat evliliğin getireceği sorumlulukları kaldırabilecek miydi? Tek düşüncesi buydu.
Kitapta Oblomov'un uşağı Zahar'la karşılıklı diyalogları beni çok güldürdü. Zahar, hem efendisine bağlı hem ondan nefret eden uşak. Zahar, hem efendisine beddualar eden hem sevgisinden deli divane olan uşak. Oblomov'un tembelliğine katlanan yegâne insan. Bir o kadar kendi de tembel olduğundan mıdır, bilmiyorum.
Oblomov'u yorumlayanlar Gonçarov'un Doğu-Batı karşılaştırması yaptığını; Oblomov'un doğuyu, Ştolts'un batıyı temsil ettiğini söyleseler de ben artık çağımızda her ülkede Oblomovlar olduğunu düşünüyorum.
620 syf.
·34 günde·Beğendi·9/10
Oblomov.. kitabı biraz oblomovluk yaparak okudum ama pişman değilim zira bitmesini hiç istemedim. Oblomov aileden biri gibi olmuştu, dostum olmuştu.

Her birimizin içinde toplumun dışarı çıkmasına izin vermediği Oblomovlar var ve topluluklar gibi yaşamaya zorlayan Ştolts'lar, alışkanlıklarından vazgeçemeyen Zahar'lar ve ruhun yaşadığı binbir türlü nevrotik ruh haline bürünen Olga'lar var. Gonçarov ruhumu kısa bir zaman yolculuğuna çıkardı minnettarım. Kim ne düşünürse düşünsün , ben Oblomov'u çok sevdim. Bu yolculuktan ruhunuzu mahrum bırakmayın.. iyi okumalar.
632 syf.
·12 günde
Oblomov=Tembellik düşüncesiyle okumaya başladım. Ama okudukça Oblomov'un iç dünyasına, ruhunu ortaya koyduğu saf hislerine, hayata bakışına hayran kaldım.
Oblomov; sürekli uyuyan, tembel, miskin olarak etiketlenebilir ama birçoğumuzdan daha uyanık, her şeyin farkında aslında. Sorun şu ki birçok plan yapmasına rağmen bir türlü harekete geçemiyor, sürekli erteliyor. Bu da onu pasif kılıyor haliyle.

Oblomov'lar her an her yerde karşımıza çıkabilir. Ama bu kadar uç boyutlarda mıdır tartışılır; şöyle ki toplumdaki sorunlara karşı tepkisini yatakta yatış pozisyonunu değiştirerek veriyor. Bu kadar da olmaz dedirtiyor zaman zaman insana. Oblomovluk işte...

Gonçarov, aynı zamanda Oblomov ve dostu Ştolts arasında zekice bir zıtlık yaratmış; Oblomov Eski Rusya'yı, Ştolts ise Avrupa etkisini temsil ediyor. Bu da yazıldığı döneme güzel bir eleştiri niteliğinde.

Kitabı okumadan önce Oblomov'un sürekli tembellik yapıp kendi içindeki hesaplaşmalarını okuyacağımı ve durağan ilerleyeceğini düşünüyordum ama kitaptaki diğer karakterler ve beklenmedik olaylarla birlikte oldukça sürükleyici idi.

İnsanlığa Oblomovluk halini kazandıran, gülümseten, şaşırtan ve bolca düşündüren bu klasiği okumanızı tavsiye ederim. Çevrenizdeki ve hatta içinizdeki Oblomov'un farkına varacaksınız belki de.
İyi Okumalar...
"Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: ”Onu gördüm - görmedim, göreceğim - görmeyeceğim, gelecek - gelmeyecek..”
Gençlik döneminde insan her gördüğünü dost sanır, her rastladığı kadına aşık olur, hemen evlenmeye kalkar, bazen de evlenip ömrü boyunca pişmanlık çeker.
Yiyorum, içiyorum, uyuyorum, gezmeye çıkıyorum. Ama birden keyfim kaçıyor.
Bir boşluk duyuyorum..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
-neler gördünüz yüzümde?
-tutulmuş gözyaşları. Ne fena bu erkeklerin duygularından utanmaları. Sahte bir gurur. Akıllarından utansalar daha iyi ederler
Kafası bir kitaplıktı; ama ayrı ayrı ve hiçbiri tamam olmayan ciltlerle dolu bir kitaplık.
İvan Gonçarov
Sayfa 75 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım
Hasta da değilim...Bazen...bir hüzün çöküyor üstüme..
İvan Gonçarov
Sayfa 578 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 20.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oblomov
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
448
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052492284
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları

Kitabı okuyanlar 3.866 okur

  • Rıdvan Alkan
  • Ömer Faruk Karahan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları