İnsan yavrusu anne memesinden ayrıldığından itibaren hep bir tamamlanma ihtiyacı ile yaşar. Bu tamamlanma ihtiyacını bazıları parada, bazıları kariyerde, bazıları da başarıda, kıyafette, yemekte ve farklı hazlarda ararlar. İşte bu tamamlanma ihtiyacına kendimizi en yakın ne zaman hissedersek
"Mutluyuz!" diyoruz. Uzun yıllardır süren araştırmaların sonucuna göre insan mutluluğunun sırrının ne parada, ne başarıda, ne de başka hazlarda olmadığı açıklandı. Insan mutluluğunun sırının önce kendisi sonra diğerleri ve yaşamla sağlıklı ve nitelikli ilişkilerde olduğu kanıtlandı. İnsanın bu tamamlanma duygusuna en yakın olduğunu hissettiği anlar kendisi ile en iyi iletişimde olduğu anlardır. Yaşam boyu babamızla, çocuğumuzla, eşimizle, sevgilimizle, patronumuzla, akrabamızla, komşu-muzla, sıra arkadaşımızla, yaşam döngümüze göre farklı farklı kişilerle farklı ilişkiler deneyimleriz. İlişkinin birinden kaçsak diğerinden kaçamaz yakalanırız. İnsanız nihayetinde ve diğerleri olmadan yaşayamayız. Çevremizde enerji vampiri dediğimiz kişilerden ne kadar kaçıp uzaklaşmamız gerektiği söylense de ya bu enerji vampirleri sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz veya anne babamızsa o zaman ne yapacağız? Hepsini bırakıp yine mi kaçacağız! Biraz başımız sıkışınca, canımız yanınca hemen bir ilişkiden kaçacak mıyız? İlişkilerden nereye kadar, ne zamana kadar kaçacağız? Kaçmadan, itişmeden, didişmeden, çekiştirmeden ilişkilerimizi yönetemez miyiz? Bir insan en çok kendisiyle zaman geçirir ve sohbet eder. Kendimizle olan ilişkimizi düzeltmeden hiç kimseyle ilişkimizi düzeltemeyiz.