Leyla ile Mecnun, bana aşkın sadece coşku değil, bir bekleyiş olduğunu hissettirdi. Mecnun’un çöllere düşmesi bir kaçış değil; içsel bir arınma. Sevdiğine kavuşamaması ise eksiklik değil, olgunlaşma. Çünkü bu hikâyede aşk sahip olmakla değil, sabretmekle ölçülüyor.
Leyla bir isimden çok bir imtihan gibi. Mecnun’un yaşadığı her ayrılık, her yalnızlık aslında onun kalbini genişletiyor. Aşk burada aceleci değil; ağır, derin ve sabırlı. Bekledikçe büyüyen, yandıkça arınan bir duygu.
Okurken şunu düşündüm: Gerçek sevgi hemen karşılık bulmaz. Sabır ister, fedakârlık ister, insanın kendini törpülemesini ister. Ve belki de en saf hâli, kavuşamasa bile vazgeçmeyen hâlidir.
Bu eser bende şu duyguyu bıraktı:
Aşk insanı yakar ama sabır onu şekillendirir. Ve ikisi bir araya geldiğinde, insan artık eski insan değildir.