Sabahattin Eyüboğlu

Sabahattin Eyüboğlu

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.9
183 Kişi
okuyor-dolu
577
Okunma
v3_begen_dolu
401
Beğeni
goz
18,4bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Türk Şair, Yazar, Çevirmen
Doğum
Trabzon, Türkiye, 1908
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 13 Ocak 1973
Yaşamı
Edebiyat hayatımızın en önemli kalemlerinden biri olan Sabahattin Eyüboğlu, 1908 yılında Trabzon- Akçaabat’ta dünyaya gelmiştir. Sabahattin Eyüboğlu, yine edebiyatımızın önemli şairlerinden ve aynı zamanda bir ressam olan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ağabeyidir. Edebiyatımıza çok sayıda önemli eser kazandıran Sabahattin Eyüboğlu, öğreniminin ilk aşamasını Kütahya’da, liseyi ise Trabzon’da tamamlamıştır. Daha sonra usta yazar, üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek için açılan bir programın sınavını kazanır. Bu sınav neticesinde Eyüboğlu, Fransa’da bulunan Paris, Dijon ve Lyon üniversitelerinde iki yıl boyunca oldukça önemli dersler alır. Usta yazar, Fransa’da dil, estetik ve edebiyat konusunda iki yıl iyi bir eğitim alır. İngiltere’ye geçen Eyüboğlu, burada İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine çeşitli çalışmalar yapar. Bu eğitimlerin neticesinde donanımlı bir şekilde ülkesine dönen Eyüboğlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doçent olarak görev yapmaya başlar. Akademik yaşama bu şekilde adım atan Sabahattin Eyüboğlu, 6 yıl süreyle söz konusu üniversitede görev yapar. Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak müfettişlik yapan usta yazar, o yıllarda ziyadesiyle önemli bir eğitim alanı olan Hasanoğlu Köy Enstitüsü’nde dersler vermiştir. Aynı zamanda da Eyüboğlu, Tercüme Bürosu’nda da birçok görevde bulunmuştur.Eyüboğlu, bu yıllarda akademik kariyeri bir kenara bırakmamış ve Fransa’ya tekrar gitmiştir. Bir süre Fransa’da kalan usta yazar, tekrar ülkesine dönerek İstanbul Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Karşılaştırmalı Türk- Fransız Edebiyatı adında akademik olarak oldukça önemli bir ders vermiştir. Bir süre sanat tarihidersleri de veren Sabahattin Eyüboğlu, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde 147 akademik kişi üniversitelerden uzaklaştırılmıştır ve bu  topluluğa Sabahattin Eyüboğlu da müdahildir. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversite’de ders vermeye devam etmiştir. Akademik olarak bu şekilde ciddi bir kariyer yapan Sabahattin Eyüboğlu, 1930’lu yıllarla birlikte yazın yaşamına başlamıştır. İlk olarak dönemin önemli gazetelerinden Hakimiyet-i Milliye de yazılarını yayımlayan Eyüboğlu, daha sonra Tan, Varlık, Ağaç gibi önemli yayınlarda yazmıştır. Sabahattin Eyüboğlu, söz konusu gazete ve dergilerde kaleme aldığı deneme, inceleme ve tenkit yazıları ile edebiyat çevreleri tarafından beğeni toplamıştır. Bu yıllarda dönemin önemli kalemlerinden Nurullah Ataç, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli Kanık gibi önemi isimler ile çalışmalar yapan Sabahattin Eyüboğlu, oldukça önemli çeviriler de yapmıştır. Edebiyatımızın önemli bir yazarı olan Vedat Günyol ile çeviriler yapan Eyüboğlu, 1963 yılında çevirdikleri Devrim Yazıları adlı eser nedeniyle 142. madde kapsamında yargılanmıştır. Ancak mahkeme beraat kararı vermiştir. Böylece birçok usta yazarın yargılandığı 142. Madde usta yazar Sabahattin Eyüboğlu’nu da atlamamıştır. 27 Mayıs Darbesi’ne ek olarak usta yazar, 12 Mart Darbesi’ni de yaşamıştır. 12 Mart Darbesi ile kurulan sıkıyönetim erkleri tarafından Azra Erhat, Vedat Günyol ve Sabahattin Eyüboğlu, gizli komünist örgüt kurma suçu ile tutuklanmıştılar, ancak mahkemeler neticesinden beraat etmişlerdir. Usta yazar, 13 Ocak 1973 tarihinde arkasında dev bir kültür mirası bırakarak İstanbul’da yaşama veda etmiştir. Yazın Hayatı: Sabahattin Eyüboğlu, yaşamı boyunca birçok eser kaleme almıştır. Çok yönlü bir sanatçı olarak edebiyatımıza ve belgesel film dünyamıza önemli yapıtlar kazandırmıştır. İlk olarak 1930′’lu yıllarda yazılarını önemli dergi ve gazetelerde yayımlayan Sabahattin Eyüboğlu, çevirileriyle de dilimize oldukça önemli eserler çevirmiştir. Dünya edebiyatından dilimize aktarılan birçok eserde Sabahattin Eyüboğlu’’nun muazzam çevirileri günümüzde dahi en başarılı çeviriler arasında başı çekmektedir. Usta yazar, Platon’un Devlet adlı yapıtını dilimize aktarmış ve bu çeviri 1959 Türk Dil Kurumu çeviri ödülünü kazanmıştır. Bunun yanı sıra Sabahattin Eyüboğlu, Türk kültürü konusunda da alışılmışın aksine derin çalışmalar yapmıştır. Bu konuda Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) ve Azra Erhat ile önemli kültür alanında Anadolucuk adı verilen bir fikir ortaya çıkarmıştır. Edebiyat tarihimiz için son derece önemli bu çalışmalarının yanı sıra Sabahattin Eyüboğlu, sinema tarihimizi de etkilemiştir. Usta yazar Eski Anadolu temalı 11 adet belgesel sinema filmine imza atmıştır. Söz konusu serinin ilk belgeseli Hitit Güneşi, uluslararası bir platform olan Berlin Film Şenliği’nden 1957 yılında ikicilik ödülü kazanmıştır. Sinema tarihimiz için son derece büyük bir önem arz eden bu filmler sırası ile şu şekildedir; Hitit Güneşi, Siyah Kalem, Karanlıkta Renkler, Anadolu’da Mozaikler, Nemrut Dağı Tanrıları, Ana Tanrıça, Anadolu Yolları, Eski Antalya’nın Suları, Surname, Karagöz’ün Dünyası ve Yaşamak İçin adlı filmlerdir. Aynı zamanda denemeleri ile büyük bir edebiyat yaratan Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara adlı deneme eseri ile 1960 Nurullah Ataç Armağanı’nı almıştır. Bazı Eseleri; Deneme ve İnceleme Eserleri: • *Sanat Üzerine Denemeler • *Yunus Emre’ye Selam • *Mavi ve Kara • *Diyelim Söz Arasında • *Pir Sultan Abdal
C.Marvel
ucnokta_yatay-1
259 syf.
·
16 günde
·
10/10 puan
Çok kıymetli bir beynin eseridir bu kitap..
Çok uzun uzadıya yazılan incelemeleri okurken sıkılan sevgili okuyucu(buna zaman zaman kendimi de dahil ediyorum;) bu inceleme sana göre olmayabilir.Çünkü halihazırda yazmış olduğum en uzun incelemem sanırım bu olacak.Neyse kitaba gelelim ama kitaptan önce Sabahattin Eyüboğlu'ndan kısaca söz etmezsem kitabına da kendine de saygısızlık etmiş olurum.     Eyüboğlu 1908 yılında Trabzon(Akçabat)'da doğmuş.Ilkokulu benim de yaklaşık on yıl kadar yaşadığım Kütahya' da okumuş; Hani bu dönemde(ilkokul çağı) görülen bazı şeyler zihinlere yer eder ya işte Eyüboğlu'nun zihninde de dönemin Cumhurbaşkanı İsmet Inönü'nün Kütahya'daki askeri birliklere komuta verirken ki görüntüsü kalmış. Öyle ki Mai ve Kara kitabında Inönü'yü öyle bir savunmuş  ki benim de dönemi bildiğim kadarıyla yer yer eleştirdiğim İnönü açıkçası yaptığı pek çok eylemle çok haklı göründü gözüme.     Ortaöğrenimini Trabzon'da tamamlayan yazar yüksek öğrenimi için Atatütk'ün talimatıyla üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek için açılan sınavı kazanarak Fransa'ya gider, oradan İngiltere'ye geçer.Bu ülkelerdeki farklı üniversitelerde edindiği tecrübelerle İstanbul'da Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde Doçent olarak göreve başlar.Ihtilal sonrası görevden alınır vs.pek çok şey olur.Oralara girmeyeceğim.Edebiyata katkıları bizi ilgilendiriyor en çok..Bu birikim onun batı filozoflarından(Platon'un 'Devlet' çevirisiyle 1959'da Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü'nü kazanır) tutun da pek çok klasik edebiyat yazarının (Hayyam/Rubailer,'La Fontaine/Fabl, Molliere, Shakespeare,Jean Paul Sartre vs.) eserlerini çevirmesini sağlar.      Deneme-inceleme alanında yazıları olmuş ve eski Anadolu Uygarlıkları hakkında belgeseller yapmış.O dönemki şiir akımı olan 'Yeni Şiir' hareketine(Orhan Veli,Melih Cevdet Anday vs.nin yer aldığı)destek olmuştur. Bunca sanatçı vasfının aile ile bir bağlantısı olmalı diye düşünüyorum.Öyle ki ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun ağabeyi olduğunu sonradan öğreniyorum. Yine yakın zamanda kitabını okuduğum İsmet Zeki Eyüboğlu'nun da amcaoğluymuş.Ne güzelsiniz;Aydın,ilerici,yenilikçi,halkçı,Atatürkçü...1973 yılında 65 yaşında hayata veda etmiştir Eyüboğlu ;(     Gelelim kitabımıza; yazarın bu deneme kitabı 1960 yılında Nurullah Ataç Armağanı'nı kazanmıştır.Haketmiştir bu armağanı da zira Yeni Cumhuriyet'in yaşayışını, Atatürk devrimlerini değerlendirmiş Eyüboğlu kitabında ; özellikle 'Halkçılık' kavramının 'Milliyetçilik'ten farklı olmayıp halka yakın olmak olduğunu ve aydınların bu konuda en büyük hatayı işlediğini dile getirmiş.Aydınla halk arasındaki mesafe ne kadar azalır ve bu iki kesim birbirini anlarsa devrimler o kadar kolay hayata geçirilir demiştir.Dönemden bahsedilirken özellikle Inönü'ye yapılan haksız eleştirilere değinip bunlara antitezler sunmuştur. Yazarın Atatürk ve Inönü'ye olan sarsılmaz bağlılığı doğrusu beni çok etkiledi.Onun dışında özellikle Köy Enstitüleri gerçeğine, nasıl kuruldu, neler yapıldı, kimler tarafından sabote edildi, neden kapatıldı gibi konular kitabın neredeyse yüzde yetmişini oluşturmuştur.Bunun sebebiyse kendisinin Köy Enstitüleri'nin kuruluş aşamasında Tonguç'la birlikte yakinen(Hasan Ali Yücel'in de bu konudaki katkısı su götürmez) görev alması diye düşünüyorum.Yapılan her türlü özverinin içinde bizzat bulunmuş..      Der ki Eyüboğlu; "Maviyle sanat, karayla para demek istiyorum. Neden derseniz, acımtırak olacağını önceden bildiğim bu yazının adında olsun biraz renk olması hoşuma gidiyor. Her rengin kendine göre bir güzelliği vardır: Kırmızının, sarının, yeşilin her birine ayrı bir destan yazılabilir. Her üç renk nice nice şair ve ressamlarda insan düşüncesini coşturan anlamlar kazanmış. Kırmızı ya öfke, sarıya dert, yeşile umut koyagelmiş insanoğlu. Her rengin bir başka tadı, yerine göre bir başka derinliği olabilir. Ama her yaşayanın iliklerine işleyen, ölüm karasına, yüz karasına, kasvet karasına birebir gelen renk mavidir. Karanlığı asil veren mavidir, güneş değil! Güneş çekilip gittikten sonra bile mavi sabahlara kadar can çekişir karanlıkla. En güzel gecelerin bile rengi mavidir. Laf bütün bunlar, bundan sonra söyleyeceklerim de laf; ama derdimi anlatamazsam bir mavi olsun kalsın aklınızda, sanatın ta kendisi mavi." Bu söylediklerinden anlıyoruz ki Mavi'yi(sanatı) sevmiş hep Eyüboğlu.Elbette sanat sevilmez mi! Sanat zekayı idealize eder.Hayatın mümkünse pek çok yerinde olmalıdır sanat deyip, yazarın tipik bir tespit olması açısından Köy Enstitüleri'nin kapanmasına dair yazdığı şu alıntıya bir bakalım; "Köy Enstitüleri'ne en çok niçin çamur atıldı, bilir misiniz? Bu kurumlarda iş ilkesi öne sürüldü, iş eğitimi yapıldı, öğrenciler duvar ördü, ağaç dikti, işçilere benzedi diye. Ne demekmiş okulda işçilik? Okul efendi yetiştirirmiş, ter kokulu, eli nasırlı işçi değil. İşçiyi köle sayan düşünüşün tepkisiydi bu. Okulun üretici değil tüketici olmasını istiyordu. Ağaç dikme, aşı yapma karatahtada öğretilebilirdi yalnız öğretmen olacak efendiye. Hasanoğlan gençlerinin su çıkmaz denen kıraç dağlarda su bulup kendi döktükleri borularla bu suyu köye ve enstitülerine getirmeleri, bu sudan elektrik çıkarmaları sevinç yaratacak yerde kuşku yarattı. Aynı gençlerin kendi elleriyle yaptıkları tohum atan köylü heykeli bir umacıya benzetilip yıktırıldı. Çalışan köylüyle heykel ha? Ne demekmiş bu? Çalışıyor diye elin ayısını, kölemizi baş tacı mı edecektik? Bu düşünüş kolay kolay kafalardan söküleceğe benzemiyor. Sökülmeyince kırk bin köyümüzü nasıl şenletiriz bilmem."     Halk Köy Enstitüleri'ne karşı negatif anlamda manipüle edilmiş, kim etmiş? Softalar tabi ki ve yazarımızın esas yakındığı şeyse pek çok aydının buna çanak tutması olmuş.Yani olan olmuş ve muhteşem bir eğitim-öğretim- ögrenim seferberliği enstitülerin kapanması noktasında durdurulmuştur.Ne yazık...Ülkem adına sonuna kadar hayıflanacağım tek şey sanırım..    Bunun dışında softalara değiniyor yazar ve diyor ki; "Softa bir tek düşünceyi dondurup keskinleştirdiği, billurlaştırdığı için kendini kolay tanıtır, beğendirir. Sözleri, çürüyen her şeyin kokusu gibi, yayılgan, girgin, dokunaklıdır. Bildiği bildik, dediği dedik insan canlı cenazenin ta kendisi olduğu halde ya da belki öyle olduğu için, insanları koyunlaştırıverir. Bir de bakarsınız cıvıl cıvıl yaşayan insan tomurcukları, çiçek açmış kızlar, delikanlılar leş gibi kokan bir düşüncenin büyüsüne kapılmış, kendi dallarını kesiyorlar." Bu ifadelerin üzerine laf etmek ayıp olur şimdi..     Yazar ayrıca kitabında Çetin Altan ve Abidin Dino'nun o dönemki tutumlarını övmüş ve Yeni Türkiyenin eski Anadolu Uygarlıkları'nın devamı olduğunu savunmuş(yaptığı çevirilerin de bu konuda büyük katkısı olduğunu düşünüyorum); örneğin 'İlyada bir Anadolu destanıdır.Bize neden Arap uygarlıklarını(uygarlığı varsa tabi/geleneklerini demek istiyor) ezberletip benimsetip durursunuz, bizim esas uygarlığımız Anadolu uygarlığıdır' diyerek serzenişini dile getirir.Çok haklı..Ne çektiysek zaten Arap gibi düşünen ve inanan o zihniyetten çekmedik mi?!.     Son olarak şunu söylemek istiyorum ki   buraya kadar da okumuşsanız eğer; lütfen bu yazarı ve dahi bu kitabı okuyun ve okutun! Bu sayede yazarın gerçekleri projekte etmiş olmasını sağlayacaksınız. Kusurumuz olduysa affola, okuduğunuz için teşekkür ederim...        
Mavi ve Kara
Mavi ve Kara
yildiz
8.6/10 · 126 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Reklam
220 syf.
·
5 günde
·
6/10 puan
ALEVİ, BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ ve PİR SULTAN ABDAL İLE İLGİLİ BİR İNCELEME
Türküleri severim fakat Pir Sultan Abdal ve Alevileri ayrıca sever, saygı duyarım. Zira türkü türkçe demek, halk kültürü demek, Anadolu demek, doğa demek. Dilimizdeki pekçok kelime artık sadece türküler ve yer adlarında yaşadığı için benim yanımda türkülerin yeri olağanüstü kıymetlidir. Doğrusu Pir Sultan Abdal beni bir Karacoğlan, bir Dadaloğlu kadar etkiledi desem yalan olur. Sünnilerin ibadet kastı ile okudukları mevlid gibi Alevilerin türküleri ve deyişlerinde de sürekli bir Ali, Alevilik, din, şah vurgusu yapılması Pir Sultan Abdal ve Alevi şiirlerinin sanat değerini düşürse de bu deyişler yine de kıymetlidir elbet. Ayrıca Alevi dostlar Sünni İslam anlayışını beğenmez, gericilik, bağnazlık olarak görürler ama unutulmamalıdır ki, Hz. Ali Hz. Muhammed'i hiç sorgulamadan, her isteğini yerine getiren biriydi ve işte bunun için "Allah'ın kılıcı" namıyla anılıyordu. Elleri arkadan bağlı 700 Beni Kurayza erkeğinin boyunlarını vuran da yine Alevi dostların dillerinden düşürmedikleri ezeli ve ebedi "mazlum" Hz. Ali'dir. Özgürlük, demokrasi, insan hakları, adalet, hukuk ile İslam ve hiçbir din, hiç bir dönemde yanyana gelmedi, gelemez de ama Alevi din anlayışı bütün bağnazlıkların ötesinde bir bağnazlık içerir. Zira, Alevi din anlayışına göre Ali ve onun neslinden gelenlerin sonsuza kadar Halife/İmamlığı tanrı buyruğu olduğu için, seçim vs gibi uygulamalar tanrı buyruğuna karşı gelmek anlamına gelir. İşte Alevi Sünni ayrımının temeli de ipe sapa gelmez ve hiç bir ölçüye uymaz bu saçmlığa dayanır. Sıkılmadan birkaç saatte okunabilecek bir şiir kitabı. Kitabın başlangıcında Alevi, Bektaşi kültürü ve Pir Sultan Abdal sunumu kitabı ayrıca okunur ve değerli kılmaktadır. Okuyarak kalın.
Pir Sultan Abdal
Pir Sultan Abdal
yildiz
9.0/10 · 39 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Reklam
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.