Gönderi

"..diriliş, İslâm'ın dirilişidir."
Puan vermedi·138 syf.··
2021 35. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2021 21:47
Büyük adamları anlamak zordur, dertlerine ortak olup, yüksünmeden taşıdıkları yüklerini üleşmek çok daha zordur. Koca bir ömrün adandığı, uğruna sıkıntılar çekilen, hor görülen, cemiyetten tecrit ettiren davanın ne ve ne için olduğunu fehmetmek ise oldukça elzemdir. Üstad'ın eserlerini okurken Salih Mirzabeyoğlu'nun "Mevzuunda derinleşsene!.. Hangi mevzuda ne gördüysen, onu kendi mevzuunda tüttürsene, göstersene!.." sözleri kulağımda yankılanıp duruyor. Nitekim o mevzusunda derinleşen, eleştirdiği Batı kültür ve medeniyetine hâkim, Doğu Medeniyetlerine de agâh bilgece bir tutum içerisinde. Tabloya uzaktan bakıp, bütününü okuyarak çağ okumalarını yaparken bir çerağ gibi önümüzü aydınlatıyor Üstad. Karanlıkları, çirkinlikleri, sahtelikleri, yanlışları, aldatılmışlıkları bizlere gösteriyor. Sezai Karakoç'un sanırım en sevdiğim yanı korkutmakla kalmayıp, muştulaması. Tamam, bir karanlık var lakin sanıldığı gibi ışık hiç de uzakta değil. Şartlar ne kadar zorlarsa zorlasın, düşülen bu bataklıktan kurtulmanın bir çaresi var. Umut her daim var, çünkü Allah var. Daima hatırlatıyor bizlere bunu Üstad; güneş gibi tepemizde bulunan ilahi yardımın bizden uzak olmadığını, bizim tek yapmamız gerekenin perdeleri kaldırmak olduğunu... Üstad bir diriliş eridir, medeniyet şairidir, umudun şairidir, aynı zamanda da bir mütefekkirdir. Sloganları ezberlemeyi bir kenara bırakıp Üstad'ı anlamak için sıklıkla kullandığı kelimeleri deşme ve onların muhtevasına inme zamanı şimdi. Din onun için ne anlam ifade ediyor? Medeniyet derken neyi kastediyor? Diriliş ne demek? Diriliş erleri kimlerdir? gibi soruların cevaplarına buyrun hep birlikte bakalım: Allah'ın indinde din İslâm'dır, İslâm'dan başka din yoktur, ötekiler batıl inanç sistemlerinden başka bir şey değildir. Ehli kitap çıkışlarında dindiler lakin tarih şartlarında, "din"liklerini kaybetmiş, bir millet ütopyasına, siyasi bir ideal dergiye, süsten ibaret olan bir ahlak sistemine dönüşmüşlerdir. Bir avunuş sistemlerinden ibaret olan, tahribata uğramış, bu batıl inanış sistemlerine "Mutlak Gerçekler Sistemi" olan DİN adını vermek uygun düşmeyecektir, Üstat'dan öğrendiğimiz kadarıyla.. "Dinsizlik de, en büyük düşman olarak İslâm'ı seç­miştir. Işığın düşmanı karanlık gibi. İslâm, gerçek din olduğu için onu yıkarak tüm dini yıkacağını san­maktadır bu akım." Üstad Karakoç, İslâm'ı şöyle açıklıyor: "1) Allah'a iman. 2)Ahirete iman. 3) Allah'ın, ferdi ve içtimai olarak gerçekleştirilmesini istediği ve hesabını soracağı düzene inanış... ve bu düzeni gerçekleştirme." 3. madde medeniyet kavramına kapı aralıyor, nedir medeniyet? Kaç tane medeniyet çeşidi vardır? Eserlerinden hulâsa edersek şöyle bir medeniyet tanımıyla karşılaşıyoruz: Medeniyet insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarına teklif getiren bir sistemdir. Medeniyet olgusunda, ruhi ve maddi faaliyet ve eserlerin tümünü görmek mümkündür. Bu olgu kabul edildikten sonra insanlar zaman içinde maddi ve ruhi faktörü baskın olarak seçeceklerdir. Lakin maddi faktörü baskın çıkan medeniyetler yapım değil yıkıma teşne olacaklardır. "Medeniyet, insanlığın fizikötesi amacına varması için kurduğu yaşam tarzı ve gerçekleştirdiği tüm çevredir. İnsan ancak Tanrı'yla var olur. Bu bakımdan insanın ideali ve amacı ilahi kaynaklıdır. Bu amaç "Tanrının istediği yaratık" olmaktır." Hakikat medeniyeti tektir. Bu medeniyet tarih şartları içinde uğradığı inkırazlarla çeşitli varyasyonları ortaya çıkmıştır.. "İşte, İslâm Medeniyeti, bu medeniyetin, Hakikat ve Medeniyeti'nin dolunay hâli, en mükemmel ve üstün halidir. Bugün, "İslâmın Dirilişi" diyorsak, bu medeniyetin tozlarından arınıp silkinip uyanacağını ve tüm insanlığa ışığını yeniden saçacağını söylemek istiyoruz. Diriliş tezi, bir çok açıdan ele alınan İslâmı, tarih ve medeniyet perspektifinden açıklıkla ortaya koyma çalışmasıdır. İslam Medeniyeti'nin yeniden doğuş yolunu arama denemesidir bu tez." Diriliş nedir sorusuna gelecek olursak: "Diriliş, bir ayrılışın, İslam'dan ayrılışın sona erişi, bir kavuşmanın, ona yeniden kavuşmanın başlayışıdır. Diriliş bir düşüşten çıkış ve kurtuluştur. Acı deneylerden sonra varoluşun gerçek anlam ve amacına dönüştür Diriliş." "Diriliş bir özgürlüktür. Özgürlüğün ta kendisidir. Dirilişe egosuyla gelen, aşılmaz bir duvara çarpar. Ona gelen, onda fani olmalıdır." Diriliş eri, "İnsantapıcılığını, ırktapıcılığını, sınıftapıcılığını, maltapıcılığını kıran özgür insandır." Ruhun kapısı diriliş muştusuyla zorlanmalıdır. Kapı içerden açılacaktır lakin dışarıdakiler içeriye girmeye layık olunca. Diriliş eri olmak, söylenen sözlere aldırmadan, yıldırmalara yenilmeden, ümidini kaybetmeden İslam'ın yeniden diriliş davasının bir neferi olmaktır. Sabırlı olup, kötülüğün çekiciliğine karşı direnmek için olanca çaba sarf eder, Diriliş eri. Saati bekler, diriliş saatini. Saat çalana dek hazırlığını yapar ve hazırda bekler. Üstad, kullandığı Tanrı kelimesinden rahatsız olanlar için de söylediği bir çift sözü vardır: "Kimileri Allah'a taptığını iddia eder de, "Allah" ismine, kelimesine tapar! Böylelerini, Allah'a tapmayanlar değil de, Allah'ı, zat ismi olan "Allah" kelimesiyle birlikte, her dildeki ismiyle de ananlar rahatsız eder! İşte, böyleleri, diriliş ruhuna kökten yabancıdırlar. Onlar, bütün ömürlerini boş dil kavgalarıyla geçirirler, dirilişçileri de bu kuyu ve boş tartışma kuyusuna çekmek için çırpınırlar." Üstad, maddeye esir düşmüş ruhun, insanlığın içine düştüğü bunalımdan kurtuluşun tek çaresinin İslam'da olduğunu söylüyor. Bir gün tutulmasına yakalanmış çağımızın, kıyametten bir örnek hâlde olduğunu, "kötü" ve "yanlış"ın binbir surete bürünüp iyi, doğru ve güzelmişçesine insanlığı zehirlediğini ve "iyi", "doğru" ve "güzel"in ise azınlıkta kalarak bir köşeye çekildiğini, çağ dışı gösterilmek istendiğini, türlü baskı ve demogojilerle susturulduğu bir tabloya bizleri şahit kılıyor. İnsanlık, insana, eşya, mal, mülk ve nice pespayeliklere tapınırcasına onlara verdiği aşırı kıymetle değerinden düştü. Maddeye, eşyaya ve tekniğin önünde bir sihirbazdan etkilenmişcesine apışıp kaldı ve onlara teslim oldu. Ruhun haykırışlarına kayıtsız kalarak, madde yönünü semirdi ve ruhunu aç ve cılız bırakarak bunalım ve depresyonlara kapılarını açtı. Alçalışının sebebini de hep maddede aradı, batıl inanış sistemlerinden ibaret olan ideolojilerini değiştirip durdu, her birinden ayrı ayrı zehirlendi. Bu durum böyle devam edecek olursa, insanlığın artık son bulacağı ve kıyamet saatinin gelip çatacağı gören gözlere aşikar oldu. İnsanlığın dirilişi, İslam'ın dirilişiyle gerçekleşecektir. "Yaralanmış ruh, ancak, ebedilik aynasında kendisini görerek şifaya kavuşacaktır." İnsanlık, İslam'ın çağrısına kulak tıkamadan onun şifalı kollarına koşmalıdır. Bir metafizik yoksunluk içinde bulunan insanlık, İslam'ın kendisine haberdar ettikleriyle yolunu bulacak, gün ışığı gibi ışımaya başlayacaktır. "Ahiret inancı, kitaplarda yazılı satırlar olmaktan öteye geçmedikçe, dünyataparlık, madde tutsaklığı, yani, ruhun zindan karanlığına mahkumluğu sona ermeyecektir." İslam ise "Diriliş Erleri"nin çabalarıyla yeniden dirilişe geçecektir. Bunun için, tüm insanlık için, bu kutlu davayı omuzlarda taşıyarak, müslüman olma sevincini her daim taze tutmak zorundadır. Dirilişe evvelâ kendinden başlayıp örnek bir müslüman olmalıdır. "Müslüman! İslamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin." Diriliş eri, gerçek yolda hiç sarsılmadan dosdoğru gidendir. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, alınyazısının hepsinin üstünde olduğunu unutmayandır. "Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" Hikayelerine gelecek olursak, Meydan Ortaya Çıktığında: Hikâyeler 1 ve Portreler - Hikayeler II isimli hikayeleriyle Üstadın iç dünyasına, kalbine, hayata bakışına bir pencere açılmışcasına onu izliyoruz. Hikâyelerinde olay örgüsünden ziyade, psikolojik tahlillere, tinsel, metafizik kaygılara tanıklık ediyoruz. Hikayeleri okurken sanki gizli bir otobiyografik eser okuyormuşum hissine kapıldım çoğu kez, bilhassa Hikayeler 1'de. Üstelik hikâyelerde karakterlerin yerine konuşan kendisiymiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz, ki bence öyle de. Fikirlerini, duygu düşüncelerini, kimselere söylemediklerini karakterlerin aracılığıyla dile getirmiş.. Bunlara ilaveten yazarın şahsına münhasır bir anlamda kullandığı kelimelere tanıklık ediyor, bu mefhumlara yeni bir vücut, yepyeni bir öz katmış olduğunu görüyoruz. Şiirlerinde de sembol olarak sıklıkla kullanılan bu kelimelerin özüne hikâyelerinde vukufiyet kesbederek şiir diline de böylelikle az çok vakıf oluyoruz. Bu kelimeler/ simgeler ne mi? Hemen birkaçını arz edeyim: Gül, kiraz, incir, üzüm, meydan, saat, dağ, güneş, gölge, kartal/karga/bülbül, ev, bulut, çeşme, rüzgar, gün batısı/gün doğumu, toprak, kent, mermer, ... Size tavsiyem, hikâyelerini okumadan şiirlerini okumamanız, şiirlerinden istifadeniz artacak, şiirdeki şuuru daha iyi yakalayacaksınız böylece.. İncelemeyi uzun tuttuk, affola. Üstad'a rahmet olsun. Biz kendisinden razıyız, yaptıklarına şahidiz. Rabbim de ondan razı olsun, onu Efendimiz s.a.v'e komşu eylesin. Emeklerini boşa çıkarmasın ve diriliş erleri ve pirlerinin sayısını arttırsın. Amin. Üstadın dediği gibi, "Umutsuzluk yok. Gün gelir, gül de açar, bülbül de öter." Gül'ün açışına ve bülbülün yeniden ötüşüne hasretle...
1000Kitap
Portreler - Hikayeler IISezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2000294 okunma
··
1.353 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.