Bilinç akışı tekniğini seven, lezzetli bulan ve bu tekniği doruklarda okumak isteyen postmodernist esintilere bayılan bir okuyucu musunuz? Tam adresine geldiniz…
Öyle bir kitap düşünün ki zaman kavramından bağımsız sizi bir geleceğe bir şimdiki zamana bir de geçmişe götürsün ve olaylar arasındaki bağlantıları çözmek için de iyi bir okur deneyimi ve sabır gerektirsin.
Ses ve öfke bana kalırsa bilinç akışı tekniğinin doruklarına ulaşan postmodernizmin kapılarını aralayan bir baş yapıt. Öncelikle bu kitap, ara ara okuyacağınız bir kitap değil tam tersi bir çırpıda okuyacağınız (okumanız gereken) bir kitap. Kitap dört bölümden oluşuyor.
-Bu bölümden sonrası spoiler içerir.-
Kitap mekan olarak Güney Amerika eyaletinde geçiyor ve Compson ailesinin bir bir nasıl dağıldığını gözler önüne seriyor. Bu kitabı konusuyla aynı sayısız pek çok eserden farklı kılan şey ise 4 farklı anlatıcıdan oluşması, bilinç akışı tekniğinin yoğunca verilmesi üstüne bir de bu 4 anlatıcıdan birinin zihinsel engelli olması. Bu kitabı anlamak için bazı karakterlere vurgu yapılması gerekiyor. Kitap okuması mekansal zamansal ve kişisel olarak zor olmasıyla beraber bir de isimler, takma isimler, farklı kişilerin aynı adda olmasıyla okunması daha da güç bir esere dönüşüyor. (Örneğin ailenin babasının ve çocuklardan birinin adı aynı, Jason. Dayı ile yeğenin adı da aynı, Quentin. Ayrıca Candace Caddy olarak, Benjamin Benjy ya da Ben olarak anılıyor vs.) Kitapta ensestik ilişki, ırkçılık, aile içi çatışma… ne ararsan var…
Güney Amerika’nın bir eyaletinde yaşayan saygın Compson ailesinin dağılışı ve onlarla birlikte müştemelatta yaşayan oldukça sadık siyahi bir ailenin olaylar arasındaki duruşunu konu alıyor. Şimdi kısaca bölümlere bir bakalım:
1.Bölüm: 7 Nisan 1928
Karmaşaya hoşgeldiniz. Muhtemelen bu bölümde “Ben ne okuyorum ya? Ne anlatıyor bu şimdi? Eee ne oluyor şimdi? “ gibi soruları sık sık kendinize soracaksınız.
Bu bölümde zihinsel engelli Benjamin (Benjy, Maurel) düşüncelerini bilinç akışı tekniğiyle okuyorsunuz. Bu kitabın en çok yarım bırakılan kitaplar listesinde iyi bir sıralamayla yerini korumasının sebebi bana kalırsa bu bölüm olmalı. Çünkü bu bölümde daha okurken zaman ve olay kavramını yakalayamıyorsunuz. Üstüne üstelik bir de bilinç akışı tekniği ile zihinsel bir birey vasıtasıyla olaylar zamansal olarak karmaşık biçimde size veriliyor. Olaylar kesik kesik zamansal bir netliği yok. Bu bölümde kokular oldukça vurgulanmış. Nedeni ise Benjy’nin zihinsel engelli ve sağır dilsiz olması. Dolayısıyla olayları koklayarak anlaması. Öyle ki Caddy’nin bekaretini kaybetmesini kokusundan anlıyor ve saatlerce ağlıyor. Caddy ise ailenin tek kız çocuğu ve Benjy ile aralarında oldukça şefkatli bir kardeşlik bağı var. Benjy’nin onu çok sevdiğini ve okula gittiğinde bile yolunu gözlediğini okuyorsunuz. Tabii bu yoğun bir anlatımla verilmiş bu bölümde. Fakat şunu söylemeliyim ki bu bölümü atlattığınızda kitap lezzetli bir hal alıyor. Benjy’nin ağlamaları, haykırışlaro, böğürmeleri… Kitaptaki her karakterin bir bir ortaya çıkıp “sus” direktifleri… Bölümü en etkili kılan şey ise Benjy’nin ağlayışları eşliğinde verilen ses tekrarlamaları…
2.Bölüm: 2 Haziran 1910
Bu bölüm ailenin büyük oğlu Quentin tarafından anlatılıyor. Benjy’nin ağzından anlatılan bölümden sonra yazar daha fazla coşuyor ve pik noktasına ulaşıyor. Quentin’in düşünceleri ile bir zaman, mekan, olay çatışmasına giriyor ve onun ardından bu bölümde Quentin ağzından bilinç akışının doruklarına ulaşıyorsunuz. Quentin ailenin okuyan tek çocuğu ve Harward’a gidebilsin diye Benjy’nin hissesinde olan tarlanın satılmasından dolayı derin üzüntü yaşıyor. Sonuçta Harward’a gidiyor fakat anlatış tarzından kendi sonunu hazırladığını ve düşüncelerinin karmaşasını görüyoruz. Ayrıca kız kardeşi Candace (Caddy) ile ensestik bir ilişkinin tam net olmasa da gerçekleştiğini seziyorsunuz. Bunu hiçbir aile üyesi kabul etmiyor siz de direkt okumuyorsunuz fakat Quentin’in vicdan azabında ve düşüncelerinde Caddy’e olan sevgisinin kardeşçe olmadığını okuyoruz ve anlıyoruz. Yazar burada bu olayı dolaylı yoldan usta bir biçimde okuyucuya bırakmış. Quentin kendi sonunu yavaşça hazırlıyor bu bölümde ve vefat ettiğini de daha sonraki bölümlerde anlıyoruz.
3.Bölüm: 6 Nisan 1928
İşte gerçek bir nefret, öfke, vicdansızlık ile karşılaşacağınız bir bölüm…Bu bölümde bilinç akışı tekniğini daha az görsek de içerik olarak okuyucuyu rahatsız eden bir takım düşünceler yer alıyor Jason’ın ağzından. Bu bölüm ailenin bir diğer çocuğu Jason ağzından daha basit bir dille anlatılıyor. Jason Benjy’e olan nefretini, vicdansızlığını, kadınlara olan cinsiyetçi bakışını ve zencilere olan ( kitapta da böyle bahsedildiği için bu şekilde bahsediyorum ) ırkçı söylemleriyle dikkatimizi çekiyor. Anneleri başlarına gelen her türlü felaketi günahkarlığına bağlıyor ve sürekli hasta olup yatıyor. Zaman içince aile babasının kendisini içkiye vermesi ve daha sonra ölmesi, Benjy’nin zihinsel engelli oluşu, Caddy’nin Jason açısından uygunsuz davranışları, Quentin’in hazin sonu ailenin dağılışını başlatıyor ve yükü Jason’ın omuzlarına yüklüyor. Jason oldukça öfkeli ve kinli öyle ki Quentin ve diğer aile çocuklarına sunulan imkanlar kendisine sunulmadığı için ve ailesinin yükünü, imkan varken okutulmadığı ve basit bir yazıhanede çalışarak üstlendiği için olabildiğince acımasız söylemler içerisinde. Nefret dolu.
4.Bölüm: 8 Nisan 1928
Burada ise yazarın devreye girdiğini ve yazarın açısından olayların anlatıldığını görüyoruz. Bu son bölümde karmaşa son buluyor ve romandaki düğümler tek tek çözülüyor. Siz de tüm taşları kafanızda yerine oturtuyorsunuz ve harika bir roman okuduğunuzu (bana göre tabii ki) farkına varıyorsunuz.
Kitapta Compson ailesinin yanında yaşayan siyahi ailenin en öne çıkanı şüphesiz ki Dilsey adlı kadın. Olaylar karşısındaki sabrı, iyi niyeti ve merhametli oluşu yazar tarafından sanki ırkçılığa karşı bile isteye verilmiş gibi. Öyleki beyaz Jason’ın merhametsizliği karşısında siyahi Dilsey’in merhametini çatışma halinde görüyoruz.
Aile dağılırken dahi sadakatlerini koruyup onlardan ayrılmıyorlar ve birlikte yaşıyorlar.
Ses ve Öfke’nin “ Ses”inde Benjy’nin çığlıklarını; “Öfke”sinde ise Jason’ın nefretini görüyoruz. Kabul ediyorum ki gerçekten zor bir kitap. Fakat biçimiyle, tekniğiyle, anlatım tarzıyla, işlediği konularıyla Faulkner’ın benim için başyapıtı ve bilinç akışı tekniğine hayran olan ben için inanılmaz, unutulmaz güzellikte bir kitap.
William FaulknerSes ve Öfke