Puan vermedi·71 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Nisan 2022 11:23 Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat’i okuduğumda, her satırda yaşattığı yoğun duygu aktarımından son derece etkilendim. Dönemin sosyolojik yapısını anlatırken sadece eleştirmekle kalmıyor, olayları ve duyguları psikolojik derinlikleri ile inceliyor. Farklı tutkuların peşinde koşan insanların yaşamlarını nasıl hiçe saydığının, kendi değerlerinin farkına varmayışlarının hikâyesi bu. Yirminci yüzyılın ağzına pelesenk olan empatiyi tüm öykü boyunca öyle hissederek yaşatıyor ki, kahramanların duygu durumuna girip bir süre hapsolduğunuzu hissediyorsunuz…
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat kitabındaki öykü; bin dokuz yüzlü yılların başlarında Fransız Rivierası kıyısında farklı milletten burjuvazi sınıfına mensup insanların konakladığı küçük bir pansiyonda başlar.
Otele genç ve yakışıklı Fransız bir adamın yerleşmesi ile birlikte sessiz sakin otelin havası tamamen değişir. Genç adam son derece yakışıklı, kibar nazik ve vakurdur. Zengin sınıfta görülmeyecek kadar fazla erdeme sahip olması hiç kuşkusuz, özellikle kadınların ilgisini çekmesine neden olmuştur. Lyonlu şişman bir iş adamının iki çocuklu ve kendi halinde karısı, Henriette ile vakit geçirmeye başlayan genç adam, küçük bir çay sohbeti ve akşam yürüyüşünden sonra Henriette ile birlikte sırra kadem basar.
Genelde monoton ve dertsiz tasasız zaman geçirmeye alışmış bu insanlar için böylesi sıra dışı olay tam bir kriz etkisi yaratmış, sabahlara varan tartışmaların yaşamalarına neden olmuştur. Otuz üç yaşında olan Bayan Herniette’in, iki çocuğunu ve kocasını bırakarak, henüz birkaç saat tanıdığı bir adamla aniden ortadan kaybolması; kimileri tarafından, sorumsuzca, kimileri tarafından da şuursuzca değerlendirilirken, genç kadının hayatını aniden terk etmesine bir anlam veremeye çalışırlar.
Alman bir kadının; ”Bir yanda gerçek kadınlar vardır. Bir yanda fahişe ruhlu kadınlar, Bayan Henriette bu ikinci tip kadınlardan biriydi.” yorumu, Stefan Zweig’in; kitaba damgasını vuran, şüphesiz en can alıcı tespitlerin yer aldığı bu muhteşem sözleri sarf etmesine neden olur;
““Herkesçe malum olaya, bir kadın yaşamının bazı anlarında, kendi iradesi ve denetimi dışında gizemli güçlerin etkisinde kalır şekilde olumsuz yaklaşmak, aslında yalnızca kendi içgüdümüze ve doğamızın şeytani yönlerine karşı duyulan korkuyu ifade ediyor.”kolayca baştan çıkarılanlara “göre kendini daha güçlü daha akıllı ve daha temiz hissetmek bazı insanlara haz veriyor olmalı. Diğer yandan ben şahsen bir kadının özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılmasını, genellikle alışıla geldiği üzere, kocasının kollarında onu kapalı gözlerle aldatmasından daha dürüst bulurum .””
İlerleyen tartışma boyunca sadece; yazar, Henriette ‘i tüm eleştirilere karşı savunur ve bilir ki; bu öfkenin kaynağı ne ahlaki kurallar ne de sosyolojik nedenlerdir. T ek neden; kendilerinin böyle bir cesareti asla gösteremeyeceklerini bilmeleri, sıkıcı ve boğucu hayatlarına ömür boyu hapsolmuş olmalarıdır. Henriette’in yeni macera ve aşk dolu yaşamına duyulan imrenişleridir gerçek sebep. İşte bu ikiyüzlülüğe ve kıskançlığa dayanamaz.
Tartışmanın gittikçe boyut değiştirmesinden endişe eden Mrs.C. uzlaşma sağlamaya çalışmak ister. Herkes tarafında saygı duyulan Mrs.C. bu empati dolu yaklaşımından dolayı yazarla alakadar olmaya başlar. İnsanlara karşı mesafeli olan bu kadın ,zavallı ve mutsuz olduğu anlaşılan Henriette’i küçümseme hakkını kendinde görenlere karşı çıkan yazara, hayranlık besler ve onunla konuşmak için randevu ister.
Yaşamından bir kesiti onunla paylaşmak istediğini söyler. Bundan yirmi dört yıl önce yaşamış olduğu ve hala, zihnin en derin yerlerinde büyük bir azaba neden olan kısa ama sarsıcı hikâyesini anlatmaya başlar…