Puan vermedi·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Nisan 2022 23:46 Dünyadaki insan tarihinin karanlık dönemlerinden birine tanıklık ediyoruz. 90’lı yıllardan itibaren bölgesel krizlerden biri olarak ortaya çıkan Ukrayna krizi; 2022 Şubat’ında başlayan Rus askerî müdahalesi ile global bir savaşa doğru evriliyor. Uluslararası kapitalist sistemin baş rollerdeki aktörleri, yeni bir iktisadi kurulum içerisinde siyasi iktidar alanlarını genişletmek, sağlamlaştırmak istiyor. “Acı” ve “gerçek”, kelimelere döküldüğünde kifayetsiz kalıyor; fo-
toğraflarda, görüntülerde ve sosyal medyada dezenformasyona kurban
ediliyor.
Artık şu veya bu tarafı destekleyenler ve karşılarındakiler, modern
zamanlarda yaşandığı gibi belli bir fikrin, ideolojinin, hatta politika-
nın insanları değil. “Tamamen duygusal nedenler”le harekete geçiri-
len sosyal medya askerleri, gerçek kurşun ve bombalardan daha fazla
insanı imha ediyor. Bu tahribatın taraftarı olmaktan utanmayan-sıkıl-
mayanlar; Moskova’da konser vermek ve “Batılı” şer odaklarına laf ye-
tiştirmekle, Tarkovski’yi, Dostoyevski’yi yasaklamak arasındaki kaygan
yollarda dolanıyor. Kan ve gözyaşı, daha önce benzeri pek görülmemiş
şekilde sahtekarlık için kullanılıyor. Tüm bunlar olup devam ederken
önce gerçek sonra kadınlar ve çocuklar ölüyor, öldürülüyor.
Bu neredeyse herşeyin birbirine karıştığı savaş enflasyonu orta-
mında, gazetecilikle uzun süre önce ilgisini kesen Türk medyası da ya-
şananları Türkiye’deki iç politika aktörlerinin patetik yaklaşımlarına
göre okuyor, yansıtıyor. Bırakınız meslek ahlakını, en genel ve insani
anlamda dahi ahlaki kriterlerini yitirmiş bu kesim -daha önce çok de-
fa yazdığımız gibi- Oğuz Atay’ın meşhur cümlesini bizlere hatırlatıyor:
“Üçkağıtçılık ve sahtekarlıkla ne devrim olur ne ümmet-i Muhammed
kurtulur”.
Bu negatif, hatta korkunç atmosferde Türkiye’de yaşayan insanla-
rın en azından yakın tarihimiz açısından olumlu sonuçlar çıkarabilme-
si ihtimali, geleceğimiz çocuklar için bir parça da olsa umut oluşturu-
yor. Lozan Antlaşması’nın, Montrö Sözleşmesi’nin önemini; Mosko-
va’nın Doğu vilayetlerimizde hak iddia etmesi, NATO’ya girişimiz ve
Kore’ye asker yollamamızla gelişen süreci; Kıbrıs hadiseleri ve hare-
katını; Amerikan üsleri, askerî darbeler dönemi, Güneydoğu’daki terör
hareketlerini; artık şuncu-buncu değil de hakiki bir yurtsever gözüyle
okumanın, öğrenmenin ve “tutum” almak yerine hakiki bir “birlik” için
buluşmanın zamanı değil mi?
Şunu unutmayalım: Bu kriz/savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlan-
sın, dünya ve ülkemiz Şubat 2022 öncesinden epey farklı olacak. Hazır
durmamız ve çok çalışmamız lazım.
Türkiye coğrafyasının oturucuları -özellikle gençler-, hem dedele-
rinin günahlarıyla hesaplaşabilecek hem de onların canları pahasına
yeniden kurdukları bu ülkeyi savunabilecek yüreklilikte.