Tek bir nefeslik yerim yokken
Ferah ferah otursunlar diye,
Göğüs tahtamdan tabureler yaptım insanlara.
Gittiklerinde arkalarında bıraktıkları
Boşluklara astığım bu fotoğraf, onlardan hatıra...
Fakat artık doldurmalı tüm bu boşlukları
ve adam etmeli içimde dolaşan bu serseri mayınları.
Yeter, Oturmasınlar artık göğsüme!
Bıktım, gecenin hüzün getiren davetsiz misafirinlerden!
"Hayat" dedikleri şeye tutunup bir yerinden
Bir an evvel ayağa kalkmalı
Ama önce düşmeyi bırakmalı...
* * *
Gel, şu tabureye otur da mayınlarımı temizlerken
Sana bu fotoğrafın anısını anlatayım:
"Hatırlarım da, düştüğüm o dipte soluklanırken
soluklaşmış manzarasını izlerdim hayatımın
Sonra da usulca düşmeye devam ederdim...
Bana 'hayat nedir?' diye sorsalar
'Ne bileyim, dibe düşmektir herhalde' derdim.
İşte tam o dipte çekindim bu fotoğrafı
Düşmeden hemen evvel...
Ondan bulanık her tarafı..."
* * *
Temizlemekle biteceğe benzemiyor...
Bari müsait bir yerde patlasa mayınlar,
Göğüs kafesim bu iş için çok uygun mesela...
Ansızın patlayıp şu göğsümü parçalasa...
Üstündeki konuklar ve içindeki hüzünle beraber
Bir gece vakti... Herkes her şeyden bihaber...
Göğsüme nihayet gerçek bir boşluk açılsa...
O boşluktan içeri alsam tüm havayı,
Az nefes alsam da öğrensem hayata tutunmayı...