Puan vermedi·520 syf.····Okunma: 14 Nisan 2022 08:08 Jack London tarafından kaleme alınan ve yarı otobiyografik roman kabul edilen, Martin Eden hakkında, hissettiklerimi yazmak istiyorum. Kitapta Martin Eden’in değişim ve bambaşka birine dönüşüm yolculuğunu okuyoruz. Martin Eden denizci ve Rutha aşık olana kadar da hayatının üzerine pek düşünmüyor. Ruth’u da üst sınıftan görüyor ve kendini ona layık bulmuyor. Onunla tanıştıktan sonra daha iyi biri olmak istiyor. Ruth edebiyat okuduğu için onun sayesinde kitapların büyülü dünyasını keşfediyor. İçindeki öğrenme ve yazma isteğine de karşı koyamıyor. Bir daha sırf para kazanma uğruna sevmediği bir işte çalışmak istemiyor. Bu ona bayağılık gibi geliyor. Yazar olma uğruna aç kalıyor, az uyuyor, fikirleri kabul görmüyor. Aşık olduğu Ruth bile onu desteklemiyor. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen başaracağına olan inancı hiç eksilmiyor. Yazar olarak kabul gördükten sonra kendini yakıştırmadığı o burjuva sınıfının da gözünde basitleştiğini fark ediyor. Burdan sonra da her şeye olan inancı bitiyor. Her detayıyla beni çok etkileyen bir yolculuktu. Biyografik her şey bu kadar popüler olmuşken, bu kitabı da inatla herkese okutacağım.