Büyülügerçekçiliğin üstadı Gabriel Garcia Marquez’in, büyükannesinin anlattığı bir efsaneden yola çıkarak kaleme aldığı bir aşk romanı…
Kısaca anlatacak okursak, Sierva Maria, yaşanılan bölgenin varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Annesi tarafından istenmeyen, babası tarafından önemsenmeyen kız çocuğu köleler ile birlikte vakit geçirerek büyür. Kuduz bir köpeğin ısırmasıyla da hayatı bir anda değişir. Babası,hekim olan Abrenuncio’ya danışır ve kızın kuduz olmadığı konusunda teşhis koysa da yerel halk tarafından dillere düştükleri için; babası kızını Santa Klara Manastırına gönderir.
Sierva Maria, burada istenilmeyen kişi ilan edilir. Zira anormal hareketleri vardır Sierva Maria’nın. Piskopos tarafından bu kızın hareketlerini takip etmesi ve “içinde cin olup olmadığını” anlamak için; Cayetano Delaura adında bir rahip görevlendirilir. Rahibin ziyaretleri sonrası rahip Delaura Sierva Maria’ya aşık olur. Sierva’da Delaura’ya.
Mutluluğu birbirlerinde bulmaya çalışırlar. Ta ki cin çıkartma ayinleri başlayana kadar. Bu ayinlerin neticesinde Delaura yargılanır ve bir nevi sürgüne yollanır. Sierva da manastırın zindanlarında can verir.
Kitap, dönemin değer yargılarını aktarırken, mutluluğun da ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Yazarın da kitapta yazdığı gibi “ Mutluluğun iyi edemediğini iyileştirecek ilaç yoktur.”