Puan vermedi·888 syf.····Okunma: 22 Nisan 2022 18:05 Ben mi kitabı okudum kitap mı beni bilemiyorum. Çok zorlu bir mücadele oldu ama ben kazandım. Yani tam hakkını vererek yüzde yüz anlayarak okumasam da ben kazandım. Çünkü okumak her zaman kazandırır. (Dip not yüzde yüz anlamak için berrak bir zihinle iki üç kere falan okumak lazım.)
Kahramanımız Hans Castorp kuzenini ziyaret etmek için Alplerde bir sanatoryuma gider ve hikayesi başlar. Başlarda çok sağlıklı olduğunu düşünen genç kahraman orada geçirdiği 3 haftanın sonunda hasta olduğunu öğrenir ve konuk olmaktan çıkıp sanatoryumun bir üyesi olur. Ve orada insanlar ikiye ayrılır, dağdakiler ve düzlüktekiler… Dağdakiler hastalıkla mücadele ederler, düzlüktekiler ise oldukça normal bir hayat sürerler. Peki düzlüktekiler aslında gerçekten sağlıklı mıdırlar? Hans arkadaşımız da düzlükte yaşarken çok sağlıklı olduğunu düşünmekteydi.
Aslında kitabın ismi neden Büyülü Dağ diye biraz düşündüm. Kitapta mistik bir durum gizemli bir şeyler yok, çok fazla aksiyon da yok fakat bolca psikolojik çözümleme ve felsefe üzerine konuşmalar var. Bunları düşünürken acaba dağ bir metafor olabilir mi? dedim. İnsanın içi olabilir mi? İnsan içine yolculuk yaptıkça ne kadar hastalıklı olduğunu görüyor olabilir mi? Giren o nedenle bir daha çıkamıyor olabilir mi? Genelde kaçarak ayrılıyor dağın sakinleri. Giden çoğunlukla da geri dönüyor. İnsan kendinden kaçtıkça iyi olacağını düşünüyor olabilir mi? Ama kaçmak çözüm değil. İyileşmek için kendi içinle tamamen yüzleşmek zorundasın. İnsanın dönüp dolaşıp geleceği yer yine kendisi.
Böyle böyle düşünürken dedim ki belki de gerçek dağdır. Çünkü öyle betimlemeler yapılmıştı ki kitapta her şeyi gözümde canlandırabiliyordum. Ah keşke ben olsaydım o dağda şimdi o şezlonglara uzansam temiz havayı içime çekerken kitap okusam falan dediğim çok oldu. Yer yer de beynim olduğunu dibine kadar hissettim kitap sayesinde; çünkü anlamaya çalışırken çok kullanmam gerekti beynimi.
Bir de kitapta sık sık değinilen bir duygu vardı; aşk. Eskiden derlermiş ya aşkından yataklara düştü, ince hastalığa tutuldu falan. İşte o aşk verem eden cinsten. Aşkla hastalığı bağdaştırmışlar. Aslında düşünüldüğü zaman hissettiğimiz en güçlü duygulardan biridir aşk. Hayatımızı davranışlarımızı tamamen etkiler. Zayıf yönlerimizi açığa çıkarır bu da dış tehditlere karşı savunmasız yapar bizi. Aslında aşk nedir diye sorsam çok farklı cevaplar çıkabilir. Herkesin aşk tanımı da farklıdır. Ama ortak nokta hepsinde güçlü oluşu denebilir.
Kitaba inceleme yazmak bile zorladı düşüncelerimi gördüğünüz gibi ne düşüneceğimi bile bilemedim. Bu tarz beyin yakan dolu dolu kitapları seviyorsanız mutlaka okumalısınız. Herkesin kütüphanesinde olması gereken eserlerden birisi diyebilirim.
Son olarak çeviriye bir eleştiri yapmak istiyorum; kitapta çok fazla latince ve farklı dillerde isim tamlamaları ve cümleler var. Bunların çevirisi hiç yapılmamış okurken durup bakmam gerekti neymiş bu diye bu da beni çok böldü. Kitaba karşı tek kötü eleştirim budur.