Katilbotumuz dönüş yolundadır. Yuvaya dönecektir. Terk ettiği ailesine. Zordur çünkü terk etmiştir ama dışlanmamıştır. Dönmek… Aklıma Penolope’li bir sahneyi getirir. Almodovar’ın filmi Volver’den. Volver’i Estrella Morente’nin sesinden dinleriz. Evine dönen annenin dönme sancısı… Terk edilen yere dönüşün zorluğu kadar terk edilenin affetmesi de zordur. Ama bağ güçlüyse kabul de gelir. Botumuz aileye dönüş için hazırlanır. Erginleşme dönemini geçirmiştir ve önce kendisi aileyi kabul etmelidir. Kendini insanların oturduğu koltuğa layık görmelidir. Kendini birey olarak görmelidir. Onların hali hazırda öyle görüyor olmalarının önemi yoktur. Kişi kendini başkasının varlığında var edebilir ama bu daha içsel bir yolculuk gerektirir. Önceki hikayeleri de sanki bu yolculuğu anlatır. Önce bir idareciyi bırakarak kendi idaresini alır, gücünü kendine alır ama bununla ne yapacağını bilmez. Sonra bir aileye dahil olur ki bu ilk insani temastır. İlk kez birey olarak görülür. Sonra yeni bir otoriteye girmek istemez ve aileyi terk eder. Erginleşmesi gerekir ve kendi yolculuğunu yapar. Nihayetinde her kahraman gibi evine döner. Ama terk ettiğindeki kişi olarak değil. Değişim kaçınılmazdır. Yolculukları güzel kılan da budur. Bana göre olay örgüsünün anlatılması elzem değildir olayların nereye götürdüğü daha ilgimi çeker. Mekan uzayda bilmem ne galaksisi olabilir ya da Anadolu’da bir köy. Ah botumuz bir köy koruyucusu olabilirdi mesela. Olaylar ve coğrafya değişirdi ama botumuz İstanbul’a gitmenin bir yolunu bulurdu. Yeter ki çağrıyı alsın. Sanırım Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ndan esinlendim. Yolun açık olsun botcuğum. Bakalım beşinci kitapta neler yapacaksın?