Saramago’nun diğer kitaplarına nazaran bu kitap daha farklı. Şöyle ki; Körlük, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş gibi kitaplarında noktayı olabildiğince az kullanırken ve karakterleri, isimler yerine fiziksel özellik ya da meslek gibi kıstaslarla sıfatlandırırken; bu kitabında cümle ayrımları çok daha fazla ve hikaye kahramanlarının isimlerini bilerek okuyoruz. Ama buna şaşırmamak lazım çünkü sonuçta bu kitabı 20 yaşındayken yazmış ve hayatında hiç edebiyat eğitimi almadan, yalnızca o dönemin normal olarak nitelendirilen eğitimini almış. Buna rağmen de bir edebi baş yapıt yaratmış.
Kitapta 6 daireli bir apartmandaki insanların farklı farklı yaşamları anlatılıyor. Her kapının ardında bambaşka hayatlar var ama hepsinin tek ortak noktası; canlarını sıkacak şeylerle meşgul olmaları.
Bir karı-kocanın birbirilerinden vazgeçmiş olmalarına rağmen inandıkları çaresizlikle devam eden bir evlilikte, annenin çocuğu babayla paylaşamaması ve derinden bir kıskançlık hissetmesiyle yıllardır süren sessiz savaşın alevlenen bir evlilik, en sonunda istedikleri şahsi özgürlüklerine bir nevi kavuşan, ancak arzuladıklarının bu olmadığını çok geçmeden anlayan bir çift,
Uzun yıllar varlıkla yaşadıktan sonra yokluğa düşmüş yine de birbirlerine sımsıkı bağlanmış anne-teyze-kız kardeşler; bu ailenin içinde kızlardan birinin bastırılmış cinsel güdülerini olmayacak bir kişiye yansıtmasıyla yaşadığı derin pişmanlık ve sessiz bir kopuş,
Nispeten hallerinden memnun, mutlu bir ailenin; kızının ve kendilerinin daha rahat bir yaşam sürdürmesi için kızlarını yanlış kişilerden medet umarak kendi şereflerini kaybetme noktalarına gelmelerine tanık olması,
Kadınsal değerleriyle, yaşamını metresiyle geçirmeye çalışan gururlu bir kadın,
Kocasının kendisini aldattığını bilmesine rağmen, dönemsel inanışla, kendini kocasına mahkum eden kadın, karısına ‘erkeklik üstünlüğü’ inancıyla, parçası olduğu savaşı kazandığını düşünen ve bu yolla en sonunda huzur bulan bir adam,
Ömürlerini tamamlamaya yaklaşmış olan ve her zaman birbirlerini sevmiş yaşlı bir çift. Yanlarına odalarını kiralayarak taşınan, ergenliğinden beri özgürlüğüne düşkün ve çok sık iş ve ev değiştiren kitap kurdu bir genç-ki benim en favori ve kendime yer yer benzeterek yakın bulduğum karakter bu genç oldu, yani Abel. Hayatı sorgulayış şekli, pek çok insan önemsiz dertlerle boğuşmaya aşıkken, kendisinin bavul dolusu kitaplardan ve hayat tecrübelerinden aldığı bilgilerle edindiği düşünceleri ve bu düşüncelerini yanına taşındığı yaşlı adama ifade edişi, aynı zamanda karşılıklı diyalogları, beni çok etkiledi. Sanki dur durak bilmeyen bu düşünsel sancılarıyla baş edemeyişinden topraksız, köksüz kalmaya razı olmuş.
Eminim ki bu kitabı okuyanlar, kitaptaki karakterlerden biri ya da birilerini kendilerine ya da çevrelerindeki birilerine benzetmiştir. Okuyacak olanlar ise mutlaka bu tanıdıklığı göreceklerdir. Çünkü bu 6 dairenin ardında yaşananlar, çoğunlukla çevremizde hep gördüğümüz ancak bir izleyici gibi uzaktan izlediğimiz yaşamlar.