·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Nisan 2022 00:44 Yine o sesi duyuyorum.
O ses...
Dinliyorum.
Duyuyor muyum, hayal mi ediyorum bilmiyorum.
Tokyo Ueno İstasyonu tesadüf denkleştiğim ve ilgimi çeken bir kitap oldu. Az okunan kitaplar bazen beklentimi karşılayan nitelikte cevher misali olabildiği gibi bazen de tam bir hayalkırıklığına uğratmışlığı olmuştur. Bu ikilemde kalmama rağmen merakıma yenik düşüp bu kitaba da şans verme gereği hissederek bir heyecanla okumaya başladım.
Yazarın hikaye kurgusu ve olay örgüsü ilgi çekici. Dili çok akıcı diyemeyeceğim zira sokak, tapınak, bölge, istasyon isimleri ve tren sefer güzergahlarına çok fazla yer verildiği için bunları okuyup anlamlandırmam bana göre eserin akıcılığını gölgede bıraktı. Varoluşsal acılara, bunalımlara yönelik bakış açısı bunların sorgulanması ve bir insanın, ailesinin trajik hayat hikayesine ortak olma yönünden tam anlamıyla beklentimi karşılamasa da okunabilir nitelikte bir eser.
Yazar eserinde 12. yy. sonu 14. yy. ortalarına kadar süren dönemde kurulan altı Budizm mezhebinden biri olan Şin mezhebi hakkında detaylara ve dini ritüellerine sıkca geniş yer vermiş. Ayrıca eser Japonya'nın savaştan yeni çıktığı zengin ve fakir ayrımının çok belirgin olduğu, yeniden yapılanma süreçlerine girdiği bir dönemden itibaren başlıyor ve bu olayları yazarın kahramanı detaylı bir şekilde anlatıyor. Ara ara da Japonya'da daha geçmişe gidip içsel çatışmalara ve Meiji dönemini de görmek mümkün.
Yazarın kahramanına gelecek olursak bahtsız bedevi, çölde kutup ayısı misali bahtsız ve şanssız biri. Japonya'nın açlık ve yokluk döneminde yoksulluktan payına düşen ne varsa sonuna hatta en uç noktasına kadar alan biri. Otuz yaş civarında yoksulluk sebebiyle köyünden, ailesinden ayrılıp Tokyo'ya iş bulma ümidi ile gelir, 1964 Tokyo Olimpiyatları için yapılacak spor sahalarının yapımında çalışmaya başlar. Sadece ömrü gurbette çalışmakla geçer. İki çocuğunun büyüdüğünü doğru düzgün göremez. Yetmiş küsürlük ömrü boyunca toplasan belki görüştükleri iki yıl gibi bir zaman dilimi olan Kazu'ya ilk darbe oğlunun vefat etmesi ile vurulur. Kırk küsür sene çalışır ve emekli olup artık rahat bir hayat yaşamak için ailesinin yanına döner ve eşini kaybeder. Kimseye yük olmamak adına bir gün sessizce kaçar ve kimsesizlerin, evsizlerin yaşadığı Ueno parkına gelir, hayatında geri kalan günlerini bu parkta barakalarda yaşamaya devam eder. Bu süreçde de evsizlerin yaşam mücadelesine, hayata tutunabilmek için yaşadıkları trajediyi gözlerimizin önüne serip bizleri ortak etmeyi başarıyor.
Evsizler, karşılaşıldığında bakışların hemen başka yöne çevrildiği ama gözlerin de her zaman üzerlerinde olduğu kişilerdir.
İlginç bir hikaye ve serüvene ortak olduğum hissi yaşadım. Psikolojik ve sosyolojik açıdan okunabilir bir eser.
Kitaplarla kalın. Keyifli okumalarınız olsun.