İhtiyâre, gitmiş oğlunun hücresine; bakıyor ki
oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. 0
riyâzâttan zafiyetiyle vâlidesinin şefkatini celbetmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs'ın yanına şekvâ için gitmiş. Bakmış ki Hazret-i Gavs kızartılmış bir tavuk yiyor.
Nazdarlığından demiş: "Yâ Üstâd! Benim oğlum açlıktan ölüyor. Sen tavuk yersin!"
Hazret-i Gavs tavuğa demiş:
قم باذن الله!
O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mu'temed ve mevsûk çok zâtlardan Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyâca meşhûr
bir zâtın bir kerâmeti olarak ma'nevî tevâtürle
nakledilmiş.
Hazret-i Gavs demiş: "Ne vakit senin oğlun da
bu dereceye gelirse o zaman o da tavuk yesin."
İşte Hazret-i Gavs'ın bu emrinin ma'nâsı şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese o vakit leziz şeyler yiyebilir...