Gönderi

10/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2022 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2022 00:00
Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı olması nedeniyle biraz ince eleyip sık dokudum kitabı okurken ve bu inceleme yazısını yazarken. Sınavlarımın geçmesini ve sakin bir şekilde tüm fikirlerimi hislerimi toparlamışken (düzeltme: toparlanmış hali bile bizim yemekhanedeki şefin çorbası gibi) oturdum bu işin başına. Çünkü beni inanılmaz etkileyen ve kimsenin etkisi altında kalmadan büyük bir heyecanla okuyup birkaç günde bitirdiğim bir kitap oldu. Yıllardır polisiye kitapları okuyorum. Agatha Christie’ye A. Conan Doyle’a ait okumadığım çok az kitap kalmıştır. Edebi dilden çok sürükleyici ve kendinizi gerçekten bir dedektif gibi hissettiren bir tür olarak görürdüm polisiyeyi. Ancak tam bir Jean Christophe Grange esintisi var Kayıp Tanrılar Ülkesi’nde. Hatta belki de daha fazlası. Edebi açıdan da beni inanılmaz tatmin etti Zeus’un ağzından anlattığı bölümlerde. Sanki ben o yıllarda yaşamışım, Zeus’un heykellerinde emeğim varmış da artık unutuldu diye içimde öfkeden kabaran tsunamiler varmış ve hepsini kelimelere dökmüşüm gibiydi. Yüksek ihtimalle abarttığımı düşünecek bu yazıyı okuyanlar, haklı olabilirler ama bu kitabı abartmayıp başka neyi abartabilirim şu an bilmiyorum… Özetlemeye çalışacağım ama başarılı olamayacağımı hissediyorum. Gidin okuyun… Üç kez okuyun, beş kez okuyun ve okutun. Ailesi zamanında solculuk yapmış ve klasik dram öyküleriyle Almanya’ya kaçmış Yıldız isimli bir Türk Dedektif başrolde. Bu kısmın boşlukları Yıldız’ın hayatta olan babası ile arada sırada geçmişe dönük sohbetleri ve yardımıcı Tobias ile olan konuşmaları ile doluyor. Asla göze batmayan ve itici olmayan bir şekilde doğal gelişen muhabbetlerle Yıldız’ın geçmişine ışık tutuyor yazar. Tobias ve Yıldız birçok davadan alınlarının akıyla çıkmış bir takım ancak bu kitapta yer alan cinayet çok daha karmaşık ve dallanıp budaklandıkça ucu bambaşka yerlere giden bir dava. Çok uzun bir süre boyunca bize Ahmet Ümit herkesin katil olma ihtimalini gösteriyor okuyucuya. Her ihtimalde Yıldız kadar okuyucu da heyecanlanıyor onunla birlikte başımıza ağrılar giriyor. Her seferinde tongaya düştüm açıkçası. İşte bu sefer katili bulduk dediğimde başka kanıtlar ve Yıldız’ın da birleştirdiği sorgularla karşıma başkası çıktı. Sonunda elbette katile ulaşıyoruz evet ama o süreç öyle sürükleyiciydi ki sanki ben de Tobias ve Yıldız’ın yanında çalışıyordum. Onlarla birlikte sevgilisi Alex’in toksik tavırlarına sinirlendim, patronu Peter’ın acıklı ve sancılı çocukluğuna tanık oldum ve daha nice karakterin yaşamına dokundum. Hepsi inanılmaz gerçekçi hatta belki de sahiydiler. Sanki gencecik yaşta katledilen Cemal’in hem neo-nazilerin kendisine karşı ırkçı muamelesinde hem de eşcinsel olması nedeniyle ailesinden kovulmasında onun yanındaydım. Onun yalnızlığını ve kalp kırıklığını hissettim. Anlayacağınız üzere Bu kitapta sadece bir seri katilin sırasıyla işlediği akıllıca cinayetlerin nasıl çözüldüğünü okumuyoruz. Bunun yanı sıra bir Türk’ün tam anlamıyla gurbette karşısına çıkabilecek en gerçek sorunları okuyoruz. Yalnızca Cemal değil Yıldız’ın kadın olduğu için karşılaştığı aşağılayıcı tavırlar fazlaca göze çarpıyor. Türk olması nedeniyle aşağı görülmesi ama tüm bunlara karşı dimdik durması mükemmel bir örnek hemcinslerim için. Avrupa diye, kendini aşmış gelişmiş diye övdüğümüz ama sokaklarında hâlâ ırkçılığın kan döktüğü, başkalarının tercihlerine karışma hakkı olduğunu sanan insanların barındığını okuyoruz. Nereye gidersek gidelim insan insan işte. Son olarak oeki ne alaka bu Zeus ve diğer Yunan Tanrıları? İşte beni özel olarak etkileyen konu da bu sanırım. Yunan tanrılarının hikayelerini hep ilgi çekici bulmuşumdur. Hikaye yalnızca Almanya’da geçmiyor. Kökeni Bergama’ya uzanan bir kurgu söz konusu. Bergama arkeolojik buluntuları ile ünlü Türkiye’de yer alan çok ünlü bir kazı çalışma alanı. Cemal’in dedesi ve babası da Bergama’da yıllarını geçirmiş çalışanlar ve geçmişlerini okurken Zeus’un kaybolduğu artık unutulduğu Bergama’ya bakıyoruz. İki ülkeyi bağlamakla kalmıyor Yunan Mitolojisi’ne ait olan öğeleri de sindirerek bize sunuyor. Bölümlerin başında Zeus’un uzaklardan, kaybolmuş diyarlardan gelen sesini bize ulaştırıyor yazar. Bunun da bir sürprizi var tabii ki. Hiçbir şey, hiçbir nokta boş kapıya açılmıyor. Her ayrıntı bize hikayede bir boşluğu doldurma sözü veriyor. “Bak unutma bu kısmı karşına çıkacak mutlaka.” diyor kısacası. Özetle bana düşündürdüğü birkaç nokta ile kendimce yazdığım eleştirimi bitireceğim. Zaten fazlaca övdüm herhalde alıp okursunuz… Zeus’un yükselişi, düşüşü ve yeniden yükselme arzusu gibiydi insan da. İşte beni diğer etkileyen ve okurken bir kez daha fark ettiğim şeydi bu. İnsan her ne kadar büyük işler yapsa da sonunda unutulmaya mahsus. Bugün teknoloji sayesinde bir şekilde dillerden dillere aktarılır ve sonunda anılardan ibaret olur. Zeus’un, Poseidon’un, Athena ve nicesinin bugün geldiği nokta gibi. Zamanının en kudretli öğeleriydi hepsi. Adlarına, kudretlerine nice kurbanlar verildi. Ancak şimdi kitaplardaki sayfalardan ve birilerinin aktardığı anılardan ibaretler. Hepimizin varacağı nokta bu. Dolayısıyla iyi insan olmadıkça hiçbir şeyin önemi yok. Gücü ve kudreti, yaydığımız korkuyu peşimizde götüremiyoruz. İnsanların anlatılarında adil ve merhametli birisi olarak kalmak, ardımızda kırgın ve yalnız yürek bırakmamak her şeyden daha kıymetli. Belki de asla görmeyecek Ahmet Ümit ama içimde kalmamalı. Bu eseri bizimle buluşturduğun için, polisiye romanlarının kandan ve çözülmesi gereken cinayetlerden çok daha fazlası olduğunu kanıtladığın için teşekkürler. Diğer kitaplarını başucu kitabım yapmak için sabırsızlanıyorum.
Polisiye-Mitoloji
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,1bin okunma
·
148 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.