·720 syf.····Okunma: 28 Nisan 2022 08:40 Merhaba, bugün size Sokak Nöbetçileri kitabını anlatmak istedim. Normalde kitap yorumu yazmam fakat bu kitaba özel bir inceleme yapmak istedim.
Kitabın konusu:
Çocukluğunda fazlasıyla yara alan ve on yedi yaşında Koza tarafından Ekip’e dahil edilen Helin Aktan, son görevi için ajan olarak Sokak Nöbetçileri’nin yanına gönderilir fakat çıkmış olduğu bu yolda kendisi kadar yaralı beş kişiyle tanışacağından habersizdir. Ummadığı ve tanımadığı bir tabloyla karşılaşır: Sokaklarda büyümüş bir aile vardır karşısında. Ailenin lideri ve beyni olan Yankı, gücü ve merhameti olan Bartu, bacakları ve sessizliği olan Lâl, elleri ve rengi olan ikizler Mutlu ile Işık... Kendi benliğini kaybettiğini onlarda gördüğü parçalarla fark eden Helin, eline bir fırça alıp kendisini yavaş yavaş bu tabloya yerleştirmeye başlar. Daha önce hiç tanımadığı ve ilk defa karşılaştığı aşk, onu bu tabloda beklemektedir.
“Ne olacak senin bu durmadan titreyen sesin?
Durmadan titreyen ellerin ve dizlerin?
Helin, ne yapacağım ben seninle?”
Biz altı yetişkin. Yaşlarımız yirminin üzerinde.
Biz altı çocuk. Yaşlarımız onun altında.
Biz her ikisiydik.
Onlar benim ilk oyun arkadaşlarımdı, ilk çocukluk hayallerimin mimarları ve ilk gerçek eğlencelerim.
Sokak Nöbetçileri benim her parçam olmaya başlamıştı, minnettarlığımın artık ölçüsü olamazdı.
Benim yorumum:
Öncelikle kitabın dilinden bahsetmek istiyorum. Yazar, kitapta aşırı kasıntı ve ciddi bir dil kullanmış, tamam zaten bu ciddi bir kitap fakat örnek vermem gerekirse karakterlerin hepsinin kendine özel günceleri var, hepsi küçüklüklerinden beri bu günceleri dolduruyorlar. Ama güncelerde yazanlar ve cümle yapıları bana çok olağan gelmedi. Ne 15 yaşında çocuğun yazacağı şeyler, ne de 25 yaşında bir yetişkinin. Hele kendi güncelerimle karşılaştırdığımda bir insanın güncesinde böyle cümleler kurabilmesi bana mantıksız geldi. Kitapta da genel olarak bu dil var ama konuşma aralarında başta göze batsa da sonradan alışıyorsunuz ve batmamaya başlıyor. Bir de karakterlerin birbirlerine olan aşırı güvenleri de beni rahatsız etti. Genel olarak kitaptaki karakterlerin duyguları bana aşırı fazla ulaşılmaz geldi. Sadece bazı yerlerde baş karakterimiz Helin'in hissettiği duygulara empati yapabildim. Kitapta genel olarak karakterlerin çok zor hayatlar geçirdikleri ve psikolojilerinin normal insanlardan farklı olduğu ve normal insanların onları anlayamayacağı lanse edilmeye çalışılmış. Ben de normal bir insan olduğum için onları anlayamadım sanırım. Genel olarak kitapta şunu fark ettim ki, yazar içinde bulunmadığı ortamları, içinde bulunmadığı psikolojileri yazarken çok fantastik davranmış. Silahlı çatışmalar, yeraltı hapishaneleri, gizli hastaneler... Böyle şeylerin içerisinde olmadığım için de yazarın bunları anlatırkenki dili bana ezikleyici ve ayrıştırıcı geldi. Sanki gerçekte Sokak Nöbetçileri gibi kişilerin olması çok mümkünmüş ama biz onları fark edecek ermişliğe erişmemişiz gibi. Kısacası kitabın dilini beğenmedim.
Karakterleri anlatayım biraz:
Yankı, sakin ama dik başlı, haksızlıklara boyun eğmeyen ve her zaman planları olan bir karakter. Grubun lideri ve dışlanan kişisi de diyebiliriz.
Mutlu, deli dolu ve eğlenceli bir karakter. Ailesinden kalan travmaları dışında cinsel yönelimi yüzünden de zorbalığa uğramış ve dışlanmış birisi.
Işık, asi ve sivri dilli bir karakter. Mutlu'nun ikizi ve gruba sadece Mutlu girdiği için alınan kişi. Küçükken kendisini gruba alan Önder Sarca tarafından gruptan kaçması için işkence edilen karakter.
Lâl, ismi gibi lâl bir karakter. Hayata karşı nefret dolu ve gruptakiler dışında kimseyi sevmiyor. Ayrıca gruptakilerin göz bebeği ve kıyamadıkları kişi.
Bartu, sinirli ve fevri bir karakter ama yeri gelince grubun en aklı başında olanı. Lâl'e aşık fakat karşılığını bulamıyor.
Helin, gereksiz fedakâr ve gruptakiler ona kötü davranmalarına rağmen onları suçlamayacak kadar Polyanna birisi. Grubu dağıtmak için gönderilen ama gruptakileri ailesi kabul eden kişi.
Koza, benim kitapta en sevdiğim karakter, plancı ve belli etmese de kırılgan birisi. Küçükken gördüğü işkenceler yüzünden bir gözünü kaybeden ve iki gözünün rengi farklı olan karakter.
Aslında karakterler güzel işlenmiş fakat duyguları, düşünceleri ve yaptığı hareketler dediğim gibi bana çok olağan gelmedi. Bir de kitapta anlamadığım şey, çocuklar 4-5 yaşlarındayken deli gibi işkenceler görmeye, kaburga kemikleri kırılmaya, saçlarından sürüklenmeye, ellerine kızgın demir bastırılmaya falan başlanıyor. Bir çocuk bunları kaldırabilir mi diye düşündüm kitap boyunca. Aklım almadı, küçücük bedenler böyle büyük şeylere yıllarca katlanabilirler mi, bir yerden sonra tükenebilirler mi? Yazarın bu konu hakkında bilgisi olup olmadığını çok merak ettim. Ağır travmalar var ve bunlar çok kötü işlenmişti bana göre. Bazı yerlerde sanki çok hafifmiş gibi, bazı yerlerde de sanki dünyalar kadar ağırmış gibi. Bir dengesi yok asla. Travmalar var ama sadece isimleri var, aşırı kötü işlenmişlerdi ve karakterler farklı olmalarına rağmen birbirlerinin travmalarına verdikleri tepkiler hep aynıydı. Dikkatimi çeken bir konu da buydu. Tüm karakterler birbirlerinden aşırı farklılar fakat söyledikleri cümleler, olaylara verdikleri tepkilerin çoğu benzer. Yazarın yeteneğinin burada ortaya çıkması gerekirdi bence. Her karakterin kendi kişiliğini ortaya çıkarması gerekirken hepsini kendi ağzından yani tek bir kişinin ağzından yazmayı tercih etmiş, okurken bu beni çok rahatsız etti. Madem kişiliklerinin çok farklı olduğu iddia ediliyor, o zaman bu farklılığın ortaya koyulması gerekirdi. Bu da bir yazarlıktır. Çok doğal olduğunu kabul ediyorum ama bunun yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Karakterlerin cümleleri, düşünceleri gibi ortada olan şeyler birbirlerinden ayrılsaydı kitaba verdiğim puan çok daha yüksek olurdu. Ayrılıklar yok mu? Var. Ama hepsi aynı konu üzerinden. Karakterler, hep aynı sebeplerden ötürü nefret kusmaya veya kavga çıkarmaya meyilliler. Farklı hiçbir sebep yok. Bu da okurken beni rahatsız etti.
Kitabın konusu çok güzel aslında, fakat ben yazarın dilinin ve hayal etme gücünün biraz daha gelişmiş olmasını isterdim. Çünkü 30 yaşındaki kişide asla göremeyeceğiniz hareketler ve olgunlaşmamışlık, 25 yaşındaki kişide asla göremeyeceğiniz laubali tavırlar ve sataşmalar. Bir de 15 yıldır birlikte olup birbirine aile diyen kişilerin birbirleriyle olan sohbetleri. Olası olmayan şeyler gibi geldi bana. Kitap başlı başına olası olmayan bir şey zaten. Okumak istiyorsanız çok beklentiyle başlamamanız gereken, mantık hataları olan bir kitap, okurken saçlarımı yolduğum yerler çok oldu, ama gülüp ağladığım sahneler de oldu. Yankı karakterini pek sevmediğim için kitaba ısınamadım zaten, 2 puanı ideal gördüm. Okuyacaksanız pek tavsiye etmem, ben de meraktan okumuştum zaten ama beğenmedim. Bu dile alışkınım diyorsanız beğenirsiniz, iyi okumalar.
Bu arada kitap adına yirmi7 grubu tarafından yazılmış Adım Yok isminde bir şarkı varmış. Geliri çocuklar için bağışlanacakmış, ben şarkıyı çok beğendim, iyi dinlemeler :).