Yarattığı bütün karakterler erkek olan bir kadın yazar, yeni bir öykü yazmak için bilgisayarın başında oturuyor. Gözleri kısık düşünceye dalmış. Kendini dünyanın öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanan ilk çağ insanları gibi ilkel hissediyor. Beş yıl önce yazdığı öyküleri yeniden okumuş olsa, saçını başını yolabilir. Siyah perçemleri sol gözünün üzerine düşmüş. Bu kaçıncı kitabı bir türlü oturtamamış kendi çizgisini. Çizgilerini genişlettikçe vücuduna da yansımış, basenleri sandalyeden dışarı taşıyor. Buna rağmen derli toplu, gayet muntazam oturuyor. Perçemini geriye doğru atarken dikkatlice, elini yavaşça hareket ettiriyor. En son yaptığı kazadan sonra on gün gözümde bantla dolaşmıştım. Soranlara kazayla kapıya çarptığımı söyleyerek yalan söylemek zorunda kalmıştım. Düşündüğünüz veya zannettiğiniz gibi yalan söylemekte yeteneksiz değilim; yalnızca daha etkili, yaratıcı bir yalan bulmak için yeterli süre bulamamıştım. Herkese farklı şeyler söylemekten de çekinmiştim doğrusu. Yoksa inanın bana, ben iyi bir yalancıyımdır. Masanın üzerinde duran boş fincanı yarım saat kadar önce ben getirip bıraktım. Çayını üç şekerli içiyor, içine karanfil atmadan damağına yapışan acımtırak tadı iki saat geçiremiyor. Bu yüzden karanfilsiz çayı beğenmiyor, yerine kahve içmeyi tercih ediyor. Bu alışkanlığını nereden kazandığını, öyküsünün birinde yine erkek bir karakter üzerinden anlatmıştı. Yazdığı bütün öykülerde olduğu gibi o öyküyü yazarken de yanındaydım. Yalnız öykülerde değil, bilgisayarın başına oturduğu müddetçe ben onun hizmetindeyim. Çalışması uzun sürdüğü zamanlar mutfaktan aperatif bir şeyler hazırlayıp getiriyorum. Bisküvi, kek, meyve, tatlı bütün servisini ben yapıyorum. Araştırma yapacağı zaman, eskilerden bazı şeyleri hatırlaması gerektiğinde lâzım olan kitabı raflardan ben arayıp buluyorum. Aradığı kısmı elimle işaretleyip masanın üzerine bırakıyorum. O ise sayfaları karıştırmadan ilk açışta istediği yeri buluyor. Önceleri bu durum çok tuhafına gidiyordu fakat artık bu tür şeylere alıştı. Birçok şeyi önemsemiyor, nedenini araştırma gereği dahi duymuyor. Zaten araştıracak olsa bu yaşamı yaşayamazdı. Okuma yaparken de ben onu terk etmiyorum. Geriye çekilip seyretmeyi tercih ediyorum. Çünkü her an aklına yeni bir şey gelip yazmaya koyulabilir düşüncesiyle bekliyorum. Kısa okumalarında bilgisayar masasının yanındaki tekli koltuğa geçiyor. Uzun bir okumaya girdiği zaman kanepede yatarak okumayı tercih ediyor. Bazen günlerce tek bir kelime yazmadan okuma yaptığı zamanlar oluyor. Bir yazarın sürekli olarak değişmesi, kendini yenilemesi gerektiğine inanıyor. Ne kadar kazandığı ve özel yaşamı gibi konular üzerinde fazla durmak istemiyorum. Yalnızca bana aşık olduğunu söyleyebilirim. Bunu en çok okumaya ara verip uzun uzun düşüncelere daldığı zaman hissediyorum. Henüz tam olarak kendi kendine itiraf etmiş olmasa da ben bundan eminim. Aşk üzerine düşünceleri çok karışık ve değişken. İnanın bana takip ettiği yazarlardan bir tanesi aşkı onaylamadan, onun kendiliğinden aşkı kabullenmesine imkân yok. Evliliği de aşk üzerine kurulu değil, mantık evliliği. Bu yüzden ben de itiraf etmesini gerekli bulmuyorum. Böyle yarı platonik, kendi için bile gizemli durması yazarlığı açısından verimli olmasını sağlıyor. Bana gelince, ne yalan söyleyeyim bu kadar uzun süreler birlikte vakit geçirince ister istemez insan bir takım hisler duyuyor. Yatak odasına giderken içimde tuhaf bir kıskançlık hissediyorum. Biliyorum olmaması gerekiyor ama benim elimde olan bir şey değil. Bazı şeyler kendiliğinden gelişiyor. Bu yüzden bilgisayarın başından kalkmasın, yazmaya devam etsin diye farklı yollara başvuruyorum. Çoğu kez de başarılı olduğumu söyleyebilirim. Bir takıntıya benziyor bu; ikili ihanet gibi, çünkü ben de başka bir kadına aşığım. Yıllar önce ölmüş çok aşıklı, yazar bir kadına.
--------------------------------------------