Mitoloji ve Antik Yunan eserleri ile ilgileniyorsanız ve eğer başta Homeros’un Odeysseia’sını ve “Herodotos” gibi bazı kült kitapları okuduysanız bu kitap çok hoşunuza gidebilir.
Eğer bu kitapları okumadıysanız, ilk 45 sayfada anlatılan akıl almaz hikayenin arkasından gelen “Sonnotlar ” adlı bölümde; hikayeyi tercüme eden Erman Gören ve Ertuğrul İnanç’ın, hikayede geçen abartılı olayların hicvettiği, gerçek eserlerin hangileri olduğunu ve hangi bölümlerini kapsamlı bir şeklide öğrenebilirsiniz.
Kitabı tanımak için aşağıdaki paragraf yeterli olur sanırım;
“Hakiki Hikayeler’ in kısmen üstü örtük parodisi olduğu Odysseia baş kahramanı olan Odysseus’u işaret eder. İkisi arasında ise “kendiniz okurken zaten tanıyacak olmasaydınız, kim olduklarını adlı adınca yazardım ifadesiyle “Hakiki Hikayeler’ in “okuyucunun klasik edebiyat bilgisini ve aşinalığını kısmen imtihana tabii tutan ve kısmen de tazelenmeye sevk eden bir tür “terbiye “eseri olduğunun ipucunu verirr.”
Kitap Roma İmparatorluğunun kuruluşundan sonraki yıllarda yaşayan tam olarak doğduğu yer doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Loukianos’a ait.
Yazarın Marcus Airelius devrinde yaşadığı tahmin ediliyor, Samsatalı Paulos ve adaşı Antakyalı Loukinaos ile sıkça karıştırıldığı oluyor.
Yazar edebiyat tarihine Platon’un “Komik Diyaloglar” adı ile geçen tarzını örnek almış.
Yazarın şu sözlerine bir kulak verin;
Mutlaka hakikati söyleyeceğim tek bir şey varsa o da yalan söyleyeceğimdir.
Böylelikle, hakiki hiçbir söz söylemeyeceğimi baştan kabul ederek, diğerlerinin suçlamalarını savuşturabileceğimi sanıyorum. Ne gördüğüm ne başıma gelen ne de başkalarından öğrendiğim, hata gerçekte olmamış, zaten meydana gelmesi de baştan mümkün olmayan şeyleri yazacağım. Demek ki okuyucularımın bunların tekine bile inanamaması gerekir.
Burada yalancılığı ile ünlenmiş Giritlilere atıf yapıyor.
Kitap aynı Homeros’un Odesysseia’sı gibi bir gemi yolculuğu ile başlıyor. Daha sonra uzak ülkelere yeken açıyor ancak bu defa gidilen yerler akdeniz kıyılarındaki ülkeler değil, önce “ay” sonra “güneş” daha sonra büyük bir “balığın içi” gibi yerleri ziyaret ediyor.
Ve buradaki (Herodotos gibi) garip insan, hayvan ve adetleri anlatıyor.
Kanatlarının yerine her tarafı tüylü türlü sebzeleri olan, telekleri marula pek benzeyen, irice bir kuşlar, kadın nedir bilmeyen bir halk, doğum yapan erkekler, oğlunu gelin olarak sunan bir kral, erkeklerin karnından değil baldırandan hamile kalması gibi absürt olaylar...
Daha da ilginç bir hikâye, Daldanlılar adı verilen bir insan türü varmış.
Yazar bu insanların nasıl ürediklerini şöyle anlatıyor: Bir adamın sağ husyesi kesilip toprağa ekliyor bundan kocaman etli erkeklik uzvu biçiminde, dallı yapraklı bir ağaç bitiyor, bu ağacın meyveleri olgunlaşınca içinden insan çıkıyor.
Tüm bu tebessüm ederek okuduğunuz hikayelerin çıkış noktaları, bildiğiniz klasik edebiyatta mevcut ancak o kitapları okurken sadece “tebessüm etmek yerine,” hadi canım “diyoruz ve geçiyoruz.
Okuduğunuz eski klasikleri hatırlamak için harika bir fırsat.