CEM AKDAG

CEM AKDAG
@STILIT
Gizemli kitaplarla alış verişim yok; ben ilgimi çeken, bana keyif veren, basit kitapları seviyorum. Kitaplardan tek beklentim bana keyif vermeleri, düzeyli bir biçimde bana hoşça vakit geçirtmeleri… . MONTAİGNE
Abdülaziz pek haremden dışarı çıkmazdı, kadınlara pek meraklı zarif bir adamdı. Kırkı aşkın çocuğu olduğu biliniyordu ama bilinmeyeni daha fazlaydı. Ama o bile atası III. Murad gibi yüz otuz beş çocuk rekoruna ulaşmamıştı.
Reklam
Padişah çocuğuna baktı “Doktor Bey bu çocuğa acaba bira mı içirsek” dedi. Doktor aman dedi küçük çocuğa bira verilir mi? dedi. Ama çok zayıf dedi babası “bira kuvvetlendirir.” Doktor “O zaman bira mayası verelim bari, dedi hem aynı etkiyi yapar hem de içki değildir. İslam halifelerinin, sağlığı için çocuğuna bira içirmek istemesi ile pek sık karşılaşılmazdı.
İstanbul’daki ilk bira fabrikası Abdülhamid’in saltanatı sırasında ve özel izniyle Bomonti kardeşler tarafından, Selanik’te ise Alatini kardeşler tarafından kurulmuştu.

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Abdülhamid Pastör Enstitüsü için 10 Bin Frank bağış yapmıştı. Bilindiği gibi bu bir imparatorun enstitüye yaptığı en büyük bağıştı. Aleksender Paşa, Pastör’ün yanında altı ay kalmış, adamın ilmini kapmaya çalışmıştı.
Osmanlı’da aşı yaygındı. Aşçı kadınlar çiçek hastalarının yaralarında döküntüleri alır, bir ceviz kabuğunda biriktirir sonra deriyi çizerek döküntüleri oraya yerleştirip üstünü gül yapraklarıyla kapatırlardı. Avrupa, çiçek aşısını kendilerinden öğrenmişlerdi.
Reklam
Adaletle hiçbir ilgisi olmayan mahkemede Mithat Paşa ve arkadaşları ı idama mahkûm ettirdi. Savunma sırasında Mithat Paşa’nın şu ünlü sözü tarihe geçti “Bu iddianamenin sadece başındaki besmele ile sonundaki tarih doğrudur. “
Halkı Murad’ın deliliğine inandırdıktan sonra halletmesi gerek önemli bir iş kalıyordu. O da Mithat Paşa denilen etkili şahsiyeti saf dışı bırakmaktı. Bu adam yaşadığı sürece tahtı tehlikedeydi. Ama devir değişmişti. Eski devirler gibi katline hemen karar verilemezdi. Parlak bir çözüm buldu. Amcası Abdül Aziz’i öldürenleri yargılatacak, Mithat Paşayı bu komplonun başı olarak suçlayacaktı.
Anadolu’da isyan eden Ermenilerin üzerine giderek Avrupa devletlerini kızdırmaya ne gerek vardı? Zaten Ermenilerle aralarında kan davası bulunan Kürt aşiretlerinden Hamidiye Alayları oluşturmak ve liderlerine hayallerinde bile göremeyecekleri paşalık unvanları vererek isyancıların üstüne salmak yeterliydi.
Büyük atası Kanuni Sultan Süleyman’ın papalığa başkaldıran Martin Luter’e gizli para yardımı yaptığı saray kayıtlarında vardı.
Millet meclis değil bir milletler sofrasıydı. Bu mecliste o kadar farklı lisan konuşuluyordu, o kadar değişik ibadetler yapılıyordu ki gören bu topluluğun tek bir devlete ait olduğuna inanmazdı. Ermeni, Bulgar, Romen, Sırp, Rum, Laz, Gürcü, Arnavut, Türk, Yahudi, Arap, Berber, Pomak, Çerkez mebuslarla kaynıyordu.
Reklam
Avrupa’ya ayak bastıktan sonraki ilk izlenimini apaçık hatırlıyordu: “Kimse kimseye karışmıyor.” Bu Osmanlı için hayal bile edilmeyecek bir durumdu.
EPİGRAMLAR VE ŞEYTANIN SÖZLÜĞÜ’NDEN OKKALI MADDELER
Bir hakareti affederken biraz merasimle affet ki yüce gönüllüğü umursamazlık sanmasınlar . Benim diretmeme kararlılık denir , seninkine inatçılık. Eğer çağdaşlarının gözünde büyük sayılmak istiyorsan , onlardan çok da fazla büyük olmamaya bak. İnsan halinden memnun olmasının en yüksek en ender görünen şekli bir başkasının başarısını onaylayabilmektir.
İNSAN VE CAMUS
İnsanının, yaşamı tam anlamıyla seçmesi demek, yaşamın saçma, dünyanın haksız, Tanrı’nın sağır olabileceğini düşünmüş olması demektir. İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. İnsan bilmediği şeyler üzerinde hep olmadık düşüncelere varır. Aslında insanın eninde sonunda alışamayacağı bir düşünce yoktur.
Padişahımız Hristiyan tebaasına küsmüştü. Birkaç yıl kiliselerin çanlarını susturdu. Baldırlarının altındaki kaplana boyun eğdirme zevkini tatmadan imparator olduğunun anlayamazdın. Gündelik hayat herkes için aynı. Şah da Padişah da çıplak doğar çıplak ölür, çıplak sevişir, yer, uyur, hastalanır, kızar, sevinir, o zaman ta Hint ellerine kadar Allah’ın yeryüzündeki gölgesi sayılmanın ne anlamı kalırdı ki?
Balıklar ağızlarını açıp kaparken ya da buzlar arasında çırpınırken çıkardıları “tık tık” sesleriyle alemi velveleye veriyorlardı. Herkes balık tarlasına dönmüş olan denize hücum eder oldu, koca koca torikleri çıkarıyor, kıyıya taşıyorlardı.
13bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.