Yuval Noah Harari

Yuval Noah Harari

8.7/10
2.242 Kişi
·
4.789
Okunma
·
450
Beğeni
·
10.299
Gösterim
Adı:
Yuval Noah Harari
Unvan:
İsrailli Araştırmacı, Tarihçi, Yazar
Doğum:
Kiryat Ata, İsrail, 24 Şubat 1976
Uluslararası çok satanlar listesine girmeyi başaran Profesör, Harari, Hayvanlardan Tanrılara adlı kolektif inceleme kitabının yazarıdır. 2002 yılında doktorasını Oxford'da tamamlayan tarihçinin uzmanlık alanı Dünya Tarihidir. 2013 yılında görev aldığı Kudüs Hebrew Üniversitesinde dünyanın bir çok yerinden gelen 80.000'den fazla öğrenciye ders vermiştir. 
 
Apollo 11 astronotlari Ay'a seyahat etmeden önceki aylarda ABD'nin batısında Ay' a benzeyen ıssız bir çölde eğitim gördüler. Bu alan pek çok Kızılderili topluluğa ev sahipliği yapıyordu. Bir yerliyle astronotlar arasında geçen bir diyaloğa dair şöyle bir hikaye vardır:
Birgün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir Kızılderili ile karşılaşırlar. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde Ay'a yapılacak bir araştırma seyahatinin parçası olduklarını söylerler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır,sonra astronotlarin kendisine bir iyilik yapmasını ister.
Astronotlar "Ne istiyorsunuz" diye sorar.
Yaşlı adam, "Kabilemdeki insanlar Ay'da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim."
Astronotlar "Mesaj nedir?" diye sorar.
Adam kendi dilinde bişeyler mırıldanir ve sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.
Astronotlar "Bu ne demek?" diye sorar.
Adam "bunu size söyleyemem. Sadece kabilem ile ay ruhlarının bileceği bir sır," der.
Üsse geri döndükten sonra astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulur ve ondan mesajı tecrübe etmelerini isterler. Ezberledikleri şeyi söyleyince çevirmen kahkahalar ile gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, astronotlarin dikkatle ezberledikleri sözlerin "Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınizi çalmaya geldiler." olduğunu söyler.
Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur...Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı'nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz?
Dünyada artık doğal kıtlıklar kalmadı, sadece siyasi kıtlıklar var. Eğer Suriye, Sudan ya da Somali'de insanlar açlıktan ölüyorsa, bu bazı siyasetçiler böyle istediği için oluyor.
Savaşı anlamak istiyorsanız tepedeki komutanlara ya da gökteki meleklere değil sıradan erlerin gözlerinin içine bakın.
Kim bilir kaç üniversite mezunu genç çok çalışıp iyi paralar kazanacaklarını düşünerek büyük firmalara giriyor ve ancak otuz beş yaşından sonra bu işlerden ayrılarak gerçek istediklerini yapmaya çalışıyor?
Günümüzde bile bazı insan kültürlerinde, örneğin Bari yerlilerinde, kolektif babalığın uygulandığı görülür. Bu toplumların inanışına göre bir çocuk tek bir adamın sperminden değil, pek çok spermin bir kadının rahminde birikmesiyle oluşur. İyi bir annenin, özellikle de hamileyken, pek çok değişik adamla seks yapması gerekir, böylece çocuğu sadece en iyi avcının değil, aynı zamanda en iyi hikaye anlatıcısının, en güçlü savaşçının ve en düşünceli âşığın da özelliklerini (ve babalık ilgisini) kazanacaktır. Eğer bu kulağınıza tuhaf geliyorsa, unutmayın ki modern embriyolojik çalışmalardan önce, insanların bebeklerin pek çok baba yerine tek bir babadan geldiğine dair kesin bir kanıtları yoktu.

Bu tür bir "eski komün"ün savunucuları, modern evliliklerde sıklıkla görünen sadakatsizliklerin, yüksek boşanma oranlarının, çocukların da yetişkinlerin de sıkça maruz kaldıkları psikolojik birtakım komplekslerin insanları tek eşli ilişkilerde ve çekirdek ailelerde yaşamaya zorlanmasından kaynaklandığını ve bu tür bir yaşamın bizim biyolojik yazılımımızla uyumsuzluğundan bahsederler.
İncelememe başlarken kitabı okumaya karar verirseniz tüm ön yargılarınızı ve bağlılıklarınızı bir kenara bırakıp kitaba öyle başlamanızı tavsiye ederim. Eğer din,ırk ve millet kategorileri sizin için birer tabuysa bu kitap sizi rahatsız edecek içeriğe sahip nitelikte.

Kitap çok çarpıcı ve sarsıcı olmasına rağmen,o kadar anlaşılır ve sade bir dil kullanılmış ki su gibi akıp gidiyor satırlar. Çok yazılmış zaten fakat kırmızı kalemle altını çizmek gibi olsun diye bir kere de ben yazayım. Kitap bu alanda bilgi sahibi olan olmayan herkesin anlayabileceği bir kitap. Eleştirel bir kitap olduğuna dair okuduğum yorumlara ise katılmıyorum, zira yazar kişisel görüşünü katmadan,kırmadan,incitmeden yazmış.Başta tabu dediğim konulara sert bir şekilde,kibirli ve rahatsız edecek biçimde değinmek yerine çok naif bir şekilde tane tane anlatmış. Sanki kimseyi kızdırmak istememiş de tersine gerçeği herkese göstermek istemiş.

Kitapta ilerledikçe kendimizi ne kadar önemsediğimizi daha şiddetle fark ettim. Sonuçta koca evrende önemsiz bir tür olarak ortaya çıkıp, hayal gücümüz sayesinde baskın tür haline dönüşen, türleri yok eden,türlerin günümüze dek devam etmesine sebep olan,koca evrende Dünya dediğimiz küçük noktada yaşayıp Tanrıcılık oynayan,hala kendimizi tek sanan kibirli hayvanlarız.

Gözümüzde devasa öneme sahip ne varsa tek tek önemsiz hale geliyor okudukça. Kitapla ilgili sevdiğim şeylerden birisi de önce sorgulamamıza öncülük edip sonra soruların cevaplarını tüm açıklığıyla aktarması. Bu konuda gerçek bu şekilde öyleyse siz diğer türlüye inanmayı bırakın demiyor asla. Seçimi bize bırakıyor, dilerseniz tüm bu sunduğum kanıtları bir kenara atıp görmezden gelerek bunca zaman inandıklarınızla yaşamaya devam edebilirsiniz demek istiyor gibi. Bilmemek bazılarımız için mutluluk olabilir.

Son kısımlardaki gelecek öngörüleri gerçekten ürkütücüydü. Kitabı okumaya başladığım zamanlarda "Black Mirror" dizisini izlemeye başlamıştım. Bilen vardır mutlaka dizide de gelecekte teknolojinin epey ilerlediği zamanlardan rahatsız edici bölümler izlersiniz. Birçok bölümü "Böyle bir şey olsa ne olur?" sorusunu sormanıza ve korkutucu hissetmenize neden olur. Kitaptaki gelecek varsayımları da aynı bu hissi verdi bana. Özellikle gelişmişlik ve mutluluk ilişkisine değinildiği kısımlar.

Bilim,mühendislik ve teknoloji çalışmalarıyla ileride şuanda bize imkansız gelen pek çok şeyi çözümleyebiliriz belki; fakat şahsi görüşüm bu teknolojilerin insanlar arasındaki uçurumu daha da açacağı yönünde.Muhtemelen Genetik Mühendisliği'nin nimetlerinden her Homo Sapiens yaralanamayacak,çünkü herkesin maddi gücü şuan olduğu gibi gelecekte de aynı düzeyde olmayacak ve Homo Sapiens'ten daha üst bir türe evrimleşme sürecinde daha mutsuz,yüksek ayrımcılığın hakim sürdüğü belki de kaosun hakim olduğu bir ortam bizi bekliyor olacak. Son yıllarda epey gözde hale gelen distopik kurgularda bahsedilen sınıflara ayrılmış bir düzen belki de hayal değil.

Bu mükemmel kitabı okursanız pek çok olaya farklı açılardan bakmaya başlarsınız,ama ben baktığım pencerenin önünde iyiyim,bana dokunmayın derseniz yavaşça o kitabı yere bırakın. İncelememi kitaptaki şu güzel alıntıyla bitirmek istiyorum.

"Gelecek belirsizdir ve şu son birkaç sayfadaki öngörülerin eksiksiz gerçekleşmesi gerçekten çok şaşırtıcı olur. Tarih bize, hemen önümüzde duruyor gibi görünen şeylerin öngörülmeyen engeller yüzünden gerçekleşemeyebileceğini ve onların yerine bambaşka, hayal bile edilemeyen senaryoların devreye girebileceğini öğretmiştir. Bizden cevap bekleyen en önemli soru, "Neye dönüşmek istiyoruz?" değil, "Neyi istemek istiyoruz?"dur."
Bu kitabı okumanızı tavsiye etmiyorum. Bir şeylerin farkında olmadan yaşamak bazen hepsinden daha güzel. Zira bu kitabı okuduktan sonra hayatınıza eskisi gibi devam edemeyeceksiniz. Çünkü zihninizde şimdiye kadar hiç oluşmamış sorular oluşacak ve kendinizi derin bir boşlukta bulacaksınız. Evet bu kadar iddialı bir kitap kendisi.
İnsanlık tarihine, insanlığa ve insana dair…

"İnsanlar özgür doğdular ama her yerde zincirler içine alındılar."
~Jean Jacques Rousseau

İlk insandan günümüze kadar birçok şey değişti. En basiti insan değişti… Yaşamak için avlanan insandan, keyfi için avlanan insana güncelleme yapıldı. Bunu tek başına, insan yaptı.. Şempanze yapacak değildi ya. Ya da bu güncellemeyi Microsoft’un sahibi Bill Gates vermedi….. Bizzat insan yazıp, güncellemeyi yayınladı ve her insan kendi güncellemesini indirdi…daha sonra kullanmaya başladı...

Kitaba dönecek olursak; ilk olarak kalıplaşmış zihinlerin, o kalıplardan uzaklaşıp okuması gereken bir kitap. Kafanızda belirli bir yapı taşı var ise uzak durun. Sizin kalıplaşmış ilkelerinize ters gelecektir. O yüzden her şeyden arınmış, nü bir yek beyinle okumaya başlayın.. Okumaya başlamaya karar mı verdiniz.. Gelin o halde başımızdan neler geçmiş, başınızdan neler geçecek bir ufak tur atalım.. Spoiler içermez ama insan vahşeti içereceği kesindir… İnsanlık namına yapabileceğim en iyi eleştirilerin olacağı inceleme olacaktır. Haydi başlayalım…!

Öncelikle bu kitap ile ilgili altmış iki alıntı paylaştığımı söyleyeyim. Sonra baktım bu işin sonu yok azalttım, sonrada bıraktım. Kitabı yazdığımı düşündüm çünkü. Altı çizilecek o kadar nokta var ki, hepsi tek bir kitapta toplanmış gibiydi. Bazı alıntıları şu an yeniden paylaşıyorum, inceleme öncesine hazırlık olması açısından. Kitabı okuyalı üç ay oldu sanırım. İncelemeyi yazarken Burzum’dan güzel bir liste yaptım..

Hayvanlardan Tanrılara: İNSAN! İnsan aslına bakarsanız dünyanın Tanrısı gibidir. Hatta ve hatta kendini İnsan Tanrı ilan etmiştir. Bir düşünün etrafınızda olanları, devletlerin kararlarını, toplumsal olayları.. Bunların hiçbirini doğa tek başına yapıyor mu? Aynı görüşte birleşen insanların, diğer görüşlere saygısı kalıyor mu? Her şeyi en ucunda yaşamaya çalışıyoruz. Sınırları zorladığımız şey İNSAN olmak için değil ne yazık ki, insanlıktan çıkmak için.

Voltaire, "Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkârıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür," demiştir. Biz şuan bunu tartışacak değiliz. Sadece konunun ironisine dikkat kesilmeniz için paylaştım. İnsanlar görmedikleri ya da maddesel olarak dokunmadıkları hayali şeylere bir yere kadar inanır. Ondan sonrası sadece kandırmak için kullandıkları kelimelerden ibarettir. İşte bu yüzden diyoruz ki; İnsanlar, kendi Tanrısal Dünyasını yaratmıştır. Bu Dünya’nın tek hakimi de onlardır. Dolar uğruna ağaç kesilecekse kesilir, dolar uğruna bir fil katledilip dişi birkaç züppenin boynuna kolye olacaksa olur, bir kadın eğlence uğruna satılabilir, bir çocuk açlığa terkedilip ölüme mahkum edilebilir. Bunlar en doğal eylemlerdir. Okuyunca garip, işleyiş olarak normaldir.

İlk insana dönelim? Teknoloji’nin olmadığı, dilin olmadığı insana… Doğa ile baş başa kalmış insan… Ne yapardı bu insan? Homo Erectus’tan………Homo Sapiens’e, yani bize.. Biz şuan Dünyada tek canlı insan türüyüz . Ne oldu geçmişimize. Neden o eski insanlardan bir canlı örnek yok … Cevabı basit aslında, her bir yeni insan türü, bir diğerini yok etti.. Beyaz’ın Siyah’ı yok etmeye çalıştığı gibi… Günümüzü düşünün şimdi, Beyaz insan ile Siyah insan arasında hala ayrım var. 22. değil 33. Yüzyılda da olsak bunun değişeceği imkansıza yakın bir şey. Beyaz insan, siyah insanı hakir görerek; onun üzerinde güce sahip olduğunu iddia etmektedir. Yani Beyaz insan üstün ırk, siyah insan ise işe yaramaz, çürük ırk olarak görülmektedir. Ve bunu yapanların çoğu, Tanrıya inanan insanlardır. Eee hani onu da Tanrı yaratmadı mı? Kendilerince saçma sapan cevaplar buldukları bir çok teoriyle gelirler. Evet ne demiştik, neden tek insan türüyüz.. Çünkü yok etmek bizim doğamızda var. İnsanın doğasında olan en nadide parça yok etme ve sahip olma dürtüsüdür. Kitabın içeriğinde karşınıza çıkacak olan durumlardan biri de Kadın, Erkek ve aile ile ilgilidir. Eski insanlar da ve belki de şuan yerli kabilelerin bir çoğunda evlilik vb. bir şey yoktur. İsteyen istediği ile birlikte olur, doğa çocuklar zaten kabilenin çocuğudur. Bir ayrım olmaz. Böyle bir ayrım olmayacağı içinde kıskançlık yoktur. Bu satırı okuduğunuzda bu ne saçma şey dediğinizi duyuyorum ama bunu şuan ki yüzyılda söylüyorsunuz. Binlerce yıl geriye gittiğinizde bu durum fazlasıyla normaldi. İlk insan ve ondan sonra gelen insan türleri her birini yok ederek yoluna devam etti. Bir çok toplu mezar bulunmasına karşında, bunların bilerek ve istenerek bir başka insan türünün sonunu hazırlayan katliamlar mı, yoksa doğal bir ölüm mü olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Bugün yapılan keşifler çok olmamakla beraber, bulunanlardan da çok fazla şey elde edilememektedir. Tek bildiğimiz, dünün ilkel insanı, bugünün teknolojik ve bilgili insanından farklı değildir. Bilgisel beyinlerin yaptığı katliamları unutacak kadar saf değilizdir. Şimdi ilk insandan çıkıp, yüzyıllarımızın insanına bir bakalım..

Avrupa diyelim.. İlk olarak İngiltere’yi konuya bahis edelim. Talleyrand Prensi şöyle demiştir; "Süngüyle pek çok şeyi yapabilirsiniz, ama üstüne oturmak pek rahat değildir." Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip üstelik çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir. Dünya sömürge ile haritalanmıştır. Ne demiştik, insanlar yok ederek hakim olmayı sever. Bir yere hakim olmak istiyor ise, derhal oranın yerli halkını katliam yolu ile yok eder ya da kendine köle yapar ya da kanının son damlasına kadar kurutur. Bakınız; İngiltere.. Fransa, İspanya…

Coğrafi keşifler başladıktan sonra, her bir ülke kendince bir yerleri keşfetmeye, keşfederken de sömürmeye ant içmiş bir TERMİNATÖR gibi her adım attığı yeri kuruttu. Yerli halkı katletti, onların ritüellerine, inançlarına ve topraklarına saygı göstermedi. Coğrafi keşiflerin hiçbirisi Tarih derslerinde anlatıldığı gibi masum değildir. Zaten birçoğunun da gerçek olmadığı daha sonra anlaşılacaktır. Keşiflerin her birinde kan vardır. İnsan kanıdır. Doğa’nın kanıdır. İnsan adım attığı her yeri katletmiştir. 1450’lerden sonra artık dünya sömürmek için keşfetmeye hazırdır…!! Savulun İnsan ırkı, Avrupalı ırklarınız gelip sizi katletmeye, çocuğunuzu öldürmeye, soyunuzu kurutmaya geliyor…! O eski kabilelerden, yerli halktan bir şey kalmadı… Belki kalsaydı, bizden önceki insan türüne dair daha somut deliller elde edilebilirdi.
"Bir imparatorluk kurmak ve sürdürmek genellikle büyük nüfusların katledilmesini ve geriye kalanların da zalimce bastırılmasını gerektirir."
İnsan ırkı vardı, yavaş yavaş gelişti… Her yeni ırk, bir önceki ırk ile karşılaştı ve onu yok etti.. Bu yok edilişe doğada ayak uydurur. Birbirinden habersiz birçok insan türü aynı anda yaşamış bile olabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ama ayrı ırkların birlikte olması, günümüzün siyahı ile beyazının birlikte olması gibidir. Hala kabul görmemektedir ve daha 40-50 yıl önceye kadar, idama giden kararlar alınmıştır.

Son insan türüne gelelim.. Yani bize.. neler yaptık, neler yapıyoruz??

"16. Yüzyıldan 19.Yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu(...) Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada da şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu."
"Avrupayı kasıp kavuran Sanayi Devrimi, bankerleri ve sermayedarları zenginleştirdi ama milyonlarca işçiyi sefalet içinde fakirliğe mahkum etti."

Sanayi Devrimi….!
Sanayi Devrimi ile Sapiensler yani bizler tamamen değiştik. Öyle bir değiştik ki, hala toparlanamadık ve bununla birlikte Dünyanın sonunu getirmek için en hızlı şekilde çalışıyoruz. Birilerinin zengin, birilerinin fakir olduğu net bir düzende yaşıyoruz. Bunu kabul ettiğimiz için de olan şeylere çok tepki göstermiyoruz artık. İnsanların katledilmeleri, yüzyıllar önce duyulması çok zor bir haberken, şimdi olduğu anda bile haberimiz olmaktadır. Yalnız değişen bir fark var; hissiz bir insan türü vardır artık. İnsanlar ölümlere bile çok tepki vermiyor artık. Uysal bir hayvan gibi itaat ediyor ve sesini çok nadir çıkarıyor. Zaten sesini çıkaran grup istediğini alıyor ise; derhal o zulmetmeye başlıyor. Bu da tekerrürün bir tarihi oluyor. Yani hiçbir şey değişmiyor.

Günümüz insanını tanıyalım;
"Ortaçağ Avrupası'nda, aristokratlar paralarını aşırı lüks şeylere dikkatsizce harcarken köylüler her kuruşu sayarak tutumlu yaşarlardı. Bugünse durum tam tersine döndü; zenginler kendi yatırımlarına ve varlıklarına dikkat ederek yaşarken, daha az varlıklılar borca girerek hiç ihtiyaçları olmayan arabalar ve televizyonlar alıyorlar."
Evet, tam olarak olduğumuz konu bu…. Tüketim insanı olduk.. İlk insan beslenmek için avlanırken, biz keyif için her şeyi yapıyoruz. Konu karnımızı doyurmayı geçti, doğanın zevklerini bile bir kenara bıraktık, suni zevkler arıyoruz. Ama buna karşın mutlu değiliz… "Tarihin seçimleri insanlığın faydası için yapılmamıştır. Tarih ilerledikçe insanların iyilik ve mutluluğunun geliştiğine dair hiç bir kanıt yoktur."
İnsanlar mutlu değildir… Para bile insanları mutlu etmemektedir. Çünkü insan elde ettiği şeyi bir süre sonra umursamaz bir hale gelir. Anlık mutluluk için yapılan şeyler, uzun süre sürmez…
"Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz. İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar."
Artık pahalı cep telefonları ardı ardına alınan ayakkabılar, elbiseler, yeni koltuk takımları ve işimize yaramayan birçok ıvır zıvır, dünyamızın yeni çöplüğü haline geldi. "Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur." Bu doğurgan tablo, homo sapiens’tir.

"Şuanda insanlar her zamankinden daha fazla çelik ve kıyafet üretip, öncekinden çok daha fazla bina inşa ediyorlar."
Tüketiyoruz….
"...on milyarlarca çiftlik hayvanı bugün mekanik bir üretim bandında yaşıyor ve her yıl bunların 50 milyar tanesi kesiliyor."
Tüketiyoruz…… Sınırsızca tüketiyoruz… Sadece Paraya İtaat ediyoruz…
"Aynı Tanrıya inanmayan veya aynı Krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar."

İnsan doğdu.. İnsan yaşadı.. İnsan katletti.. İnsan öldü… İnsan bunların içinden sevgiye ve hoş görüye çok az hizmet etti. İnsan daha önce de kullandığımız tabiri ile kendisini Tanrı ilan etti. Ne isterse onu yaptı ve yapıyor. Ne isterse onu yapmaya devam edecek. TERMİNATÖR gibi, önüne ne çıkarsa paramparça ediyor.
İnsanlığın kısa tarihine göz attığınız bu eser, insan ırklarından girip, günümüze, günümüzden çıkıp, 1800’lere, 1800’lerden M.Ö ve M.S.’ya gidiyor. Edineceğiniz bilgilerin belirli bir sınırı yok ve bu sizi şaşırtarak okumaya sevk edecektir.

Kitabı okuduktan sonra, sizlere Dan Brown ‘un Başlangıç ‘ını okumanızı öreniyorum. Yuval Noah Harari 'nin yazdıklarının, kurgusal olarak karşınıza çıkmasına olanak sağlamış olacaksınız.

Uzunca yazdığım incelemenin sonuna geliyorum. Atladığım çok şey var ve hepsini buraya kısaca yazmam imkansız. Daha çok İnsanlardan, ırkların yok edilişinden, sanayi devrimi, coğrafi keşifler ve tüketim çılgınlığından bahsettim. Dediğim gibi kitap anlattıklarımdan daha fazlasıdır.

Herkese önermiyorum. Çünkü kalıp insanların okuyamayacağı bir kitap. Derin bir nefes alın, zihninizi boşaltın ve öyle okuyun. Bakın o zaman bilginin karşısında eğileceksiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=YPGeEE05N5A

İyi okumalar….
Bu kitabı okumaya karar verdiyseniz ve üstüne biraz araştırma yaptıysanız, genel olarak belirli tabulara sahip olan kişilerin kitabı okumaması hakkındaki yorumlara rastlamışsınızdır.

Kitabın konusu; özetle insanın dünya üzerinde nerden nereye geldiğini ve bundan sonraki akıbetini konu alıyor.
Londra Doğa Tarihi Müzesi’ni gezme şansını yakalamış; Charles Darwin’in çalışmaları ve bulmuş olduğu kalıntıları görmüş biri olarak, kitabın ilk 100 sayfasını ilgiyle okudum. Evrimleşme sürecini bilimsel olmasının yanı sıra yalın bir dille anlatmış.

Kitapta, insanoğlunun yerleşik hayata geçişiyle birlikte ihtiyaçlarının, beklentilerinin ve yaşam standartlarının değişimi uzun uzadıya anlatılıyor. Buğday hakkında birçok çarpıcı gerçeği açıklıyor. Vejetaryen olmaya yatkınsanız muhtemelen bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle vejetaryen olma kararı verirsiniz. Çünkü, insanoğlunun tüm doğayı nasıl kendi çıkarları için telef ettiğini tane tane yazmış. Aşağıda yer alan animasyonu aylar önce izlemiştim. Bu kitabı okuyunca o animasyon canlandı gözümde. Animasyonu https://goo.gl/dDhX1e linkten izleyebilirsiniz.

Paranın hayatımıza girmesini konu aldığı bölümler ve paranın hayatımıza katmış olduğu kredi, banka konularının ele alındığı bölümleri okurken biraz sıkıldığımı itiraf edebilirim. Seneler önce okuduğum ders kitaplarımı hatırlattı bana. Tabii konuya aşina olmayan kişiler için güzel bir bilgi aktarımı olmuş.

Kitabın ilk 300 sayfası hep bizden önce yaşananları konu almış. Aman canım geçmiş, geçmişte kalmıştır diyorsanız ve okuduklarınız sizi etkilemediyse son 100 sayfayı daha dikkatli okumanızı tavsiye ederim.
İnsanoğlunun şu anda yaşadığı içsel kaosu ve geleceğinin belirsizliği var son 100 sayfada. İnsanın Siborglara dönüşümü hakkında enteresan bilgilere yer verilmiş. İnsan ırkının tamamen değişeceği ve Siborgların artık insan değil, hatta organik bile değil, tamamen farklı bir şeye dönüşebileceğinin sinyaller veriyor.
Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlüğe duyulan özleme, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında yer alan mutluluğun en üst düzeyde olmasına ve George Orwell’in 1984’ün ünlü “Büyük Birader”inden de bahsetmiş olması hoşuma gitti. Yazar Frankenstein’in kehanetine de yer vermiş kitapta. Şimdilerde aslında üzerinde kafa patlatılan dijital keşiflerin ve robot üzerine yoğunlaşan çalışmaların belkide insan ırkının sonu getirebileceğini anlatmış. İnsanlığın sadece gelişebilmek adına soylarını tükettiği bir çok canlı türü ile aynı kaderi paylaşabileceği gerçeği var. Bunlar çok ürkütücü gerçekler değil mi?

Bu kitabı okumadan önce Gılgamış Destanı’nı, Dr. Frankenstein’i, Cesur yeni Dünya’yı ve 1984’ü okumanızı tavsiye ederim. Hepsi birbirinden değerli kitaplardır.

Matrix filminin ünlü bir sahnesi vardır. Morpheus elinde iki hap ile Neo bir seçim şansı verir ve şöyle der; "Mavi hapı seçersen hiçbir şey hatırlamazsın, yatağında uyanırsın ve istediğin her ne ise ona inanırsın. Kırmızı hapı seçersen, sana gerçekleri gösteririm. “

Ben mavi hapı seçiyorum derseniz, kitabı okumak sizin için tam anlamıyla bir zaman kaybı olmasının yanı sıra işkenceye dönüşebilir. Fakat ben meraklıyım ve kırmızı hapı seçiyorum derseniz, kitaptan oldukça keyif alacağınızı söyleyebilirim.
Yazarın ilk kitabı, ve dili o kadar sade ki branşıniz ne olursa olsun çok rahat şekilde anlayabileceğiniz bir üslup kullanılmış. Konusu insanoğlunun başlangıcından günümüze kadar ki gelişimini anlatıyor. Özel mülkiyet kavramın ortaya çıkışıyla insanoğlunun hayatında ki değişimleri aşama aşama çok güzel açıklamış. Neanderthaller, homo sapiens, avcılar ve toplayıcılar, kadının eski tarihlerde ki önemi, para, dinler, mitler, ilk köyler, hiyerarşi, ilk dedikodu :) özellikle amerikalı bir astronot ile Kızılderili arasında geçen bir diyalog çok hoşuma gitti, müthişti. Kitabı bitirdiğiniz zaman insanoğlunun tarihi hakkında epey bir bilgi sahibi oluyorsunuz.Yazarın ilk eseri olmasıyla dolayısıyla epey emek verilmiş.Bu konuya ilgisi olanların mutlaka okuması gereken bir eser.
Son zamanlarda Sapiens sebebiyle adından çok bahsettiren Yuval Noah Harari'nin, Sapiens kadar müthiş bir diğer eseri.

Sapiens biterken yazar bize "Neyi istemek istiyoruz?" diye sorar. Homo Deus'a geldiğimizde isteyebileceğimiz muhtemel arzu ve yaşantıların Sapiens toplumu ve bireylerini ne şekilde etkileyebileceğinden bahseder. Kitap başlarken yazarın anlattıkları bize biraz Sapiens'i anımsatır. İnsanların önemsiz bir hayvan olarak tarih sahnesine çıkmasından,hayali gerçekler ve işbirliği yeteneğiyle gezegenin hakim türüne dönüşmesine hızlı bir hatırlatma yaparak,bundan sonra işlerin nasıl bir hal almaya başladığına geçer. Düşüncelerimiz,iç güdülerimiz,davranışlarımız gerçekten bizim kendi elimizde mi yoksa kendimizi mi kandırıyoruz sorusunu uzun uzun irdeler.(Büyük oyuna değil,biyolojiye odaklı irdelemeler.)

Harari'nin web sitesine girdiğinizde sizi “History began when humans invented gods, and will end when humans become gods” (Tarih insanlar tanrıları icat ettiğinde başladı,ve insanlar tanrılara dönüştüğünde son bulacak.) cümlesi karşılar. Başlı başına bu cümle bile pek çok tepkiyi üzerine çekecekken,kitabın içeriğinin doğuracağı rahatsızlıklar hakkında tahmin yürütmek pek de zor değil.

Kitapta o kadar çok bilgi var ki nasıl toparlasam da bahsetsem,mümkün olsa da tamamına yakınını alıntılayabilsem.

"Biyomühendislik doğal seçilimin bütün hünerini sergilemesini sabırla beklemeyecektir. Biyomühendisler eski Sapiens bedeninin genetik kodunu baştan yazacak, beynindeki devreleri yeniden bağlayacak, dengesini değiştirecek, hatta yeni uzuvlar geliştirecektir." Tüm o sayborg uzuvlar,üstün kan kavramları size fantastik-distopik romanlardan fırlamış gibi geliyorsa işitme cihazından,protez organlara ufaktan bir başlangıç yaptık bile diyor Harari. Daha ileri gidilmesinin önündeki tek engel yine biz ve hayali gerçekliklerimiz(yasalar,hükümetler,devletler gibi. ) olduğu gibi gelecek yine bu hayali gerçekliklerin isteğine göre şekillenmeye başlayacak şeklinde öngörüyor. Kitapta verdiği örnek verilerle de pekiştiriyor bu savını.Eskiden tıp sadece hastalıkları tedavi etmeye uğraşıyordu şimdi ise daha iyi özellikler için çabalıyor dediğinde,aklınıza ilk başta estetik geliyor ve neden olmasın mümkün olabilir diyorsunuz.

"İnsanlar sağlık, mutluluk ve gücün peşinde bir bir özelliklerini değiştirecekler, ta ki artık insan olamadıkları güne dek." cümlesi kadar tüyler ürpertici kaç kehanet var?Sapiens incelememde bu özellikler için herkesin alım gücü aynı olmayacağı için eşitsizlik artacak şeklinde bir cümle kurmuşum,yazar da aynı öngörüye sahip. Bu durumda geçmişte nasıl ki Sapiens dışında farklı insan türleri de mevcutsa gelecekte de aynısı olacak diyor. Sapiens nasıl ki Neandarthel kuzenlerini tarihe gömdüyse,belki de Homo Deus da Homo Sapiens'i ortadan kaldıracak diyor. Belki de gelecekte işkence gören kedi,köpek durumuna düşeceğiz üst insanların hakimi olduğu dünyada.

"21. yüzyılda ilerleme trenine yetişenler, yaratmanın ve yok etmenin ilahi kudretini elde ederken, geride kalanlar yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacaklar."

İnsanların Tanrı mertebesine yükselmesinin yanında izin verdiğimiz taktirde yapay zekanın yapabileceklerinin sınırının olmadığı,işlerimizi elimizden alacağı hatta bizim de bu verileri gönüllü olarak sunacağımızı anlatıyor.Üzerine şimdilik hükümetlerin,gizli güvenlik teşkilatlarının elinde pek çok verinin mevcut olduğunu fakat bunlarla ne yapabileceklerini bilemediklerini ifade ediyor.

Hümanizm ve dinlere,kapitalizm,komünizm gibi tüm görüşlere vermiş veriştirmiş en kaba tabirle. Özellikle hümanizm ve dinler konusunda bu kitabında çok daha cesur ve agresif buldum kendisini. Belki de ilk kitabıyla rüştünü ispatlamaktan gelen bir öz güven söz konusudur. Din,devlet,görüş aklınıza ne gelirse hepsine savaş açmış adeta,açın gözünüzü uyanın bunları biz uydurduk ve şimdi uydurduklarımıza tapar olduk diyor. Pek çok zümreyi aşırı derecede rahatsız edeceği kesin.

Kendi adıma mest olarak okudum, değindiği konuları çok yalın ve açıklıkla anlattığı için sıkılmadan okuyabilirsiniz. Kitap bittiğinde elimizdeki farkındalıkla kalıp, kitabın bitiş sorusu üzerinde uzun uzun düşünüp çıldırabiliriz. :)

"Bilinci olmayan ama yüksek zekalı algoritmalar bizi bizden daha iyi bilecek duruma geldiğinde toplum, siyaset ve gündelik hayat ne olacak, neye benzeyecek?"
Kitabı okumayan arkadaşlar benim gibi "spoiler" düşmanı ise lütfen incelemeyi okumayınız (!)

Ey Harrari !!! Geldiysen kapıya değil kafama üç kere vur...

Tık... Tık... (...)

Son vuruşu sanırım Homo Deus ile yapacak. Neyse. "Naçiz'Hane" İncelememize başlayabiliriz.

Nasıl ki yazar taaaa insanlığın tahmin edilen tarihinden başlayarak günümüze geldiyse ben de incelemeyi en baştan kitabın sonlarına doğru yapmayı görev sayarım. Sayın yazar sadece insanlık tarihinden değil evrenin teorileriyle sabit kara deliğinden bir teleskop yardımıyla dünyadaki küçük canlılara doğru çoooook geniş bir perspektiften bakmış. Dinî tabuları olan ve az buçuk kitap okuyan bir insan dahi Homo Sapiens' i okuduğu zaman yazara kesinlikle kızmayacağını iddia ediyorum. Bir insan düşünün ki insanlık tarihini anlatırken bilime, dine, teknolojiye, sosyolojik evrime ve tarihe değinecek ve duygularını işin içine katmayacak. İşte o kişi Harrari. Yani insan bu kadar mı naif olur. Bu kadar mı "aman inanan insanlar da beni okuyacak" diye düşünüp herkesin anlayacağı bir üslup takınır. Alkıııııış seni seviyoruz Harrari !

Savaşan İmparatorluklara kızmıyor, kapitalizme kızmıyor, dinlere kızmıyor, yapılan hatalara kızmıyor. "Şunu şöyle yaparsanız küçük dünyamızı kurtarırız" demiyor. Dünyayı birbirlerine sıkı sıkıya bağlı toplumların veya günümüzün bireyselleşmeyi ön plana çıkaran toplumların doğrularını yanlışlarını öne çıkarmıyor. Küçük bir Tanrı' nın insanlara bahşettiği "cüzi iradeyi" nasıl kullandıklarını uzaktan izleyerek müdahele etmeden bakması olarak düşünülebilir Harrari.

Eleştirdiğim noktaları yok mu? Var. Örneğin; "1789'da Fransız nüfusu, neredeyse bir gecede kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakıp halkın egemenliği mitine inanmaya başladı." Kısmı... Sayın Harrari Fransız halkı kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakalı 100 yılı kapsar. 1 gecede inanmayı bırakmadılar...

Homo Sapiens (günümüz insanları) ' in Homo Erektus, Neandertaller (eski atalarımız)' a göre fiziken güçsüz akılca üstün olduğu yine Homo Sapiens' in bu aklı kullandığı için diğer türleri yok ettiğini ve bunu da dil becerimize bağlaması da hep düşündüğüm bir olaydı. Ve Harrari' nin kaleminden zihnime koca bir fener ışıltısı yayılır... Cümle aynen şöyle "En muhtemel cevap, zaten tartışmanın da hâlâ sürmesini sağlayan şey, Homo sapiens dünyayı, her şeyden önce kendine özgü dili sayesinde fethetti."

Beni en derinden etkileyen şey ne diye kendime soru soracak olsam...

Sanırım bir konuyu ele alırken (ister bilimsel bir konu olsun ister arkadaşlar arası sohbet) ortadaki gerçeği "bütün yönleriyle" ele almanın önemi olurdu... Geçen bir yaren bana aynen şöyle dedi "bence Osmanlı' nın çöküşünün temel sebebi..." hoooooop orda bi duuur. Tamam Cumhuriyetçiyiz eyvallah ama öyle Osmanlı' nın çöküşü bir sebebe bağlanacak kadar basit bir olay değil. Ve temellerine dinamit koyup bir anda çökertemezsin. Aynen şöyle der Sayın Harrari "tarihi süreci makro düzeyde anlayabilmek için bireysel hikayeler yerine büyük resmi incelememiz gerekir." (:

İşte Harrari bana bunu öğretti.

Geçmişte insanlar daha derli topluydu, aile bağları kuvvetliydi; "nerde o eski bayramlaaaaar" evet! Fakat unuttuğumuz bir şey var. Değişiyoruz! Dönüşüyoruz! Zorundayız!

Amerika' daki bireysel hayatı eleştirip teknolojilerini kıskanıyorsan kızını da bi zahmet Avrupadaki en iyi Üniversitelere de göndereceksin. Orada kendisini eğitecek, ülkene gelip ülkende o teknolojiyi kendisi üretecek. (Siyasi olayları bir kenara bırakacak olursak.

Ve itiraf etmeliyim ki Üniveriste okumuş ve okuduğu dört yılın hemen hemen iki buçuk yılını ailesiyle geçirmiş biri olarak sanırım ailemden biraz kopmuş gibiyim. Doğal bir değişim midir bilmiyorum ama daha bireysel yaşıyorum ve bu da beni rahatsız ediyor.

Daha çok duygusala bağlamamak adına sona gelmek istiyorum ki, "kapitalizm" konusuna değinmeden de edemeyeceğim. Harrari kapitalizmi şöyle özletiyor. Komünizm başarısız oldu. Kapitalizm Adam Smith' in dediği gibi Kazan-Kazan üzerine kurulmuş liberalizmle de geliştirilmiş insanlık tarihinin kaçınılmaz bir sonudur. Kaynaklar her ne kadar sınırlı olsa da insanlık daha uygun maliyetle hammade üretip bunun üstesinden gelecektir. Eğer günümüz teknolojine sahipsek bu kapitalizm sayesindendir. Fakat "karma ekonomiye ne oldu?" derler adama. "Kapitalizm küresel bir sömürü değil miydi?" derler adama ki bu son cümleyi kendisi örneklerle de başka bir kısımda anlatmış. Orda bir çelişki söz konusu sanırım. Ama bu kitabın geri kalan %99 luk güzelliğine saydam bir gölge dahi düşürmüyor.

Veee bir incelemenin daha sonuna gelinir. Benden bu kadar sayın okurlar.

~Kitapla kalın-keyifli okumalar~
Okuduğum bir kitabın, okurken beni derinleştirdiği, hakkında bilgi veya fikir sahibi olduğum şeyler hakkında paradoks yarattığı, beni sıkıştırıp belki biraz da kabul etmek istemediğim bir takım şeylerle beni fazlaca düşünmeye sevkettiği kitap bana göre nitelik sahibi bir kitaptır.

Bir dostumun da dediği gibi, bir kitabın öncesi ve sonrası olmalıdır kişi için. Eğer kitabı okuduktan sonra zihniniz esnemediyse, görüş alanınız aynı perspektif üzerinde sabit kalmışsa, fikrinize ve bunun doğurduğu bir sonuç olarak da dilinize bir incelik getirmediyse o kitap size pek bir şey katmamış, yalnızca iyi bir film izlemiş gibi ya da can sıkıntısı gidermek için bir hobi etkinliği yapmış olursunuz. O an keyif verir, belki cüzi miktarda katkısı olur. Fakat kitap okuma eylemi bundan daha fazlasını vaat etmelidir okura.

Gelelim kitabımıza:

Sapiens benim için nitelikli bir kitap oldu. İnsan türünün evrimle olan başlangıcından modern çağa kadar geçen süreyi ve sapiens türünün evrimsel, gelişim ve bilimsel  tarihçesiyle birlikte, yine Homo sapiens'in ilk başlarda avcılık ve toplayıcılık yaparak sürdürdükleri yaşamlarının daha sonra yerleşik hayata geçmelerini izleyen tarım devrimi, bilimsel devrim ve sanayi devrimiyle modern çağa uzanan bir nevi yaşam kronolojisini 400 sayfalık bir hacimde toplayan adeta bilgi deposu niteliğinde bir eser. Bunula birlikte insan topluluklarının var ettiği devletler, imparatorluklar, siyasi/politik yönetim biçimleri, dinler ve ideolojiler üzerinden derince anlatımlar okuyucuyu sanki zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Elimden bırakmak istemediğim, işten eve gitme saatini sabırsızlıkla beklediğim hatta her bulduğum boşlukta okumaya çalıştığım ender kitaplarımın arasına girdi. Bu kitabı okumama vesile olan kitap kulübüme bunun için ayrıca teşekkürü borç sayıyorum.
İnsanın; bir maymun cinsiyken, hayvanlara eş bir yaşam sürerken nasıl bugüne geldiğini yalın bir dille anlatmış yazar. Medeniyet iyi bir şey mi? İnsanlar medeniyet denen hapishanenin içinde mutluluğu kaybettiler mi? Medeniyetin başladğı diyerek övündüğümüz ''tarım devrimi'' insanın kendine verdiği bir ceza mı? Hayvanları ve bitkileri evcilleştiriyorum diyerek, insan asıl kendini mi evcilleştirdi? Ve kendini kısır bir döngünün içine mi soktu? Ve dahi dünyada kendi cehennemini mi yarattı? Okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum...
Carl Sagan'ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı; Jared Diamond'ın Tüfek, Mikrop ve Çelik ve Richard Louv'un Doğadaki Son Çocuk eserlerine nazaran daha az akademik, daha evrensel ve geniş açıdan yaklaşılmış, daha geniş bir zaman dilimini kapsayan enfes bir çalışmanın eseri sizi bekliyor. Bahsettiğim kitaplarla karşılaştırıp, bu üç kitabı önemsizleştirmediğimi belirterek, Sapiens'in en geniş perspektifle insanlık tarihine ışık tuttuğunu söylemeliyim. Son yıllarda okurken, ihtiyaç hissettiğim bilgiler bombardımanına uğradığım başka bir kitap hatırlamıyorum. Kesinlikle okunmalı, okumakla kalınmamalı, üzerinde derin düşünceler geliştirilmeli ve okuyanlarla saatler belki günlerce tartışılmalı derim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yuval Noah Harari
Unvan:
İsrailli Araştırmacı, Tarihçi, Yazar
Doğum:
Kiryat Ata, İsrail, 24 Şubat 1976
Uluslararası çok satanlar listesine girmeyi başaran Profesör, Harari, Hayvanlardan Tanrılara adlı kolektif inceleme kitabının yazarıdır. 2002 yılında doktorasını Oxford'da tamamlayan tarihçinin uzmanlık alanı Dünya Tarihidir. 2013 yılında görev aldığı Kudüs Hebrew Üniversitesinde dünyanın bir çok yerinden gelen 80.000'den fazla öğrenciye ders vermiştir. 
 

Yazar istatistikleri

  • 450 okur beğendi.
  • 4.789 okur okudu.
  • 958 okur okuyor.
  • 5.442 okur okuyacak.
  • 342 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları