Hayatım boyunca hep ne olduğumu sorguladım. Kendimi çoğu zaman başka insanlardan farklı hissettim. Biz neyiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, ne olacağız? Bu sorular zihnimde hiç susmadı. Zaman zaman zekâmı, empati yeteneğimi, farkındalık seviyemi düşünüp durdum. İnsan, ister istemez kendini farklı bir noktaya koymak istiyor.
Ama sonra şunu fark ettim: Koca evrende küçücük bir zerreyim. Hiçbir şey bilmiyorum. Belirgin bir yerden gelmedim, kesin bir yere de gitmiyorum. Sapiens’i okurken, tam da bu düşüncelerle örtüşen yeni aydınlanmalar yaşadım. Bir kez daha, aslında hiçbir şey bilmediğimin farkına vardım.
Homo sapienslerin sandığımız kadar “özel” olmadığını; aksine bulundukları ortama, dünyaya, diğer canlılara ve hatta kendi türüne ne kadar büyük zararlar verdiğini görmek sarsıcıydı. Hep içimden şöyle geçirirdim: Belki de insanlık için zaman çoktan doldu. Bir şeyler çökecekse çöksün, sistem iflas edecekse sonuna kadar gelsin.
Çünkü insan gerçekten acımasız bir varlık. Önüne geleni tüketen, durmayı bilmeyen, son damlaya kadar sömüren garip bir hayvan. Sapiens, bana bilgi vermekten çok, bu gerçeği yüzüme çarpan bir ayna oldu.