Bu kitabın çıkış haberi bende büyük bir heyecan yaratmıştı. Harari’nin yine harikalar yarattığına şüphem yoktu ve nitekim yanılmadım. Beklentilerimi fazlasıyla karşılayan, hatta beni hayal bile edemeyeceğim kadar ileriye taşıyan bir okuma oldu.
Bilgi sahibi olmakla bilgileri anlamlı bir bütün haline getirebilmek birbirinden çok farklı şeylerdir. İlki istemeye bağlıdır, ikincisi ise yeteneğe. Harari’ bu kitabında, tarihin akışı içinde gerçekleşmiş olay ve olguları tıpkı bir yapbozun parçalarını doğru bir şekilde bir araya getirir gibi anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birbirine bağlıyor. Üstelik sıradan bir tarih kitabı değil; edebi bir dokunuşla zenginleştirilmiş, tarihin satır aralarına ustalıkla mercek tutan, bir zaman panoraması niteliğinde bir başyapıt. Harari yine şaşırtmadı.
Bu kitapta, bilgi ağlarının tarihsel gelişimini okuyoruz. Eserin merkezinde, dördüncü sanayi devriminin hammaddesi olan bilgi ve onun evrimi yer alır. Yazar, bilginin—daha teknik bir ifadeyle verinin—tarihsel süreçte değişen işlevi üzerine sağlam bir akıl yürütme yapıyor. Birinci Sanayi Devrimi’nden Dünya Savaşları’na, oradan bilgisayar çağına kadar, olayların ve olguların ışığında bilginin nasıl dönüştüğünü irdeliyor. Bilgi nedir? Hangi bilgi kullanışlıdır? Bize sunduğu yenilikler nelerdir? Bilginin kullanım biçimi hangi tehlikeleri beraberinde getirir? gibi soruların peşine düşüyor.
Kitap, titiz bir araştırma sürecinin ürünü olduğu her satırında hissedilen, neredeyse bir ders kitabı niteliğinde bir eser. Ancak asıl etkileyici olan, yazarın öğrendiklerini mantıklı bir çerçevede, zekice bağlantılar kurarak bir bütün haline getirmesi. Aynı zamanda tam bir tarih şöleni. Tarihe edebiyatın penceresinden bakmayı seven biri olarak, okurluk yolculuğuma büyük bir katkı sağladığını