“Hayaller hayata sığmıyor” diye kamyon arkası bir yazı okudum az önce, sanki tüm hayatım gözlerimin önünden geçti. Çünkü en çok benim gibi hayal kurmaktan vazgeçen insanlar, bu cümlenin ne demek olduğunu bilir. Ardında binlerce heyecan, beklenti ve vazgeçiş yatıyor bu cümlenin.
Bazen içimde taşıdığım şeylere bakıyorum da... Gitmek istediğim yerler, okumak istediğim kitaplar, kurmak istediğim hayat, tanımak istediğim insanlar, yaşamak istediğim onlarca güzel an... Hepsi içimde bir yerde duruyor. Ama günler geçiyor, yıllar geçiyor ve ben hepsine yetişemiyormuşum gibi hissediyorum. Aslında yetişemiyorum da...
Buna üzülüyorum çünkü bazı hayaller gerçekleşmediği için değil, beklediği için yoruyor insanı. Sanki içimde sessizce oturmuşlar da arada bir bana kendilerini hatırlatıyorlar. Bir şarkıda, bir kitap cümlesinde, camdan dışarı dalıp gittiğim bir anda... "Biz hâlâ buradayız" diyorlar.
Bazen düşünüyorum; dışarıdan görünen benle içimde yaşayan ben aynı kişi mi gerçekten? Çünkü insanların gördüğü hayatla, benim kalbimde taşıdığım hayat arasında kocaman bir mesafe var gibi. İçimde hâlâ gidilmemiş yollar, açılmamış sayfalar, yaşanmamış hikâyeler duruyor.
Kimseye anlatmadığım hayallerim var benim. Gerçekleşirse dünyalar benim olacakmış gibi hissettiğim, gerçekleşmezse içimde hep eksik kalacak olan hayaller... Belki de bu yüzden bazen uzaklara dalıp gidiyorum. Çünkü insan sahip olduklarına değil, içinde taşıyıp da yaşayamadıklarına üzülüyor.
Ve galiba beni en çok yaralayan şey şu: Bazı hayallerin gerçekleşmeyeceğinden korkmaktan çok, onlara yetişemeyecek olmaktan korkuyorum. Hayat akıp giderken, içimdeki o güzel şeylerin birer birer sessizleşmesinden...
Belki de mesele hayallerimin çok büyük olması değil. Belki mesele, kalbimin bu hayata sığmayacak kadar dolu olmasıdır.
O
Dünyaya yardım için yapabileceğin tek şey, senin kendi kabusundan uyanmak; dünyanın senin yardımına ihtiyacı olduğu veya aciz bir kurban olduğu inancını bırak.